34

1221 Kelimeler
Korku. Beş harf, iki hece. Alt metni oldukça dolu bir kelime. Kimisi yükseklikten, kimisi karanlıktan, kimisi yalnızlıktan, kimisi böcekten, kimisi ölümden, kimisi toptan, kimisi sevilmekten... Herkes bir şekilde bir şeyden korkardı. Korkuz insan var mıydı? "Hav!" Yoktu. Karşımdaki küçük şey eve girip onu yere bıraktığım ilk andan beri ilgi bekliyordu. Yanıma yanaşmaya çalışıp, ondan kaçmam sonucu bunu bir oyun sanarak hareketlerini hızlandırıyordu. Arden'in gidişinin üstünden neredeyse bir saat geçmişti. Sırf daha iyi bir uyku çekebilmek için yorulayım derken o kadar katın merdivenini yürüyerek çıkan ben, şu anda değil uyumak, gözlerimi saniyelik kapatmaya bile çekiniyordum. Tedirginlikle derin bir nefes alıp üstüne çıktığım tezgahtan inmek için hamle yaptım. Bu hareketimle saniyesinde yerde bulduğu elmayla oynamaktan vazgeçen köpek bana doğru gelip gözlerimin içine beklentiyle bakmaya başlamıştı. Üzgünüm köpek, bende o istediğinden yok. Sevgiymiş şefkatmiş ohooo ben varya ben, acımasızın tekiyim. Uzak dur benden. Zarar veririm sana. Hem kalbini de kırarım. Kötüyüm köpüş ben, kötü. İçimdeki hayvan sevgisi göz yaşartacak seviyeye geldiğinde kendi halime acıyarak bakmıştım. Korku benliğimi çoktandır kaplamıştı. Halbuki o çok küçüktü ve ben bunun farkındaydım. Ondan korkmam saçmalıktı. O el kadardı. Yani tam bir el kadar olmasa da iki el kadardı. İçime derin bir nefes çekip ayağımı yere doğru sallandırdığımda heyecanla havlamaya başlamıştı. Ben bu köpeği Arden'in elinden alan aklıma tüküreyim... Nefesim korkuyla hızlandığında ayağımı geri çekip üstümdeki daha çıkarmaya fırsat bulamadığım montun ceplerini karıştırdım. Telefonumu çantamda unuttuğum aklıma gelince çantamı salonda bir köşeye fırlattığım o yüce ana lanet etmiştim. Gözlerim dolmaya başlarken köpeğin ilgisini nasıl dağıtabilirim diye düşünmeye başladım. Mutfakta, tezgahın üstündeyim. Köpek buraya çıkarken yanlışlıkla düşürdüğüm elmayla ara ara oynuyordu. Her türlü amacının oyun olduğunu belli ediyordu. Her şeyin farkındaydım ama korkuya engel olamıyordum. Köpeğe bir şey atmam gerekiyordu. Onun ilgisini tamamiyle benden koparacak bir şey. Sonrada odama gidip uyumam lazımdı. Keşke köpek denen şeyi hiç icat etmeselerdi! Efendim? Az önce söylediğim söze karşın bir an kendime göz devirir gibi olsamda sonra buna vaktim olmadığını bildiğimden yapmamıştım. Tezgahta uzun süre bakışlarımı gezdirdim. Ona atabileceğim hiçbir şey yoktu. Yemek yoktu, oyuncak yoktu, yastık ve türevleri yoktu, ip yoktu... Gerçi iple kediler oynardı, köpeklerin ilgisini çekebilir miydi emin değilim. En sonunda kafam çatlamaya ve başım dönmeye başladığında tezgahın üstünde sürünerek ilerlemeye başladım. Köpekte yerde benimle eş zamanlı olarak ilerleyerek mutfağın kapısına kadar yaklaştı. Onu buradan uzaklaştırmak için aklıma gelen fikirle tereddütle gülümsedim. Cebimdeki kendi anahtarımı çıkarıp ucundaki anahtarlığı yani peluş tüylü uyuyan bebeği çıkararak anahtarları tezgaha koyup anahtarlığı elimde sallamaya başladım. Köpek ilgiyle elimdeki şeye bakarken kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Her şey çok kolay olacaktı ve ben basit bir şekilde bu tezgahtan inip odama gidecektim. Peluş bebeği az önce durduğum kısma doğru fırlattığımda köpek bunu bir oyun sanıp onun peşinden gitmişti. Ben onun arkasını dönüp gitmesini fırsat bilerek bir elimle tezgahtan destek alırken hızlıca oradan indim. Köpeğin yerden peluşu alıp bana aniden dönmesiyle kaşlarımı çatarak mutfaktan dışarıya çıkmıştım. Onun arkamdan geldiğini hissettiğimde yatak odam dış kapıya göre biraz daha uzak olduğundan ben bana en yakın kapıyı tercih ederek dış kapıya koşmuş, kapıyı açtığım gibi kendimi dışarıya atmıştım. "Kurtuldum!" Bütün vücudum kapıma doğru dönüktü. Elimi kapının kolundan çekip derin derin nefesler almaya başladım. Kurtulmuştum! O artık bana zarar veremezdi. İçimdeki korku hissi her geçen saniye azalırken boynuma çarpan nefesle nefesim kesildi. "Elvis... Bana sakın onu içeride bıraktığını söyleme." Arkamdakinin Arden olduğunu sesinden anlarken nefesinin boynumu yalayıp geçmesi sonucu bundan rahatsız olarak arkamı dönmüştüm. Keşke dönmeseymişim... "Neden buradasın?" "Burada?" "Burada işte, dibimde." Söylediğim şeyle kaşları çatılırken yan tarafına bakıp gözleriyle duvarı işaret etti. Kafamı çevirip işaret ettiği yere baktığımda elinin zilin üstünde olduğunu gördüm. "Şimdi anahtarını ver, kapıyı açalım." ❦ "Gerçekten bir aptalsın!" "On ikinci söyleyişin." Yüzüme bakıp yüzünü iğrenir gibi buruşturduğunda kafamı bir kere daha duvara yaslamıştım. Yaklaşık yarım saat önce ona anahtarı içerde unuttuğumu söyleyince çilingir çağırmıştı. Tabii gecenin bir saatinde çilingir abi erken gelemeyeceğini Arden'e söylediğinde o adama uzun süre sövmüş sonra devamlı olarak ayağını yere vurarak panikle çilingiri beklemeye devam etmişti. Ben üst kata çıkan merdivenlerde oturmuş kafamı duvara yaslarken o daha iki dakika önce gelen çilingirin başındaydı. Adama bildiğin psikolojik baskı yapıyordu. Ha arada dönüp bana da hakaret etmeyi ihmal etmiyordu elbette. Başta haklı diye susuyordum da şu son yedi hakaretinde kafam ağrımaya başlamıştı. Bilincim tekrar kapanır gibi olduğunda her ne kadar uyku için delirsemde kendimi son anda dürttüm. Dürttüm dürtmesine de göz kapaklarım hafif aralandığı gibi tekrar karanlıkla sarılmak için can atmaya başlamıştı. Başımı yana çevirip çilingire göz atacakken orayı görememiştim. Bulunduğum yerle kapım arası merdivenin duvarı vardı. Ve o duvar benden büyüktü. Oldukça büyük. Arden'in mızmızlanmaları tekrar başladığında bıkkınlıkla iç çekip kafamı tekrar duvara yasladım. "Sana inanamıyorum." Hafif aralık gözlerim doğrudan sesin geldiği yöne, karşıma döndü. Yine koridorda tur atmaya başlamıştı sanırım. Şimdi bana bir kere daha hakaret edip çilingirin başına geri dönecekti. Arden'e cevap vermediğim saniyeler gözlerime acıyarak bakıp çilingirin olduğu tarafa doğru yürümeye başlamıştı. Tartışmak istiyordu, enerjim yoktu. Gerçi olsa da onunla polemiğe girmeyecektim. Haklı değildi. Ben ona köpeğini bana emanet edebilirsin dememiştim. Gözlerimi bir iki saniye yumdum. Yanımda bir serinlik oluştuğunda ve yine aynı homurtular yükselmeye başladığında gözlerimi açıp yan tarafıma bakmıştım. "Ondan korkman saçmalık!" "Aynen." "Küçücüktü o!" Yüzünü bana dönüp kurduğu cümleyle yine aynen demiştim. Birkaç kez daha bunlara benzer cümleler kurdu. Her seferinde benden aynı cümleyi duyduğunda susmuştu. Sanki ben ona köpeğin benimle güvende demiştim de sözümü tutmamışım gibi davranıyordu. Korkuyordum kardeşim, ilerisi yok bunun. Sana gıcık olduğum için yapmadım. Korkuyordum ve yaptım. "Gideli sadece on beş dakika olmuştu... On beş dakika bir köpeğe sahip çıkamadın." On beş dakika? İstemsizce kaşlarım çatılmaya başlarken bu yaptığım hareketle uykum açılır diye şaşırmamaya çalıştım. Bana saatlerce gelen o zaman dilimi sadece on beş dakika mıydı? "On beş dakika için köpeğini neden bana emanet ettin?" Bakışlarını karşıdan çekip bana çevirdi. Bir süre susup yüzümü inceledikten sonra omuz silkmişti. "İşimin o kadar kısa süreceğini bilmiyordum." "Köpeği ellerime bırakıp gittin... Üstelik sana hiçbir güvence vermemiştim. Korktuğumu da anladın. Ne sandın köpek korkumu iki dakikada yenerim mi? Saçmalık." "Sinir bozucusun." "Gözlerim sana ayna mı oluyor?" Söylediğim şeyi algıladığı gibi göz devirip ayağa kalkmıştı. Benden uzaklaşıp evimin kapısına doğru ilerlediğinde bu sefer kendimi kasmadan gözlerimi yumup akışına bıraktım. Daha fazla o ve katlanılamaz tavrına dayanamazdım. Kapanmaya an kollayan bilincim bu derece saçma bir ortamda Arden'in çıkardığı homurdanmalar eşliğinde kapanırken bu sefer kendime engel olamamıştım. ❦ Sert bir zemin, yoğun bir koku ve üzerime örtülen pike tarzı şeyin hafif baskısı. Arada yükselen homurtular, iğnenir gibi ses çıkarmalar ama devamında gelen sessizlik... Az önce havada olduğuma emindim, şimdi niye zemine inmiştim anlamamıştım. Neden evimdeki koku değilde erkeksi bir koku soluyorum anlamamıştım. Yatağımın normalde yumuşak olmasına rağmen şu an neden sert bir yerde yatıyordum onu da anlamamıştım. Kafamın altına konulan yastıkla gözlerimi açmadan yastığı alıp bulunduğum zemine koyup kolumu üstüne attım. En son sanırım küçükken yaşamıştım bu anı. Ailecek düğüne gittiğimizde dönüşte arabada uyuya kalkmıştım. Babamda kucağına alıp eve kadar götürmüştü. Birinin kucağında olduğumu, yatağa konuşumu, birinin saçlarımı okşayışını... Her şeyi hatırlıyordum o güne dair. Tıpkı şu anki gibi. Sadece gözlerimi açamıyorum o kadar. Bir süre dibimde hissettiğim soluğun sahibi varlığını çekmedi. Ne kadar yakınımdaydı bilmiyorum ama ortam o kadar sessizdi ki her haltı duyabiliyor ve hissedebiliyordum. Bilincim yine kapanmaya başladığında yüzüme değip geçen nefesler sonlanmıştı. Kendimi kasmadan akışına bıraktım. Zihnim karanlığa hapsolduğu sırada son anımsadığım şeyler ortama yayılan kokuydu. Bu, bu eve ait bir şey değildi. Olamazdı. Az önceki ağır kokunun aksine sadece sıkıldığımda sıktığım parfümü andırıyordu bana. Üç sene önceki sergimde tablolara kadar sinen kokuyu andırıyordu... Aynı sergide dağıtılan kuru lavantaları andırıyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE