Beyaz Kapı

1169 Kelimeler
Bu süre zarfı içinde Mehmet ve Derin, adeta abi-kardeş ilişkisi gibi sıkı bir dostluk kurmuşlardı. Derin’in yüzüne her baktığında, onun geçmişte yaşadığı acıları görür gibi oluyordu Mehmet. Zamanla aralarında sessiz bir anlaşma oluşmuş, kelimelere dökülmeden anlaşıyorlardı. Mehmet, Derin’le ilgilenirken bundan en ufak bir rahatsızlık duymuyor, aksine, ona yardımcı olmanın verdiği huzuru hissediyordu. Yaptığı her şey, içinden gelen saf bir iyilikle şekilleniyordu. Derin de Mehmet’in varlığına alışmıştı; onun yanında kendini biraz daha güvende hissediyor, dünyaya olan kırgınlığını bir nebze olsun unutuyordu. Üç hafta geçmişti. Bu üç hafta boyunca, Mehmet, sadece Derin’le değil, aynı zamanda küçük kız kardeşi Neslihan’ı da bu yeni dostluğa dahil etmişti. Neslihan, çocukça sevinçleriyle Derin’in kasvetli dünyasına tatlı bir neşe katıyor, onun içindeki umudu canlı tutuyordu. Küçük kızın kahkahaları salonun içinde yankılanırken, Derin’in dudaklarına ilk kez gerçek bir tebessüm oturuyordu. Mehmet, kız kardeşiyle Derin’in bağ kurmasını görmekten mutluluk duyuyordu. Üçü, zaman zaman oturma odasında toplanıp sohbet ediyor, şakalaşıyor, geçmişin yaralarını sarıyor gibiydiler. O akşam da her zamanki gibi salonda oturmuşlardı. Mehmet, kahkahalar atarak Neslihan’ın anlattığı çocukça hikayeleri dinliyor, Derin de gözlerinde belli belirsiz bir neşeyle onları izliyordu. Odanın sıcak atmosferi, dışarıdaki kasvetli hava ile büyük bir tezat oluşturuyordu. İçeride sevgi ve dostluk vardı. Derin, uzun zamandır hissetmediği bir huzurun içinde yüzüyordu adeta. Fakat o huzur aniden bölündü. Kapı ansızın açıldığında, içeriyi karanlık bir gölge doldurdu. Gelen adamın yüzü sakallarının ardında kayboluyordu. Saçları darmadağınık, gözlerinin altı koyu morluklarla çevrelenmişti. Ellerinin hafifçe titrediği fark ediliyordu. Üzerindeki eski, buruşuk kıyafetler ve dağılmış hali, onun uzun zamandır kendine dikkat etmediğini açıkça belli ediyordu. Salona adım attığında, içerideki sıcak hava anında soğudu. Mehmet, aniden gerildi ve istemsizce dikleşti. Kim olduğunu bilmediği bu adamın varlığı, içgüdüsel bir rahatsızlık yaratmıştı onda. Derin, adamın gölgesinde oturduğu yerden ona bakarken, tanıdık bir korkunun içini kapladığını hissetti. O adamın kim olduğunu yavaş yavaş anlamaya başlamıştı. Bu titrek eller, bu yorgun bakışlar, bu dağılmış hal… Kalbi hızla çarpmaya başladı. Nefesi düzensizleşti. O sırada, küçük Neslihan, elinde tuttuğu oyuncak bebeğiyle oyununa dalmış, etrafında olup bitenleri anlamaya çalışıyordu. Derin, sesi titreyerek fısıldadı: "Dur." Adam, Derin’in sesini duyduğunda hafifçe sırıttı. O sırıtışta hem küçümseme hem de öfke vardı. Mehmet, o an ayağa kalktı ve kendini içgüdüsel olarak Derin’in önüne yerleştirdi. Gelen adam, Levent’ti. Aylar boyunca Derin’in kabusu olmuş, onu tüketmiş, hayatını mahvetmiş adam… Levent, pis bir kahkaha attı. "Sanamı soracağım durup durmayacağımı, sakat?" diye