31

231 Kelimeler
"En yorucu?" "Bu da." "O zaman ben 'en' neyim?" "Kaybetmeye mahkum?" Tek kaşını kaldırıp söylediğim şeyi sorgulamaya başladı. Tabii kendinden o kadar emindi ki bu sorgulaması taş çatlasın on saniye filan sürdü. Sorgulama kısmı bittiğinde yüzü alaylı bir ifadeye bürünmüştü. Bazı insanlara sabahtan akşama kadar nasihat etsen de hiçbir şey anlamazya... En kötüsü de başta sorgular gibi olup sonradan sorgulamamak için içinden kendisine yalan söylemesi... Arden onlardandı. Net diyorum, zaman kaybı. Böyleleri yorar. Yerinden doğrulup bana doğru bir adım attığında tek kaşımı kaldırıp amacının ne olduğunu anlamlandırmaya çalıştım. Aramızdaki mesafeyi azaltabildiği kadar azaltıp elini havaya kaldırıp önümdeki saç tutamlarına doğru uzattı. O bana doğru gelirken bir adım geriye doğru gitmedim. O şu an bana dokunurken dokunma da demedim. Sadece kendi egosunu tatmin etmek adına inandığı şeylerden vazgeçicek mi diye merak edip öylece durup onu izledim. "Kaybetmeye mahkum olmak? Ben istediğim zaman istediğim şeyi elde ederim." Saçımı saran elini geriye doğru ittirip uyuşturucu çekmiş gibi bakan gözlerinin esaretinden kurtulup bir adım geri gittim. "Dününü bilmiyorum, bugününü bilmiyorum, ama yarının hakkında sana çok güzel bir spoiler verebilirim. Bu kafayla gittiğin müddetçe hayatının bir döneminde ciddi kayıplar vereceksin." Gözleri sözlerimle dudaklarıma kaydığında ciddi anlamda hasta olduğuna emin oldum. Kaybetmeye mahkumsun sözünü yalan çıkartmak için beni etkilemeye çalışıp kim olduğunu öğretme çabası adiceydi. Daha adice olanı sözlerimi kendi kafasında çok yanlış yerlere çekip ona göre tepkiler vermesiydi. Yani hem kendini hem de beni kandırmaya çalışmasıydı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE