-5.Bölüm-

3440 Kelimeler
Cemal’in bindiği araba beklemeksizin hareket ederken Nare dizlerinin üzerinde elleri yolun taşlarını sıkarken ağlamamak için gözlerini kapatmıyordu. Yere kendini bırakmadan önce yaş dökülmüştü ya ela gözlerinden ondan sonrasına izin vermemişti daha fazla akmasına, tutmuştu kendini. Tüm duyguları boğazına oturmuş bir taş gibi orada duruyor, kalbi sarmalandığı acıyla hala nasıl atıyor nefes alıyor şaşıyordu Nare. Bedeni bile taşıyamamıştı Cemal’in koyup gidişini, kalbi bu acıya rağmen hala nasılda güm güm atıyordu ki? Atmasın, yaşamasın, Nare bundan sonra nefes almasındı. Devran’ın gergin şakakları daha bir gerilmişti, ne için gelmişti de ne bulmuştu. Dün gece Nare’nin konuşmasını bir üst katta daha küçük terasta İclal’le görüşme yaparken duymuştu. Gecenin bir vakti, karanlık geceye özlemle çıkartan bir duygu varsa o da aşktı. Devran yanılmamış hemen telefonu kapatıp Nare’nin konuşmalarına daha kulak verdiğinde onların kaçacağını duymuştu. O an çok sevinmişti. Üzerine bırakılan yükten iki taraflı kurtulmanın yolunu bulmuştu. Nare’in kaçacak olduğu adam Cemal, eğer ki Nare’yi sevecek koruyup kollayacak biriyse onlara arka çıkacaktı. İşse iş, evse ev, Hasret halasının kızını emanet alıp onlara yuva kuracak daima da Nare’yi gözetecekti. Devran bu ağalığı yapacaktı yapmasına ama ortada Nare’nin sevdiği kalmamıştı. İlk sınavında dersten kalmıştı Cemal, bundan sonra şah olup karşısına çıksa değeri yoktu artık. Oysa tuttuğu eli bırakmasaydı Cemal, deseydi öleceksek de beraber yaşayacaksak ta, o zaman alnından öper, adammışsın der evlenmeleri gereken her şeyi yapardı. Öfkelendi, ama yere düşmüş Nare’ye daha çok kızdı Cemal’den. Yolun kenarındaki hafif taştan yükseltiye oturup ceketinde paketi aldı, bir sigara çıkarıp yaktı. Devran içine çektiği ilk dumanı dışarıya bırakırken gözlerini yere sabitlemiş öyle durmaya devam eden Nare’yi izliyordu. “Bula bula böyle bir adamı buldun, böyle bir adamı mı sevdin?” Devran sinirini bir yerden çıkarması gerekiyordu, çıkaracaktı da, yanındaki iki adamı çoktan verdiği ufak bir işaretle Cemal’lerin peşine düşürmüştü. Sağlam bir ağa dayağı yemeden göndermeyecekti Urfa’dan, Nare’ye de isyan edemeden duramamıştı işte. Bu kız salak diye düşündü içinden. Yoluna köle edebilecek birini bulmak varken gitmiş en çapulsuzunu, en korkağını sevmişti. Sevmişti işte. Salak değil saftı. Sahici duyguları kılığa kıyafete, maddi sebeplere dayanmadan sevmişti, sevmişti de bir de en azından Nare kadar yürekli olaydı. Devran’ın çözümü sonuca ulaşamadan yok olunca sokakta, ışığın altında bir Devran bir Nare kaldıkları gibi kalmıştı aklında. Şimdi ne yapmalıydı? Nare ona cevap vermedi, öyle bir aldanmışlık yaşıyordu ki tüm insanlardan, dünyadan hayattan nefret etti. Hem Nare hem de Cemal annelerinin haklılığını yaşıyordu, Nare çökmüş dururken annesinin “Ne malıyla mülküyle ne de bileğiyle yetmez kızım, yetmez. Düştüğün sevda kara bataklık gibi seni içine çekmekten başka işe yaramaz.” Dediğini hatırlıyor Cemal ise arabayla giderken “Urfa’da kim bilir kimlerin yanında bilmezsin, etmezsin! Babası yok diye sahipsiz mi o kız? Onların gücüne yeter miyiz? Ölün mü gelsin buraya?” sözlerinin doğru çıkışını düşünüyordu. Aynı anda da arabayı kullanan arkadaşından ağır lafları kulağına doluyordu. “Sanki bilmezmişsin gibi neyle karşılaşacağını, madem korkup kaçacaktın neden geldik buraya, hay ben senin kalıbına…” Devam etmedi, sustu Ahmet, ne dediyse Cemal yanıt vermemiş hiç denk gelmediği bir sessizliğe bürünmüştü. Devran sigarasını bitirirken ayağa kalktı. Son nefesi içine çekip izmariti yere attı. “Kalk hadi, gidiyoruz.” Nare’nin dönmekten başka şansı yoktu da yokluğu fark edilmişse ne diyecekti? Durmadı daha fazla ayaklandı, Devran’la bir adım arayla yürüdüler, diğer sokağın başına bırakılmış arabaya bindiler. Devran arabayı yola sürmüşken “Mektup falan bırakmış mıydın?” diye sordu. Nare başını sağa sola salladı. Annesi biliyordu, Cemal’le gideceğine göre yazma ihtiyacı da duymamıştı. Annesini bırakırken içi sızlamış ama koşa koşa gitmişti ya Cemal’e, aptallığına üzüldü. Annesini kimin için terk etmişti? Bir itmiş dedi kendi içinde kendine cevap vererek. Susturmayı beceremediği aklı öyle çok kelimelere boğulmuştu ki yanındaki Devran’ın Hatice’yi arayıp konuştuğunu bile duymamıştı. “Şerefsiz Cemal! İt oğlu it! Köpek! Soysuz!” “Hatice, durumlar ne?” “Karnı ağrıyormuş diye Berfin’e söylettim abi ama çok fazla oyalayamam, Hasret halam göreyim diye kalkacak olmuş, laflar uydurmuş.” Herkesin konuşmak için toplandığı zamanda Nare’nin yokluğu elbet bilinirdi, Hatice’yi ayarlamıştı da hemen varmaları lazımdı. Devran hızlanırken “Geliyoruz, az kaldı.” Dedi. Hatice o an Nare’nin gitmediğini anladı, abisinin de keyfi pek yoktu. “Sen arka kapıda ol.” Nare’yi gizlice konağa katmayı düşünürken yanındaki kızın zihni karmaşık, bulanıktı. Heyecanından akşam yemek yiyememiş olsa da midesi hafiften bulanmaya başlamıştı. Devran arabasını arka tarafta durdurdu, “İn hadi.” Nare onu duymayınca yeniden seslendi. “Nare, in!” Adı söylenince çok gerilerden gelmiş gibi onu duydu. Başını çevirip ona bakarken gözleri hala Cemal’in gidişindeydi. “Hadi in arabadan, herkes seni bekliyor, kimseye bir şey söyleme, karnım ağrıyordu Hatice’nin yanındaydım de.” Küçük bir çocuğun tembihi kabul ettiği gibi başını salladı. Ne söylemiş incelemedi sadece aklına kazıdı. Arabanın kapısını açacakken Devran bakışlarını kısıp “İyi misin sen?” diye sordu. İyi olmadığını bilse de eve varsındı, bir girsin gerçekten karnı ağrıdı sanılsındı. Devran baktığın da kapının orada Hatice yoktu. Nare “İyiyim.” Diye mırıldanırken arabadan indi. İndi ama nereye gideceğini bilemedi, eve hiç arka kapıdan girmemişti ki, Devran onun boş boş bakındığını fark ederken yanına gidip “Bu taraftan.” dedi. On – on beş adım sonra ön kısımdaki kapıdan hayli küçük kapıdan içeri girdiler, avlunun içinde merdivenlere doğru ezberlenmiş adımlarını atan Nare’nin yürüyüşünü beğenmedi Devran, sanki düştü düşecek gibi sersem sepelekti, peki bu Hatice neredeydi? Bakındı ama göremedi kız kardeşini. Ama onları gören biri vardı. Herkesin bir odada toplanması Nare’nin olmayışı, Berfin’in girip çıkmasından sonra bir şeyler döndüğünü anlamıştı Ariya, anlamıştı anlamasına da daha fazlasına ihtiyaç vardı. Tuvalete gidiyorum deyip herkesin olduğu meclisten dışarı çıktı. Fısır fısır konuşan Hatice’yi dinledi. Terasta bir o yana bir bu yana koşarken Devran’ın arabasını gördü, içinden de Nare’nin indiğini. Gülümsedi Ariya, fırsat bu fırsattı. Bej rengi parlak yer döşekleri, yanlarda dayanmak için aynı renk silindir yastıkları olan misafir odasında herkes yine konuşmadaydı. Çaylar bitip yenisi doldurulurken önlerine konulmuş kuruyemişler konuşmaların hararetinden henüz yenilmemişti. Nare’nin amcası Bilal’de davet edilmişti bu akşama, Hasret ana artık bilmesi gerektiğini düşündü. Bilal bilirse evlilik gerçekleşmeye biraz daha yaklaşırdı çünkü Nare’yi kendi ikna edememişti ama amcası istemezdi yeğeni Yusuf’u. Onun aklını erdirebileceğini bu işe olur çekebileceğini biliyordu. Herkes Nare’yi beklerken Ariya kapıdan içeri girdi, yüzünde güller açıyordu, yavaşça babasının yanına oturup gördüğünü söyledi. “Nare Devran’ın arabasından indi, herhalde ikisi de evlenmek ister ki, Nare avluda sevincinden bayıldı!” Babası kızının söylediği ile gözlerini büyüttü. Ağabeyine dese mi demese mi bilemedi. Ariya’nın kıkırdak ama utangaç bakışlarından Hayri’nin göz büyütmesinden herkes meraka düşmüştü çoktan. Hamza sorunca da yavaşça söyledi, şaşkınlık ama umutla kalktı yerden yaşlı adam, hışımla çıkınca ardından Hayri de çıktı, Ariya çekineceği kimse kalmayınca Afran’da duysun diye babasına söylediğini açıkça ve yüksek sesle söyledi. Merak merak üstüne herkes birden terasa çıktı, gördükleri ise yerde baygın bir Nare ve onu tutmaya çalışan Devrandı. ***** Devran kendilerini terastan izleyen ailesinden habersiz yere serilmek üzere olan zar zor tuttuğu Nare’yi kucağına aldı. Hatice “Abi!” diyerek onlara yaklaştığında, “Kapıyı aç, hadi.” Dedi. Hemen alt kattaki divanlarla döşeli odaya Nare’yi katıp yatırırken Hamza ve Hayri kardeşler merdivenlerden inip odaya girdi. Hatice “Nare, duyuyor musun?” diye sorarken Devran dikkatle onun yüzünü inceliyordu. “Devran! N’oluyor?” diye soran babasına dönünce herkesin merak içinde olduğunu gördü. Yalnız babası, amcası değil Nare’nin amcası da aşağı inmişti. “Hee? Ne oluyor anlatın?” dedi kızgınlıkla. “Niyetiniz varsa var, arabaya binip oraya buraya gezmekte neyin nesi?” Devran duyduğuna şaşırsa da zaten sert olan çehresi daha sertleşti. “Ne gezmesi? Ne diyorsun sen? Sen kimsin?” Bilmiyordu tabi Nare’nin amcası olduğunu, “Kucağına aldığın evlenmeye niyetlendiğin kızın amcasıyım! İstenmemiş, söz kesilmemiş, bu ne?” deyip kaldı. Devamını getirmek istese de sözlerine orada bir ket vurdu. Hamza ağa, onun koluna dokunup “Burada konuşmayalım, yukarı çıkalım.” Dedi. Tüm erkekler yukarı çıkarken Hasret ana merdivenlerden zar zor inmiş yine benzi sarı kızının olduğu odaya gitti. Devran içine düştüğü durumun dibine çekilmekten hiç hoşlanmasa da zaten ortalıkta dönen evlilik lafı bir saat öncesinde elle tutulur bir konuşmaya dönmüştü. Bilal çok sinirli neredeyse sövüp küfredecekken kendini zor tutuyor Devran ne Nare’nin evden kaçtığını ne de Cemal’i sevdiğini söylemedi. Söylese ne? Orta da Cemal mi kalmıştı. Sadece ailenin erkeklerinin olduğu odada Afran, Nare ve abisinin evleneceğini daha az önce duymuştu. Abisinin sevdiği vardı, ne diye Nare ile evlenmek istediğine anlam veremedi, yüreği acıdı genç adamın. Konuşulanları hazmetmek çok güçtü, durmak istemedi, bir bahaneyle ayrıldı meclisten. Devran kucağında Nare ile görülmenin bedeline giderek yaklaşıyordu. Eğer ki aralarında evlilik lafı geçmemiş olsaydı sorun olmaz bir şekilde bahane uydururdu ama artık her şey için çok geçti. Karar verilmişti evleneceklerdi de Devran asla ‘tamam evleneceğim’ dememişti. Babasına karşı geldiği her seferde yeni bir lafla alt üst oluyordu. Karardan sonra beklemeden arabasına bindi. Cemal’i götürdükleri yere sürdü arabasını. O şerefsiz gitmeseydi, durumlar başka olacaktı. Ahmet ve Cemal yan yana samanlıktan bozma eski yerde elleri ayakları bağlı oturuyorlardı. Adamlar dışarıda bekliyordu, Devran gelince bir tanesi onun peşinden geldi. Ahmet’in sesi geliyordu, “Ulan Cemal senin yüzünden nereye düştük böyle! Bir heves yapabilecekmiş gibi yiğitliğin tuttu o da boş çıktı. Şuradan sağlam kurtulalım 7 ceddini, gelmişini, geçmişini...” Devran hiç vakit kaybetmeden “Çöz onu!” dedi adamına. İki arkadaş birbirine korkuyla bakarken Ahmet yalvar yakar bir şeyler söyleyip af dileyecek oldu ama Devran’ın tüm sülalesini benzetecek hiddetini görünce boğazına çakılı kaldı sözleri. Karakaşları öyle bir gölge olmuştu ki gözlerine ölmemeyi dileyebildi sadece. Adam Cemal’i Devran’ın önüne doğru iterek getirirken “Abi!” dedi kısıkça yalvararak. Devran görmüyor duymuyordu öyle öfkeliydi ki tek söz etmeden sert bir yumruk salladı Cemal’in yanağına. Arkada adamı tutmasa Cemal düşerdi, düşmedi Devran bir tane daha geçirdi. “Lan!” diye bağırdı samanlığı inletircesine, Ahmet korkulu gözlerle arkadaşına yapılanı izlerken onun can acısıyla çıkardığı sesler içini parçalıyordu. “O kızın yüreği kadar yürek yok sende! Namert! Soysuz!” Bir yumruk soldan savururken Cemal bir dişini kaybetti. Yumruk, tekme Devran tam isabet Cemal’in vücudunda her yere vuruyordu. Kolu, bacağı, karnı, dizi. Cemal’in yapmaması için yalvaran sözlerini duyduğu her sefer daha da şiddetleniyordu vuruşları. “İt oğlu it!” Cemal yüzü gözü tanınmaz hale gelinceye kadar sürdü. Devran’ın öfkesi biraz yatışmıştı. Onu orada yerde bırakıp “Ölmesin! Bu halde memleketine dönecek, ibret-i alem olsun!” diyerek oradan çekip gitti. Nare kendine geldiğinde annesi ve Hatice başındaydı. Neler olduğunu hatırlamakta biraz güçlük çektikten sonra gözlerini acıyla kapattı. Cemal onu koyup gitmişti. Oysa Nare Devran ile evliliği konuşulmaya başlanınca gördüğü rüyayı hatırlamıştı. Cemal gelmezsen ben giderim demişti ya, gerçekte Cemal’i yarı yolda bırakmamak için rüyasını rehber bilmiş, kaçalım demişti. Gönlünü vermiş elini tutmuş yola çıkmışlardı ama asıl yolda bırakan Cemal olmuştu, tıpkı rüyasındaki gibi. Tersine yormuşum dedi içinden, ben değilmiş yarıda koyacak olan oymuş. “Nare, kızım iyi misin?” diye endişeli bakışlarla soran annesine “İyiyim.” Diye yalan söyle. İçini okuyabilseydi, dert oturmuştu kalbine. Hasret ana ise başka muhasebedeydi. Acaba kızının üzerine çok mu gitmişti onu düşünüyordu. Nare yutkununca Hatice “Ben su getireyim.” Diyerek odadan çıktı. Nare onun çıkmasıyla divan’da doğrulup belini arkaya dayadı. Annesi elini tutuyor yüzünü seviyordu. “Ne üzdü seni? Gözlerine keder bulaşmış. Acı acı bağırır.” Nare anlatmayacaktı, geçen geçmiş, giden gitmişti, bir daha geri de gelmezdi. Gelse bile… Nare bırakılıp gidildiğini unutmayacaktı. “Anne,” dedi ona bakmıyordu, “Madem herkes uygun görür, Devran’da ister,” diye konuşmasına devam etti. Annesinin kalbini bir heyecan sardı, “Onunla evleneceğim.” Dedi. Cemal ile gidişine engel olmasından bu evliliğe rızası var sanıyordu ya, benzine bir kibritte Nare çalmıştı haberi yoktu. O gece geçmiş sabah olmuştu, Bilal Ağrı’daki ağabeylerine durumu bildirmişti, Yusuf’un babası Mehmet’in aradığı fırsat ayağına gelmişti. Hasret ana ve Nare’nin oturduğu evin üzerine konacaktı. Bundan ya hemen maraza çıkardı. “Benim oğlum dururken abisinin oğlu demek ha! Ağrı’da tutulan matem Urfa’da düğüne dönüşmüş! Eğer ki kızını o oğlana verecekse daha da buralarda işi yok, evi yok, başını gölgeye uzatacağı bir ağaç bile yok! Bundan sonra nerede yaşarsa yaşasın!” Hasret bunları yaşayacağını iyi bilirdi, kayın ailesi, Yusuf’a verse bile hor görecekler ezeceklerdi. Ezilmeye ömür mü kalmıştı? İlk hararet biraz geçmiş akşama Ağrı’dan başka bir haber daha gelmişti. Bilal düğünü görmeden Ağrı’ya dönmeyecek, herkesin yerini bulduğundan emin olacaktı. Bundan sebep akşam yine bir araya gelindi, isteme, nişan ve düğün konuşuldu. Devran işten gelmeden karar verildi. Yatma saati geldi, herkes odalarına çekildi. Afran yatağına girmiş tavanı izlerken az sarhoş Devran içeri girdi. Kendini olduğu gibi yatağa attı. Gözleri kapalı kardeşine “Uyumamışsın.” Dedi. “Uyumadım.” Devran üzerindeki kıyafetleri çıkarmadan uykuya dalacakken “Sen başkasını seviyordun, Nare ile nasıl evleneceksin?” sorusunu duydu. Ahh aklına İclal düşmüştü. İclal’i severken Nare ile nasıl evlenebilirdi ki Devran, hayalleri çok başkaydı. “Evlenmeyeceğim.” Afran’ın soruları bitmiyordu, “Niye senin arabana bindi o zaman? Laf olacağını biliyorsun! Nasıl sevgi senin ki?” diye devam etti. Kızgındı abisine, Nare’yi o istiyordu, şu saatten sonrada adları her bir yanda yankılanırken nasıl ben istiyorum derdi ki? Üstelik Nare’nin de Devran ile evlenmek istediğini duymuştu. “Sen karışma, uyu Afran!” Devran olanları anlatmak istemedi, sadece Hatice biliyordu kaçmak için evden çıktığını onu da ikaz etmişti. “O da seni istiyormuş, ne ara sözleştiniz?” Devran’ın aklı karıştı, gözlerini açıp başını çevirerek kardeşine baktı. Afran sıkıntıda gibi görünüyordu. “Kim istiyormuş?” “Nare, seninle evlenmek istediğini söylemiş. Sen gelmedin ama akşam konuşuldu, evleneceğiniz gün bile belli artık.” Devran yine gözlerini kapattı önüne döndü. Bir yanda ölüme giden halası, bir yanda İclal, bir yanda da karışan olaylar. Tek kurtuluşu vardı, o da Urfa’dan çıkmak. Sabahın erken saatlerinde uyanıp aynı düşündüğünü yapmaya girişti, Devran arabasına binip Urfa’dan ayrıldı. ***** Seher vakti Urfa’dan çıkmaya çok az kalmışken 4. Kezdir Afran arıyordu. Güneş tam Devran’ın yüzüne vururken önemli olduğunu düşünerek son aramasını cevapladı. “Neredesin sen, kaç oldu aradığım abi?” “İşim var, önemli değilse kapat Afran.” “Nerede işin var, sen açmayınca kaç kere aradım gitmemişsin bile fabrikaya! Ofiste yoksun, konakta yoksun, nerede işin var?” Devran kardeşini ilk kez bu kadar kızgın duyuyordu, haddine de yaşına da değildi hesap sormak ama soruyordu küçüğü. Afran cevap beklemeden “Neredeysen çabuk gel, Hasret halam hastalandı. Hepimiz hastanedeyiz şimdi.” Dedi. Devran duyunca arabayı sağa çekip durdurdu, kardeşi hastanenin adını söyleyip kapatmıştı telefonu. Devran’da gitmek ve kalmak arasındaydı. Aile her zaman önceydi ama sevdiğine kavuşmak için gitmiyor muydu? Ne edeyim diye düşünürken arabayı çalıştırıp dönüş yoluna girdi, Urfa geçit verse ailesi geçit vermiyordu İclal’e gitmesine. Yolu baya sürse de hastaneye vardığında herkesi yoğun bakım servisinin önünde buldu. Annesi, babası, Afran, Hayri amcası, Nare ve amcası Bilal. Kimi oturmuş kimi ayakta beklerken babasının yanına gitti, neler olduğunu öğrendi. Nare sessizce köşede ağlarken Zêrgül hanım gelini olacak kızı teselli edecek cümleler bulmaya çalışıyordu, tabiatıydı katıydı kadının, ne kadar olsa da incelikli umut içeren bir lafı konuşamıyordu, pk beceremedi, beceremeyince de sustu. Doktor geldi, iyi haberi zaten yoktu da kötü şeylerde söylemedi. Birkaç gün yoğun bakımda kalacaktı Hasret ana. Kızı ve erkek kardeşleri görüşe girmiş ardından beklemenin gereksiz olduğunu vurgulayarak hastaneden gönderilmişlerdi. Nare kalmak için ısrar etse de faydasızdı, yarın görüş saatine gelmeye ikna ederek eve götürmüşlerdi kızı. Bilal amcası, annesi yokken Devran ile aşikar bir vaziyetin içerisindeyken Nare’yi Revan konağına salmak istemedi. Hamza ağa Bilal’e ailesi ile beraber gelip kalmasını, misafir edeceklerini söyledi, ona da yanaşmadı. Arkadaşının evinde kalıyordu, konak kadar büyük olmasa da Bilal ve ailesine, evin hemen bitişiğindeki 3 odalı misafir evini açmıştı, Nare içinde kalacak yer vardı. Konaktan birkaç günlük eşyasını aldıktan sonra amcasının kaldığı eve geçmişti Nare, yengesi ve kendinden oldukça küçük kuzenleri vardı. İçindeki dert ise çok daha büyüktü artık. Bu sabah annesinin kan kustuğunu görünce hastalığının öyle hemen geçmeyecek bir illet olduğunu anlamıştı. Doktorlar demese de annesinin durumu hiç iyi değildi işte. Zaten Cemal’den beri doğru düzgün yemek yiyemezken annesinin hastalığıyla hepten iştahı kesilmişti. Yengesinin ısrarı üzerine üç lokmayı zor kabul etmişti midesi. Konağa ise bir durgunluk çökmüştü. Devran iş için İstanbul’a gitmesi gerektiğini söylese de babası kabul etmemişti, hatta Hamza ağa hastanede Afran’ın Nare’ye olan bakışlarını fark edince bir sezi düşmüştü hislerine. Afran’a dese Nare ile evlen diye dünden razı olacak bakışları vardı. Amma olmazdı, derdi Nare’nin evlenmesinden çok Devran’ı Urfa’ya bağlamaktı. Bu da ancak Nare gibi bir gül goncasıyla mümkün olurdu. Kız kardeşinin kötü durumda olmasını kullanacaktı. Afran’da şimdiye dek ses çıkarmadıysa bu iş uzamadan dallanıp budaklanmadan oğlunun aklından düşürmeliydi sevdasını. Devran’ın yerine İstanbul’a işlerin başına Afran’ı gönderdi. Küçük oğlu gitmeden önce de Devran’a “Sen yakında evli barklı adam olacaksın! Bir süre sadece buradaki işlere bakacaksın!” demişti. Evliliğin kaçarı yoktu. Devran annesine istemiyorum dediyse de babasının inat damarı tutmuştu bir kere. Onu ikna edebilecek kimse yoktu. ***** Nare kahvaltıdan sonra pencerenin önündeki sedirde oturmuş dışarıyı izliyordu. Amcası ailesini, hastanedeki görüş vaktine kadar gezdirmek için dışarı çıkarmıştı. Nare’nin de gelmesini istemişlerdi ama Nare keyfi olmadığını söyleyerek kabul etmemişti. Annesi orada yatarken gece boyu gözüne uyku girmemişti. Dışarıyı izlediği sedirde başını kolunun üzerine dayayıp orada uyuya kalmıştı. Belki yarım saat belki de bir saat geçmişti, kapının çalma sesini duyunca amcası geldi sandı Nare, uykulu gözlerini açıp dış kapıya doğru yürüdü. Aslında adetiydi, kim o demeden açmazdı ama Urfa’da buraya gelecek başka kim vardı, sormadan açtı kapıyı. Gözleri şaşkın gerçekten onu gördüğüne emin olmaya çalışarak “Yusuf!” dedi. ***** Bilal abisi Mehmet’i arayıp Devran ile Nare’nin evliliğinden bahsettiğinde ilk önce kimseye seslenmedi Mehmet. Oğlu tutturmuştu Nare diye, ne gerekti? Yine de oğlunu susturmak için kaç kez Hasret anaya niyetini belli etmişti, Hasret’in bu işe yanaşmadığı işine gelmişti. Onlara düşen mirasa el koymak için numaradan yaygara çıkarmıştı kardeşler arasında, sonrasında da ‘kimle everecekse eversin Hasret bir daha buraya gelmesin’ demişti. Yusuf bu sözleri duymuştu işte. Nare’nin başkasıyla evlendirileceğini annesinden laf alarak kesinleştirmişti. Kimseye belli etmemişti lakin Yusuf Nare’yi başkasına helal etmeyecekti. Van’a gidiyorum diyerek çıktı Ağrı’dan, Bilal amcasından kaldığı yeri öğrendi, ardından da Urfa’ya geldi. Dünden beri gözetliyordu amcasını, nereye gittiğini ne yaptığını, hastaneden sonra Nare ile dönünce beklediği fırsat geldi. Dar sokaklarda dikkat çekmeden erketeye yatmıştı. Amcasını ve arkadaşıyla birlikte cümbür cemaat evden çıkışını izledi, Nare yoktu, o evde kalmıştı. Şimdiyse yıllardır sevdiği istediği kızla karşı karşıyaydı. Nare biraz kızgınca “Ne işi var burada?” diye sordu. Allah’tan ki kapıyı tam aralamamıştı, sıkıca tutuyor bir an önce kapatıp Yusuf’u dışarıda bırakmayı istiyordu. Oldum olası haz etmezdi kendine olan bakışlarından. Yusuf gözü pek, kararlı bir sesle “Seni almaya geldim!” dedi. Nare daha ne kadar öfkeli olabilecekse o denli sert baktı amcaoğluna “Git buradan!” deyip beklemeden kapıyı kapattı, ama kapının dili damağa geçmeden Yusuf kapıya abanıp onun kapatmasına mani