hırladı. Sesi kısık ve yorgundu ama içinde gizli bir tehdit barındırıyordu. Mehmet’in gözleri kısıldı, kasları gerildi. Öfkesini dizginlemek zorundaydı ama Levent’in küstah tavrı onu iyice çileden çıkarıyordu. "Lan dallama, sen kimsin de bu şekilde konuşuyorsun?" diye tısladı. "Yoksa sen, Derin’in anlattığı Levent misin? Eğer öyleysen, kalıbının adamı ol ve buradan siktir git. Yoksa seni yok ederim!" Levent hafifçe güldü, ama bu gülüşte samimiyet yoktu. Alaycı bir ifade ile başını salladı. "Vay be… Derin hanım, ben yokken eve adam atmışsın ha? Ama bu cılız adam benim dişlerimin arasında kurdan olur. Söyle ona önümden çekilsin. Yatak odasındaki kredi kartımı alacağım. Sonuçta sana burada belli bir süre ben baktım ve bunun ücretini almalıyım, değil mi Derin?" Derin’in nefesi kesildi. Korkudan gözleri yuvasından çıkacak gibi olmuştu. Levent’in söylediği her kelime, içindeki eski yaraları kanatıyordu. O adamın yıllar boyunca ona yaşattıkları, zihninde bir fırtına gibi dönmeye başladı. Ama Levent’in şu anki halini görünce, içindeki öfke korkusunu bastırdı. "Bu hâle düşmemin sebebi sensin, Levent!" diye hırladı. "Sen olmasaydım, ben bu durumda olmazdım. Ne oldu senin servetine, ha? Açelya yedi mi bütün paranı? Ohh, iyi olmuş. Düşeceğin vardı zaten! Bakıyorum, uyuşturucu kullanmaya da başlamışsın. Hiçbir adam bu kadar kısa sürede bu hale gelmezdi. Umarım daha da beter olursun! Umarım acılar içinde ölürsün!" Levent’in gözlerindeki damarlar belirginleşti. İçindeki öfke, kaslarını kasmasına sebep oldu. Bir anda ileri atıldı ve Derin’in üzerine yürüdü. Ama Mehmet, hiç düşünmeden önüne geçti. "Buradan siktir git dedim sana! Yoksa seni fena yaparım!" diye gürledi. Ama Levent, vücut geliştirme yapan, güçlü bir adamdı. Mehmet’i kafasından tutup sertçe duvara savurdu. O an odada büyük bir gürültü koptu. Mehmet’in başı duvara çarpınca yere yığıldı. Burnundan ve ağzından kan sızmaya başlamıştı. Gözleri, karşısında korkuyla bakan Neslihan’a kaydı, sonra bilinci yavaş yavaş kararmaya başladı. Ama Levent hâlâ sakinleşmemişti. Hıncını alamamıştı. Mehmet’i kaldırıp ona bakmak istedi ama Mehmet’in vücudu tepkisizdi, bilinci tamamen kapanmıştı. O an, Levent’in zihninde farklı bir plan şekillendi. Bir şey düşünmüş gibiydi. Küçük Neslihan, korkuyla Levent’in bacağına yapıştı. "Bırak abimi! Vurma ona! Vurma!" diye çığlık atıyordu. Ama Levent, onu hafifçe iterek Derin’in kucağına savurdu. Derin, yatalak olduğu için onu tutamadı, sadece olduğu yerde kaskatı kesildi. Derin’in ciğerleri kasıldı, nefesi kesildi. Bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. Yaşadığı korku, onun her şeyini kilitlemişti. Kısa bir süre sonra, Levent, bayılmış olan Mehmet’i yerden kaldırıp onu alarak hızla oradan uzaklaştı. Neslihan, olduğu yerde ağlıyordu. Derin, yutkunmaya çalıştı ama sesi çıkmadı. Gözlerini sıkıca kapattı. Korkunun, çaresizliğin içinde kaybolmuştu… Levent, zamanla yarışan bir adamın telaşıyla hareket ediyordu. Eski, yıpranmış ve köşeleri paslanmış bir arabanın bagajını hızla açtı. Mehmet’i neredeyse fırlatarak içine attıktan sonra kapıyı sertçe kapattı. Ardından direksiyona geçti, marşa bastı ve gaz pedalına sonuna kadar yüklendi. Motorun homurtusu gecenin sessizliğini yırtarken lastikler yerden kalkacakmış gibi dönmeye başladı. Araba, geride kara bir iz bırakarak hızla sokaklardan geçti. Neslihan, arabanın ardından çılgınca koştu. Ciğerleri yanıyordu, gözlerinden yaşlar süzülüyor ama buna aldırmıyordu. Ayakkabıları, sert zeminde yankılanan bir ritim tutturmuştu. Fakat ne kadar uğraşırsa uğraşsın, arabanın farları hızla gözden kayboldu. Göğsü inip kalkıyor, nefesi kesik kesik çıkıyordu. Bacakları onu artık taşımakta zorlanıyordu. Nihayet dizleri üzerine çöktü, çaresizlik içinde başını ellerinin arasına aldı ve boğuk bir çığlık attı. Bu sırada Derin, karanlık bir odanın köşesinde, eski ve yıpranmış bir koltuğa mahkûm gibi çakılmış oturuyordu. Gözleri boşluğa dalmıştı, zihni bilinmez bir girdaba sürüklenmişti. Dudaklarından ince bir melodi dökülmeye başladı. Sesi, önce fısıltı kadar hafifti, ancak giderek büyüdü. **“Bir annedir karanlığı yaratan, Bir melektir Derin’i kazandıran, Yasaktır elma fakat ne anlar Derin nefes almaktan… Kurtar beni Azaril, kurtar beni Azaril…”** Şarkının her kelimesi, içinde sıkışıp kalan acıyı dışa vuruyordu. Sesi titriyordu, bazen alçalıp bazen yükseliyordu. Gözlerinden yaşlar süzülürken, vücudu hafifçe ileri geri sallanıyordu. Bu an, zamanın durduğu bir sahne gibiydi. Dışarıda Neslihan’ın hıçkırıkları yankılanırken, Derin’in sözleri duvarlara çarpıp yankılanıyordu. Tam o anda, sokakta sessizce yürüyen bir adam, Neslihan’ın küçücük bedenini fark etti. Küçük kız, titriyor, gözyaşları içinde boğuluyordu. Adam, onun yanına dikkatlice yaklaştı, tek kelime etmeden onu kollarına aldı. Neslihan, hafif bir inleme ile başını adamın göğsüne yasladı. Adam, küçük kızı sakinleştirmeye çalışarak adımlarını hızlandırdı. Onu, açık kapısından içeri süzüldüğü eve getirdi. İçerisi, loş bir ışıkla aydınlanıyordu, toz kokusu havaya sinmişti. Adam, Neslihan’ı yavaşça yere bıraktı ve ağır adımlarla, koltukta yatan kadına doğru ilerledi. Derin, adamın varlığını hissetti ama gözleri net göremiyordu. Beyaz, parlak bir ışık gözlerini alıyordu. Kim olduğunu seçemiyordu, zihni karmaşıktı. Oysa adam eğilip yüzüne yaklaştığında, tanıdık bir ses yankılandı. **“Sırtımdaki karanlık beni durduramaz, sana ulaşmama Derin,”** dedi adam. Bu sözler, bir anahtar gibi Derin’in kilitlenmiş bedenini harekete geçirdi. Aylarca hareketsiz kalan vücudu, ilk defa bir tepki verdi. Önce parmakları kımıldadı, sonra ince bir titremeyle eli havaya kalktı. Güçlükle uzattığı parmakları, adamın yüzüne dokundu. Onun tanıdık yüz hatlarını parmak uçlarıyla hissettiğinde, titrek bir fısıltıyla dudaklarından kelimeler döküldü: **“Hoş geldin meleğim… Hoş geldin.”**
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE