### **Hastane Odasındaki Sessiz Çöküş**
Hastane odası, zamana karşı kayıtsız bir şekilde ayakta duruyordu. Beyaz duvarlar, içerideki ağır atmosferi daha da kasvetli hale getiriyordu. Makine sesleri, tıbbi cihazların monoton vızıltıları dışında hiçbir şey duyulmuyordu. Günlerdir burada, aynı yatakta, aynı pozisyonda yatan Derin için zaman durmuş gibiydi.
Levent, başucunda sessizce oturuyordu. Gözlerini Derin’in hareketsiz bedenine dikmiş, içinde kopan fırtınalarla savaşıyordu. Onun nefes alışını izliyor, incecik kirpiklerinin gölgeler oluşturduğu solgun yüzüne bakıyordu.
Doktor odaya girdiğinde Levent hemen ayağa kalktı. Yüzündeki yorgunluk izleri belirgindi. Saçları dağılmış, gözlerinin altı morarmıştı. Gecelerce uyumamıştı.
Doktor, elindeki dosyayı hafifçe kapatıp derin bir nefes aldı. **"Beyinde kalıcı ya da geçici hasarlar oluşmuş olabilir,"** dedi ciddi bir ifadeyle. **"Bunu ancak ilerleyen süreçte net olarak anlayabileceğiz. Ama şunu bilmelisiniz ki travma, vücudu ve zihni ağır şekilde etkiledi. Özellikle kalbindeki ritim bozukluğu ciddi bir konu. Ona zarar verebilecek her türlü stres ve travmadan uzak durması gerekiyor. Onu en mutlu eden yerde bulunması şart."**
Levent başını yavaşça salladı. İçindeki suçluluk duygusu daha da büyüdü. Yumruklarını sıkarken gözleri kızardı. **"Allah kahretsin… Eğer ben olmasaydım bunlar yaşanmazdı…"** diye fısıldadı.
Ama geri dönmenin, değiştirebilmenin bir yolu yoktu.
### **Derin’in Uyanışı ve Kırık Beden**
İki hafta boyunca odanın içinde sabırla bekledi. Ve bir sabah, Levent yine başucunda otururken, Derin’in göz kapaklarının hafifçe kıpırdadığını fark etti. Önce küçük bir hareketti, sonra yavaşça gözleri açıldı.
Tavandaki lambanın solgun ışığını görüyordu. Gözbebekleri boştu. Hafifçe nefes alıyordu ama yüzünde hiçbir ifade yoktu.
Levent kalbinin çılgınca atışına engel olamadan onun yüzüne eğildi. **"Derin?"** diye fısıldadı.
Derin gözlerini kırpıştırdı. Birkaç saniye içinde odadaki her şeyi kavramaya başladı. Sonra yavaşça başını çevirdi ve Levent’e baktı.
Ama hareket edemediğini fark ettiği an, ifadesi değişti.
**"Bedenim… Kımıldayamıyorum…"** diye kısık bir sesle konuştu.
Levent’in yüzü gerildi. Doktorlar haklıydı. Travma, onun bedenini etkileyerek hareketsiz kalmasına sebep olmuştu.
Derin’in solgun dudakları titredi. **"Eğer sen olmasaydın bunlar başımıza gelmezdi,"** dedi acı bir fısıltıyla. **"Ben artık her şeyimi kaybettim… Kendi bedenimi bile…"**
Levent’in içi paramparça oldu. **"Hayır,"** dedi kararlı bir sesle. **"Ben buradayım. Seni asla yalnız bırakmayacağım."**
Ama Derin’in gözleri boştu. Ağzından çıkan tek cümle, Levent’in içinde bir bıçak gibi saplandı:
**"Allah seni kahretsin…"**
Ve sonra tavana bakarak ağlamaya başladı.
### **Hastaneden Ayrılık ve Yolculuk**
Birkaç gün sonra doktorlar, Derin’in artık hastaneden çıkabileceğini söyledi. **"Evde kendini daha iyi hissedecektir. Fizyoterapiye başlaması gerekiyor, ama en önemlisi psikolojik olarak toparlanması. Onun için en güvenli ve huzurlu yer neresi ise, orada olmalı."**
Levent, Derin’in yanına gitti. **"Nereye gitmek istersin?"** diye sordu.
Derin, gözlerini kaçırarak yutkundu. Sonra sesi titreyerek, **"Eren’in evine,"** dedi.
Levent derin bir nefes aldı. Onun isteğine karşı çıkmadı. **"Tamam,"** dedi yumuşak bir sesle. **"Bu akşam orada olacağız."**
Odaya birkaç hemşire geldi ve Derin’i hazırlamaya başladılar. Levent, onun en rahat şekilde yolculuk yapabilmesi için geniş bir araç ayarlamıştı. Uzun bir yolculuk olacaktı. Kapadokya’dan İstanbul’a giden yollar, anılarla, pişmanlıklarla ve sessizlikle doluydu.
Sonunda Derin’i sedyeyle alıp araca yerleştirdiler. Hareket edemediği için vücudu özenle sabitlendi. Gözleri hâlâ yaşlarla doluydu.
Levent şoför koltuğuna oturdu, direksiyonu sıktı ve motoru çalıştırdı. Araba yavaşça hastane bahçesinden çıkarken, Derin’in gözleri camdan dışarıya, baktı
Ama onun için dışarıda değişen hiçbir şey yoktu.
Çünkü içerisi, yani onun iç dünyası, hâlâ yıkık döküktü.
Yol boyunca sessizlik, sadece motorun ve rüzgarın sesiyle bölündü. Levent ara sıra aynadan Derin’e baktı. Onun hıçkırıklarını duyabiliyordu.
Derin, geçmişe takılı kalmıştı. Ve şimdi, en büyük korkusuna, en büyük pişmanlığına doğru gidiyordu.
Eren’in evine…
### **Eve Dönüş: Sessizliğin Çığlığı**
Levent, arabanın motorunu durdurduğunda İstanbul’un gri gökyüzü onları selamladı. Hava kapalıydı, sanki gökyüzü de Derin’in iç dünyasına uyum sağlamıştı. Hafifçe yağan yağmur, asfalta düşerek kırılgan damlalar halinde dağılıyordu.
Levent, arabanın arka kapısını açtı ve bagajdan tekerlekli sandalyeyi çıkardı. Metalin soğuk yüzeyi eline değdiğinde içini bir ürperti kapladı. Derin’in şu an bu sandalyeye mahkûm olması, onu daha da suçlu hissettirdi. Sessizce iç çekerek sandalyeyi açtı ve Derin’i dikkatlice kucaklayıp ona oturttu. Derin hiçbir şey söylemedi, gözleri uzaklara dalmıştı.
Sokak, saatlerce kimsenin geçmediği kadar ıssızdı. Belki de bu sadece Levent’in ruh hâlinin bir yansımasıydı. Derin’in kolları ince battaniyenin altında hareketsizdi. Ellerini yumruk yapamıyor, parmaklarını oynatamıyordu. Sadece gözleriyle etrafı izliyor, ruhunun içinde sessiz çığlıklar kopuyordu.
Levent, sandalyesini dikkatlice sürerek evin kapısına doğru ilerledi. Derin, başını kaldırıp eve baktığında içinde bir kıpırtı oluştu. Gözleri eski bir sevgiliyi arar gibi camlara, kapıya, çatıya kaydı.
Ve sonra, ansızın…
**"Eren!"**
Boğazındaki düğümler çözülmüşçesine adını haykırdı. Sesi, yağmurun hafif sesiyle birleşerek sokakta yankılandı. **"Eren! Burada mısın?"**
Kapıya daha yaklaşmadan gözleri dolmuştu. Belki içerideydi… Belki çıkıp ona sarılacaktı…
Ama evin içinden bir yanıt gelmedi.
Levent, cebinden anahtarı çıkardı. Ellerinde tuttuğu anahtara gözleri takıldı. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey yapamadan anahtarı inceledi.
Anahtarın ucunda sallanan iki küçük figür vardı.
Biri elinde bir kitap tutan, gözlüklü bir adam figürüydü. Diğeri ise minik bir müzik kutusu taşıyan bir kadın figürü…
Levent, oyuncak figürleri avuçlarının içine aldı. Küçük detaylara baktıkça içi burkuldu. Bunlar sadece birer anahtarlık değildi. Bunlar Derin ve Eren’in hikâyesini anlatan küçük hatıralardı.
Derin, Levent’in elindeki figürleri görünce yavaşça elini uzatmaya çalıştı ama parmakları güçsüzdü. Dudakları titredi.
**"Bunları o almıştı…"** diye fısıldadı. **"İkimizin birer yansıması olsun diye…"**
Levent, bir şey söylemeden kapıyı açtı.
Kapının açılmasıyla birlikte evin içinden bir ses yankılandı.
**"Hoş geldin hayatımın anlamı… Ben de seni bekliyordum."**
Levent’in omuzları gerildi, gözleri büyüdü. Derin nefesini tuttu. Bir anlık sessizlik her yeri sardı.
Ve sonra…
**"Eren?"**
Derin’in sesi kesildi. Hemen ardından **"Eren! Buradayım!"** diye bağırdı. Ama evden cevap gelmedi.
Ses bir kez daha yankılandı. **"Hoş geldin hayatımın anlamı… Ben de seni bekliyordum."**
Levent, içini çeken Derin’e baktı. Derin’in gözleri cam gibi donuktu, dudakları morarmıştı. Nefesi düzensizdi.
Sonra fark etti… Bu bir ses kaydıydı.
Eren, akıllı ev sistemine bir komut vermişti. Eğer kapı açılırsa, bu mesaj otomatik olarak hoparlörlerden yankılanacaktı.
Derin’in yüzü bembeyaz oldu. Ellerini sıkmak istedi, ama kasları ona ihanet ediyordu. Bütün bedeni buz kesmişti.
**"O… O beni …"**
Sesi öyle kısık çıktı ki, Levent onu duymakta zorlandı. Derin başını hafifçe eğdi, gözyaşları kucağına döküldü.
Ve o an anladı…
eren artık gelmiyecekti
Levent, Derin’in titreyen dudaklarına, dalıp giden gözlerine baktığında içini tarifsiz bir korku kapladı. Bütün bedeniyle yıkılmış halde, umutsuzca bir mucizeye sarılıyordu. Onu böyle görmek, Levent’in kalbinde keskin bir sızı bıraktı.
Derin’in nefesi düzensizdi. Gözleri buğuluydu, ama dudaklarından çıkan her kelime netti:
**"Eren… Buradasın biliyorum… Hadi çık… Seni bekliyorum…"**
Levent’in kalbi sıkıştı. Gözlerini kısıp odanın içine baktı, sanki gerçekten bir yerlerden Eren çıkıp gelecekmiş gibi. Ama etraf, suskun duvarların gölgesinde hapsolmuştu.
**"Derin,"** dedi yumuşak ama kararlı bir sesle. **"Eren burada değil."**
Ama Derin onu duymadı.
Bütün kasları gevşedi. Yatağın içine gömülürken, gözlerini kapattı. Yüzüne tarifsiz bir huzur yerleşmişti. **"Onun kokusu…"** diye fısıldadı. **"Burada… O burada Levent. Hissediyorum…"**
Levent yutkundu. Odada yalnızca eski anıların kokusu vardı. Eren'in çoktan gitmiş olmasına rağmen odada hâlâ varlığının bir iz bıraktığını görmek, Derin’i daha da derine çekiyordu.
Levent onu yatağa bırakırken gözleri doldu.
Bu, bir kadının tamamen kırıldığı andı.
Psikolojisi, bedeninin kontrolünü kaybettiği gibi, yavaşça parçalanıyordu. Gerçeklik ve hayal arasındaki çizgi bulanıklaşıyordu.
Levent, usulca yatağın yanına oturdu.
Elini Derin’in elinin üzerine koydu ama Derin’in parmakları hiç hareket etmedi.
O, sadece gözlerini kapatmış, kaybolduğu bir rüyanın içinde Eren’i bekliyordu.