oldu. Nare kapıyı bırakmayıp onun suratına gelecek şekilde çarpınca Yusuf’un başına hafif bir darbe aldı, arada kolu olmasa daha şiddetli çarpardı. Umursamayıp kapıyı sonuna kadar itince Nare onun gücüne direnemeyip kapıyı bıraktı, geri adımlarken kapının açık olmasından avazı çıktığı kadar yardım edin diye bağırdı. Yusuf aynı geldiği gibi kararlılıkla ve yavaşça ona doğru yürüyünce Nare en yakındaki odaya kendini attı, şükür ki kapının kilidi vardı. Beklemeden çevirip kendini güvene alırken Yusuf kapıya vurup “Ben kapıyı kırmadan aç Nare! Seni Urfa’ya bırakacak değilim, aç! Aç yoksa parçalarım!” diye tehditler savurmaya başladı. Nare onun yapacaklarından emin odada kendini savunmak için bir şeyler bakarken nasıl kurtulabileceğini düşünüyordu. Telefonunu bulup hala bağıran Yusuf’un sesine rağmen amcasını aradı, uzun uzun çaldı cevaplanmadı. O sırada Yusuf kapıya bir yumruk attı, panel kapı içine göçerken Nare korkuyla bakıyordu bu kez, bir yumruk daha attığında kolun sığabileceği kadar delik oluştu, Nare hızla amcasına mesaj attıktan sonra anahtarı çevirmek için kolunu içeri katan Yusuf’un canını acıtabileceği bir şeyler bakındı yeniden. Hiçbir şey yoktu işte, iki divan ve yastıklar. Aklına gelenle kapıya yaklaşıp onun kolunu ısırınca Yusuf beklemediği acıyla bağırdı, anahtarı döndüremedi, Nare o açmadan anahtarı almak için hamle yapsa da başarılı olmadı. Pencereyi açıp yardım edin diye bağırsa da kimseler yoktu dar taşlı yolda, eğer mecbur kalırsa aşağı atlamaktan başka çare kalmamıştı, ayağı bacağı da kırılırsa kaçamazdı ki… Ne yapmalı diye düşünürken Yusuf kapıyı açtı. Gözlerini yerinden oynatan bir öfkesi vardı. İlk geldiğinden daha deli bakıyordu. İçeri girmeden Nare kendini atmak için divana çıktığında Yusuf onu uzun saçlarından tutup yere çekti. Öfkesiyle öyle hızlı çekmişti ki Nare yere düştü. Yine bağırmak için ağzını açtığında suratına okkalı bir tokat yedi. Onun sarsıntısıyla biraz susarken Yusuf onu kolundan tutup ayağa kaldırdı, “Yürü gidiyoruz!” dedi. Nare ondan kurtulmak için çırpınırken “Bırak! İstemiyorum!” diye bağırıyordu. Yusuf’un sıkıca tutmasına rağmen kendini yere bıraktı, kolunu kurtaramadı ama yürütemezdi de artık, ayakları kalkmamak için direnirken Yusuf onu süründürmek pahasına asılıyordu. “Ya güzellikle gelirsin ya da senin işini şurada bitiririm!” Yusuf onu öldürmeyecekti elbet, seviyordu ya, kendinin yapacaktı. Nare bunun korkusuyla tüm gücüyle yerden kalkmamak için çabalarken kolunu tutan Yusuf’a vuruyordu. Bir boşluğuna denk getirince Nare kolunu ondan kurtardı. Kaçamadan yine Yusuf onun saçlarından tuttu. Öyle kuvvetli asılıyordu ki Nare sanki saçları diplerinden yolunuyormuş gibi hissediyordu. Yusuf en iyisi onu bayıltmak dedi, böyle direndiği sürece sokağa indirip arabaya katmak bile zor olacaktı. Bir tokat daha attı yüzüne, bir daha ve bir daha. Nare dudağı patlamış şiddetin sarsıntısıyla karşılık verecek gücünü kaybetmişti. Yusuf onu sırtına aldı, Nare bundan sonra Yusuf’un insafına kalmıştı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE