Kırık Beden

1168 Kelimeler
**Hastane odasında ölümcül bir sessizlik hakimdi.** Levent, Derin’in yanına yaklaştı, yatağın kenarına oturdu. Yüzünde derin bir hüzün, içinde sönmek bilmeyen bir vicdan azabı vardı. Elini yavaşça Derin’in soğuk parmaklarının üzerine koydu. Derin’in gözleri hâlâ boşluğa bakıyordu, hiçbir şey söylemiyordu. **"Derin."** diye fısıldadı Levent, sesi yumuşaktı ama içinde bir sitem vardı. Derin gözlerini kıstı, kirpiklerinin arasına sıkışan yaşlar süzülmeye başladı. Ama o hâlâ konuşamıyordu. Levent iç çekti, bakışlarını yere indirdi. **"Evet, yanlış bir şey yaptık. Geri dönüşü yok. Ama hiçbir hata, bir canın değerinden daha önemli değil."** Derin’in parmakları hafifçe titredi ama Levent onun yüzüne bakmaya devam etti. **"Seni o odada gördüğümde..."** diye devam etti, sesi hafifçe çatladı. **"Bileklerinden kanlar yere akıyordu. Bir saniye daha gecikseydim... Seni kaybedecektim."** Derin’in boğazı düğümlendi, nefesi kesildi. Levent derin bir nefes aldı, gözlerini Derin’in gözlerine dikti. **"Ve biliyor musun? Eğer sen gidersen, ben de giderim."** Derin, Levent’in bu sözleriyle sarsıldı. Gözleri, Levent’in gözlerindeki kırılganlığa odaklandı. **"Ben ilk defa yaşamanın ne kadar değerli olduğunu seninle anladım. Senin her nefes alman, benim de nefes almam demek."** Derin, uzun bir süre hiçbir şey söylemedi. Gözlerini kaçırdı, duvarın beyaz yüzeyine odaklandı. Sonunda, dudaklarından titrek bir fısıltı döküldü: **"Artık benim bir yaşantım yok, Levent."** Levent kaşlarını çattı. Derin’in bu kadar çaresiz konuşması, içinde bir şeyleri kırıp parçaladı. **"Yaşamak bana acı verecek. Eren’e yaptığımız hata... affedilmez. Onu severken, seninle birlikte olup kendi hayatımı bitirmiş gibi hissediyorum. Artık ne yapacağımı bilmiyorum."** Levent, derin bir iç çekti. Onu nasıl teselli edeceğini bilmiyordu. Ama elinden gelen tek şey, onun yanında olmaktı. Derin, aniden bir şey hatırlamış gibi Levent’e döndü. Gözlerinde bir parıltı vardı, ama bu umut değil, geçmişe duyulan bir özlemdi. **"Otel odasında Eren’in bana bıraktığı defter vardı. Onu istiyorum."** Levent tereddüt etmeden başını salladı. Bir saat sonra elinde eski, kahverengi kaplı bir defterle geri döndü. Defteri Derin’in ellerine bıraktığında, o bir an titredi. Sanki Eren’in kokusu bu defterin sayfalarına sinmiş gibiydi. Derin yavaşça sayfaları çevirdi. Üçüncü sayfada durdu. Yazılar, Eren’in tanıdık el yazısıyla doluydu. Gözüne bir cümle takıldı. **"Hayat, ne olursa olsun yaşamaya değer."** Derin, yutkundu. Sayfanın altına indiğinde, Eren’in yazdığı diğer kelimeleri okudu. **"Derin, benim yokluğum sende büyük bir boşluk bırakacak. Bunu biliyorum. Bu boşluğu doldurmanın yollarını dene. Biliyorum, aklında hep ben olacağım. Benim aklımda da hep sen varsın. Hayat gariptir. Neyin karşımıza çıkacağını bilemeyiz. Eğer ben ölürsem... hayata bir şekilde devam etmelisin. Bu beni mutlu eder. Asla arkana bakma. Eğer beni düşünüyorsan... yaşa."** Derin, defteri daha sıkı kavradı. Gözleri doldu, satırlar artık bulanıklaşmıştı. Tam o sırada telefonu çaldı. Derin’in zihni dağılmıştı, titreyen elleriyle telefonu aldı ve kulağına götürdü. **"Merhaba?"** Telefonun diğer ucundan bir adamın sesi duyuldu. **"Derin Hanım'la mı görüşüyorum?"** Derin, şaşkınlıkla cevap verdi. **"Evet, benim."** **"Derin Hanım, üzgünüz... Eren Bey’in tedavi sürecinde odadan çıkıp gittiğini söylediler. Çeşitli belgelerin imzalanması gerekiyor. Bu numarayı Türkiye konsolosluğundan aldık. Eren Bey’in kimsesi olmadığı için sizinle iletişime geçmemizi söylediler."** Derin’in yüreği sıkıştı. **"Ne? Ne tedavisinden bahsediyorsunuz? Eren’e ne oldu?"** Hastane yetkilisinin sesi biraz duraksadı, sonra cümlesine devam etti. **"Kusura bakmayın... Siz Eren Bey’in kanser tedavisi gördüğünü bilmiyor muydunuz?"** Derin’in dünyası başına yıkıldı. **"Özür dileriz. Anlaşılan, Eren Bey bu durumu size söylememiş. Ama bir şey daha var... Bunu bilmenizi isteriz. Eren Bey’in günleri sınırlı."** Derin’in kanı çekildi, nefesi sıklaştı. **"Ne... ne demek istiyorsunuz?"** diye kekeledi, sesi neredeyse çıkmıyordu. **"Büyük ihtimalle sizi üzmemek için söylemedi. Ama yanında olursanız, ikiniz için de iyi olur. Çünkü her saniye onun için çok değerli ve kıymetli."** Telefon Derin’in elinden kayıp düştü. Yavaşça yatağın üzerine düştü ve ardından yere yuvarlandı. Levent, telefonu aldı. **"Alo? Alo?"** diye seslendi ama karşı taraf hâlâ konuşuyordu. Derin, hiçbir şey duymuyordu. Bütün dünya sessizleşmişti. Gözleri bomboştu, dudakları hafifçe aralandı ama ses çıkmadı. Şimdi... Hem yaptığı hatanın pişmanlığıyla kavruluyordu, hem de sevdiği adamın ölüm haberini almıştı. Ve o an, içindeki her şey parçalandı. **Hastane odasının içi ağır bir sessizliğe gömülmüştü.** Levent, dizlerinin üzerine çökmüş, Derin’in hareketsiz bedenine bakıyordu. Odanın beyaz duvarları üzerine çöküyormuş gibi hissediyordu. Derin, telefonu elinden kaybettikten sonra olduğu yerde donmuş kalmıştı. Gözleri açık ama boşluğa bakıyordu. Dudakları hafifçe aralıktı ama tek bir kelime bile çıkmıyordu. Levent panikle ellerini Derin’in omuzlarına koydu, hafifçe sarstı. **"Derin, beni duyuyor musun?"** dedi, sesi titriyordu. Ama Derin tepki vermedi. Levent’in kalbi hızla çarpmaya başladı. Bir an için nefes almakta zorlandı. Yeniden denedi, bu sefer daha güçlü bir şekilde omuzlarından tuttu, vücudunu hafifçe salladı. **"Derin! Kendine gel! Ne olur bir şey söyle!"** Ama yine sessizlik… Levent’in içinde yükselen panik, boğazını sıktı. Derin’in solgun tenine, donuk bakışlarına baktı. Kalbinin derinliklerinde bir şeyin yanlış olduğunu hissetti. **"Beni duyuyorsun, değil mi? Ne olur gözlerini kırp, elimi sık, bir şey yap! Sadece burada olduğuna dair bir işaret ver!"** Ama Derin hiçbir şey yapmadı. Levent’in nefesi kesildi. Ellerini saçlarının arasına götürdü, çaresizlik içinde etrafa bakındı. Son bir umutla sesini yükseltti, bu sefer kelimeleri odanın duvarlarını titretecek kadar sertti: **"DERİN!"** Hiçbir tepki gelmedi. Levent’in içi korkuyla doldu. Kalbi o kadar hızlı atıyordu ki göğsü daralmıştı. Derin’in hâlâ öylece durduğunu, nefes alışlarının düzensizleştiğini fark etti. Vücudu hafifçe titriyordu ama bilinci sanki tamamen kapanmış gibiydi. Bu artık normal bir şok değildi. Levent hızla ayağa kalktı, kapıya doğru yöneldi ve koridora çıkar çıkmaz var gücüyle bağırdı: **"DOKTOR! HEMŞİRE! YARDIM EDİN! DERİN'E BİR ŞEY OLUYOR!"** Çığlığı hastane koridorlarında yankılandı. Hemşireler ve doktorlar hızla yanına koştular. Odaya girdiklerinde Derin’in hâlâ tepkisiz halde yatakta oturduğunu gördüler. Doktorlardan biri hızla Derin’in yanına gidip bileğinden nabzını kontrol etti. Kaşlarını çattı. **"Nabzı çok zayıf. Hemen tansiyonunu ölçün!"** diye talimat verdi. Bir hemşire tansiyon aletini hızla Derin’in koluna sardı ve ekranı kontrol etti. Gözleri büyüdü. **"Çok düşük! 60’a 40!"** Levent’in içi buz kesti. Doktor yüzünü ekşitti, hızla stetoskopunu çıkarıp Derin’in göğsüne koydu. Derin’in düzensiz nefes alışlarını dinlerken gözleri endişeyle doldu. Sonunda gözlerini Levent’e dikti ve ciddi bir ifadeyle konuştu: **"Derin kardiyojenik şok geçiriyor. Kalp yeterince kan pompalayamıyor. Eğer hemen müdahale etmezsek kalıcı bir hasar alabilir!"** Levent’in nefesi kesildi. **"Ne? Ne demek istiyorsunuz? Bir şey yapın! Ne gerekiyorsa yapın!"** Doktor hızla başını salladı ve talimatları vermeye başladı: **"Adrenalin hazırlayın! Oksijen maskesini takın! IV sıvı takviyesi başlatın!"** Hemşireler hızla harekete geçti. Birisi oksijen maskesini Derin’in yüzüne yerleştirdi, diğeri damar yolundan sıvı vermeye başladı. Bir başka hemşire adrenalin enjektörünü hazırladı ve doktor, tereddüt etmeden ilacı Derin’in damarına enjekte etti. Levent ise tüm bu olanları izlerken nefesi kesilmiş haldeydi. İçinde büyüyen korku, beynini yakıyordu. **"Derin, ne olur... ne olur uyan..."** diye fısıldadı, ellerini yumruk yaparak. Saatler gibi geçen birkaç dakika içinde Derin’in göğsü hafifçe hareket etti. Oksijen maskesinin altında dudakları kıpırdadı ama sesi çıkmadı. Göz kapakları hafifçe titredi. Doktor dikkatlice onun yüzünü inceledi. **"Tepki vermeye başladı ama durumu hâlâ kritik. Onu yoğun bakıma alacağız."** Levent’in içi paramparça olmuştu. Derin’in ellerini sıkıca tuttu, ama o hâlâ gözlerini açmıyordu. **"Ne olur gitme..."** diye fısıldadı. Odaya bir sedye getirildi ve Derin dikkatlice üzerine alındı. Hastane koridorlarında onu hızla yoğun bakım ünitesine doğru götürdüler. Levent’in gözleri bulanıklaştı. Birkaç saat önce tek derdi Derin’i sakinleştirmekti, şimdi ise onun hayatta kalmasını diliyordu. İçindeki çaresizlik o kadar büyüktü ki nefes almak bile zor geliyordu. Ve bir şey daha vardı... Eğer Derin uyanırsa, Eren’in kanser olduğunu nasıl kabul edecekti Bu haber onun kalbini yeniden kıracak mıydı? Levent’in gözleri kapanırken içinden sadece bir dua geçti: **"Ne olur... yaşa."**
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE