"Selam bebek, ben kelebek!"
"Bana sakın boş zamanlarında Türkler'le ilgili şeyler araştırdığını söyleme Eva."
"Boş zamanlarımda Türkler'le ilgili şeyler araştırıyorum Şura. Ve bunu uzun süredir yapıyorum. Çünkü seni daha yakından tanımak istiyorum."
Elimdeki tepsiyi alıp servise çıkacağı esnada tepsiyi kendime doğru çektim.
Ona Bu benim işim der gibi baktığımda bana küçümseyici bakışlar atıp tezgahtaki çerez kasesine elini daldırarak avucuna aldığı çerezleri ağzına atıp elimdeki tepsiyi almıştı.
O az önce çereze alkol muamelesi yapıp, sözde ondan cesaret mi almıştı?
Arkasını dönüp servis yapmaya başladığında bana masa kalmadığı için tezgahın önündeki bar taburesine benzeyen şeyin üstüne oturdum.
"Sanırım hayatımın en zor işini yaptım Şura..."
Eva kısa sürede görüş açıma gelip yanımdaki taburede oturduğunda ona kaşlarımı çatarak merakla baktım.
"Denge de durmak ne kadar zor biliyor musun? Az önce neredeyse düşecektim. Ama düşmedim. Hayatımda yapıp yapabileceğim en zor iş-"
"Şura, bu gece kafeyi kapatma sırası sende!"
Önümden ışık hızıyla geçen müdür yardımcısı elime anahtarı fırlatır gibi bıraktıktan sonra çıkışa ilerlemeye başladı.
Ben daha ne olduğunu anlamadan elimdeki anahtarı havaya kaldırıp ona garip garip baktım.
"Bu, iş tanımında yoktu sanırım?"
"Yoktu."
"Aman boş ver. Hem madem biz kapatacağız, kapatmadan önce eğleniriz!"
Eva'ya dünyanın en saçma şeyini söylemiş gibi baktığımda yüzünü buruşturup çantasını alarak çıkışa gitmeden önce 'seninle de konuşulmuyor' demişti.
Kıvırta kıvırta yürüyüp ikide bir arkasını dönerek bana karşı saçlarını savurmasından trip attığını mı anlamalıydım?
Eva'nın arkasından bir süre bakıp durumu kavradıktan sonra yüzümü memnuniyetsizlikle buruşturup ayağa kalktım.
Boşalan masalardan servisleri toplarken diğer yandan da bu sabah dinlediğim şiirin sözlerini aklımda tekrarlayıp hayranlıkla her cümleye kendimce anlamlar yüklüyordum.
Yavaş yavaş kafe boşalıyordu. Bütün müşteriler mekanı terk ettiğinde artık sıra garsonlara gelmişti. Ben hariç bütün garsonlarda mekandan çıktığında gerilmiştim.
Yanımda nakitte vardı kredi kartı da, yine de saatin sekize yaklaşması ve havanın her geçen saniye kararması canımı sıkıyordu.
Bir de dün akşam rahat uyuyamadığım için daha doğrusu uyuyamadığım için göz kapaklarım kapanmak ve bir daha açılmamak için yer arıyordu.
Zihnimde yine aynı siyah çarşaf belirdi. Boğazımda yakıcı bir tat oluştuğunda yakalanmaktan korkmamam gerektiğini bir kez daha kendime tekrarladım.
Yirmi yedi milyon kişi.
Bağış fonu ve resimler.
İçimdeki yıllardır sebebini bilmediğim o kurgu tam yeniden boy gösterip bütün benliğimi kaplayacakken birinin bana baktığını hissedip başımı o tarafa çevirdim.
Sevgili Emma, bana aşık mısın?
Yüzüne karşı sormak istediğim o sorunun aksine yüzüme sert bir ifade yerleştirip aynı bana baktığı yüz ifadesiyle ona baktım.
Kısa sürede rahatsız olup bakışlarını kaçırdığında küstahça sırıtıp mekandan çıkana kadar onu inceledim.
Arada rahatsız olup yerinde kıpırdansa da bir türlü çıkmamıştı. Kafe de sadece mutfak kısmındaki insanlar ben ve Emma vardık. Ve anladığım kadarıyla o birini bekliyordu.
Dışardan değil, içerden birini.
Aradan ne kadar geçti bilmiyorum, şef ve aşçılarda mutfak alanından çıkıp üstlerini değiştirerek çıkışa yöneldiklerinde Emma dün sahilde gördüğüm o precingli kızın yanına gitti.
O kız, burada mı çalışıyordu?
Peki Emma'yla arkadaşlarsa ben niye daha önce görmemiştim?
Herkes gittiğinde ve kafeye sessizlik çöktüğünde silkelenip kapıyı içerden kitleyip anahtarı elime alarak soyunma odasına gittim. Üstümdeki dar şeyleri çıkardığımda altıma bugün buraya gelirken giyindiğim pantolonu giyip üstüne de tişört giymiş tişörtün üstüne de pembe montumu geçirmiştim. (Multimedya'da kombin var).
Soyunma odasındaki aynadan üstümü başımı düzeltip dolabımı düzenleyerek odadan çıktım.
Çantam omzumda, sol elim çantanın üstünde ve sağ elimde anahtarlarla dışarıya çıkarken yine mutfağın önünden geçmiştim.
Ama tam değil. Böyle bir adım attım sonra içimde garip şeyler oldu; Gözlerim dolmaya başladı, burnumun direği sızladı ve çenem titredi...
İşte o an durmak zorunda kaldım.
Ne kadar olmuştu bilmiyorum.
Mutfağa girmeyeli değil, babamla yemek yarışması yapmayalı ne kadar olmuştu bilmiyorum.
Abimin sırf gıcıklığına bize jürilik yapıp her seferinde yemeğimi beğenmediğini iddia etmesinin üzerinden en son ne kadar zaman geçti bilmiyordum.
Tek bildiğim, ben mutluydum.
Çok mutluydum.
Hayatımın o dönemleri o kadar mutluydum ki... Hayır anlamıyorum ben nankörde bir insan değilim. Ayrıca neden imtihanım parayla değilde böyle olmuştu?
İsyana doğru giden sorgulamam boğazıma takılan yumru yüzünden nefes almakta zorlanmaya başlamamla son buldu.
Elimin altındaki çantaya sanki tüm yükümü vermek için elimi bastırdım.
Şu anda bu bana iyi gelir miydi bilmiyorum ama tek istediğim mutfağa girmekti.
Bunu yaptım da.
Sağ tarafıma dönüp mutfağın kapısına doğru ilerledim. Başta bir teklesemde sonra kapıyı kavrayıp ileriye itmeye başlamıştım.
Her şey o kadar düzenli ve tertipliydi ki...
Babam görse bana burayı gösterip saatlerce benimle alay ederdi.
Yemek yapabiliyorsun da ne olur, bulunduğun ortam temiz olmadıktan sonra derdi.
Haklıydı da. Ama olsundu. Temizlemek çok yorucuydu. Ayrıca o yanımdayken arkamı kimin temizleyeceği belliydi. Yani uğraşmam saçma olurdu.
Mutfağın içine tamamen girip ilerlediğimde tezgahlara baktım.
Aklımda zilyon tane anı vardı.
Hepsi birer birer zihnimi istila ediyordu. Farkındaydım, az sonra bir enkazın altında kalabilmem çok yüksek bir ihtimaldi.
Elimi tezgahın üstüne koyup yürümeye devam ettim. Bazı anlar sadece yalnız kalmak istiyordum. Ama bir yandan da bu yalnızlığın beni boğduğunun farkındaydım.
Arkamı tezgaha dönüp iki elimi de destek almak için kenarlara yerleştirdiğimde gözlerimden akmak için izin isteyen yaşlara karşılık olarak yapabildiğim tek şey gözlerimi tavana dikip onları geri göndermeye çalışmaktı.
"İyi misin?"
Başımı sesin geldiği yöne çevirdiğimde gördüğüm suretle kaşlarım çatıldı.
Birincisi ben dış kapıyı kitlememiş miydim?
İkincisi onun burada ne işi vardı?
Kaşlarını çatıp mutfağın kapısını yavaşça geri kapatıp yanıma doğru yaklaştığında onu hayretle izlemeye başladım.
"Neden buradasın?"
"İnan bana bu soruyu benim sormam gerekiyor."
Normalde göründüğünün aksine, bugün sanki biraz daha fazla konuşkandı.
Yanıma gelip bir süre yüzüme baktıktan sonra buz dolabına ilerledi.
"Aç mısın?"
"Aç değilim. Şimdi lütfen mekandan çıkar mısın?"
Bana cevap vermeden buzdolabından birkaç malzeme çıkarıp onun tarafındaki tezgahın üzerine bıraktığında kaşlarım şaşkınlıkla bir kez daha havaya kalktı.
Ben konuşuyorum da o mu duymuyordu?
❦
Elimi yüzümü yıkayıp kuruladığımda Guzmán'a masadakileri toplaması adına yardım ettim.
Buraya nasıl girdiğini veya kimseden izin anlamadan nasıl yemek yaptığını daha fazla can sıkmamak için sormamıştım.
Ayrıca başıma ne gelebilirdi ki? O buraya girmişti ve bir olay olursa onun başı yanmalıydı. Üstelik bu kadar rahat davranabildiğine göre kafenin sahibi tanıdığı filandı.
Soğuk bakışları mutfaktan çıkıp masalardan birine yaptığı soslu makarna, kremalı mantar sote ve limonatayı doldurmaya başladığımız andan bu yana vardı.
Yemek yaparken böyle olmadığına, yani bu kadar soğuk olmadığına bahse bile girerdim.
En son birlikte masayı toplayıp konuşmadan çıkışa ilerlerken aklıma gelen şeyle ona döndüm.
Benim ona dönmemle o da durup bana bakmıştı.
"Teşekkür ederim."
"Rica ederim."
Neden teşekkür ettiğimi sormadı?
Sanki cevap sende var Şura...
Kafamın ortasında beliren soruyu önüme bir toz bulutu çıkmışta onu elimle yelpazelersem gider diye elimi kaldırıp gözlerimin önünde salladım.
İyi ki Guzmán beni beklemeden kafeden çıkmıştı...
Bende kafeden çıkınca ardımdan kapıyı kilitleyip arkamı döndüm. Döndüğümde görmeyi beklediğim şey o değildi zira gitmesini beklemiştim.
Eliyle ön tarafı işaret edip ilerlememi beklediğinde nedensizce onu dinleyip önünden geçerek yürümeye başladım.
Arkamdan geldiğine emindim.
Bir taksi durdurmak için kafenin bahçesinden çıktıktan sonra beklemeye başladım.
Taksiler filmlerdeki veya kitaplardaki gibi hemen önümde sıraya girmemişti. Ya da bir taksi az ötemde durmamıştı. Belki dursaydı aynanda başkasıyla o taksiye binerdim.
Sonra, bum aşk başlar.
Aklıma gelen klasik dizi repliğiyle kaşlarım aniden çatılırken Guzmán'a döndüm.
Sonra benim o gün bindiğim şeyin taksi olmadığı aklıma gelince birazda olsa rahatlamıştım.
"Geldi."
Bakışlarım dudaklarına kaydığında söylediği şeyi bir kez daha tekrar edince az önceki düşüncelerimden sıyrılıp önüme dönerek taksiye ilerlemiş kapısını açtığım gibi içine binmiştim.
Bir süre taksici ileri gitmeden onunda arabaya bineceğini sanıp beklediğinde dışarıdaki beyefendi bizimle gelmeyecek demek adına taksicinin omzunu dürttüm.
Dikiz aynasından bana baktığında birden taksinin arka kapısı açılmıştı.
Ben daha ne olduğunu anlamadan o, yanımdaki yerini aldığında içimdeki kötülük tıpkı o günkü gibi onu dışarda bırakmak adına bir fikir sundu bana.
"Aklından bile geçirme."
Guzmán'ın gözlerime bakıp aklımı okumasıyla sersemlemiştim.
Halbuki bu ifademi dışarıya yansıttığımı düşünmemiştim...
❦
"Geldik."
Duyduğum kelimenin ardından arabanın durmasıyla irkilip başımı yattığım yerden kaldırdım.
Yattığım yer derken Guzmán'ın omzundan demek istemiştim.
Bir an için yüzleştiğim gerçekle durumu garipsesemde omzuna tahminlerimce kendimin yattığını düşündüğümden durumu sorgulayamamıştım. Üstelik onun omzundan kafamı kaldırırken bile dönüp bana bakmamıştı.
Başımı cama çevirip dışarıya baktığımda, baktığım yerde apartmanımı göremedim.
Sonra şaşırıp başımı Guzmán'a çevirdiğimde tam ağzımı açıcakken onun bulunduğu yerdeki camdan apartmanın gözüktüğünü gördüm.
Bana dönüp kısa bir bakış atıp arkasına daha çok yaslanarak kafasını koltuğun başlığına yasladığında çıkmamı beklediğini anladım.
Elimi uyumadan önce dizlerimin üstüne koyduğum çantamın üstüne yerleştirdim. İçinden taksiciye para vermek için nakit çıkartırken Guzmán'ın nezaketen bile parayı ödemeyi teklif etmemesi şaşırtmıştı.
Ondan tarafa bakmadan taksiden inip aracın arkasından dolanarak apartmana doğru ilerlediğimde arkamdan ismimi seslenmesiyle durmuştum.
Arkamı dönüp ona baktım. Taksinin camını açmış, elindeki anahtarları sallıyordu.
Kafenin anahtarlarını...
Ona doğru ilerleyip elinden anahtarları aldığımda bile yüzüme bakmamıştı.
Sanki çift karakterli gibiydi.
Mutfakta iyi biri. Dışarıda soğuk, çok soğuk biri.
Onun yan profiline daha çok bakmak istemediğim için iyi geceler deyip ona sırtımı dönerek apartmana doğru seri adımlarla ilerledim. Taksinin çalıştığına dair ses kulağıma gelmezken içimi bir huzursuzluk kapladı.
Guzmán'ın buraya nasıl girdiğini bilmiyordum, sonuçta siteye girmemiz yasak demişlerdi. Buraya girdikten sonra yine geçenki gibi Arden'in evini basar mıydı onu da bilmiyorum. Genel anlamda kimsenin başına dolaylı yoldan bile olsa benim yüzümden bir şey gelmesini istemediğimden olsa gerek Arden için bile tedirgin olabilmiştim.
Apartmana girdiğimde arkamı dönüp taksiye baktım.
Camı kapatmamıştı ve bakışları bende değildi. Karşısındaki yolcu koltuğunun başlığına bakıyordu. Kafasını oturduğu koltuğa biraz daha bastırdığında görüş açımdan az da olsa çıkabilmişti.
Ciğerlerime temiz hava doldurup ona bakmayı kestim. Tamam sessiz biri olabilirdi ama bu demek değildir ki, katildi.
Sadece Arden'le anlaşamıyordu anladığım kadarıyla o kadar. Hepsi bu. Bundan ilerisi yok.
Tercihimi yine asansör değilde merdivenden yana kullandım. Dünkü oyundan oynamak istesemde zihnimin oyun harici şeylere, uykuya ihtiyacı olduğu için kafamı bir şeyle meşgul etmek istemedim.
Ona ihtiyacı olan şeyi vermeliydim.
Daha hızlı uykuya dalabilmek için merdivenleri hızlı hızlı çıkıp sanki mümkünmüş gibi daha çok yorulmaya çalıştım.
Benim evimin bulunduğu kattan iki kat aşağıya kadar geldiğimde bakışlarım direkt olarak kapısı açık olan eve kaymıştı.
Orta yaşlarda bir kadın ve elinde üstü kapalı bir tablo.
Karşısındaki ona tabloyu veren kişinin dünkü adam olduğunu görünce irkilmiştim.
O zaman dün geldiğinde ilk bu katta durdu. Sonra evin boş olduğunu görünce resmi alıp geri gitti. Tam asansöre binmişken asansördeki bir diğer kişi daha yukarıda olan bir katın düğmesine bastığı için yukarıya kadar çıktı. Ardından asansörle inmek istemediğinden merdivenlerden yürüdü?
Olay bence tam olarak böyle gerçekleşti.
Onları daha fazla izlememek adına başımı önüme çevirip ilerlemeye devam ettim.
Ayaklarım ağrımaya ve bacaklarımdaki birkaç damarın koparcasına bana acı vermeye başladığını hissettiğimde kendime ufak çaplı bir lanet seansı başlatmıştım.
Hedefime ulaştığımda gülümseyip kapıma doğru ilerledim.
"Sen!"
Başımı çevirip sesin geldiği yöne baktığımda bunun elbetteki sevgili karşı komşum dışında biri olmaması beni şaşırtmamıştı.
Arden ve gergin yüzü tedirginlikle bana doğru yaklaştığında kaşlarım istemsizce çatıldı.
"Buralarda birilerini gördün mü?"
"Yeni geldim?"
Dişlerini sıktığını kafasını yan tarafa çevirip ağzında bir şeyler gevelemeye başladığı esnada anlarken çenesinin kasılmasıyla çattığım kaşlarımı indirip ona baygın baygın bakmaya başladım.
Bir anda arkamdan 'sen!' diye bağırdığında ayılacağım diye çok korkmuştum. Sonuçta şu an için en son istediğim şey uykumun sarsılmasıydı.
Ağrıyan bacaklarıma bakıp iç çekerken son kez Arden'e bir şey söyleyecek mi diye baktım.
Ona baktığımı hissetmiş gibi bana bakarken bana eliyle dur işareti vermiş ve arkasına dönmüştü. O evinin kapısını anahtarla açarken ben onun arkasından şu zulüm ne zaman bitecek diye bakınıyordum.
Hayır anlamıyorum, dün ses yaptı uykumun içine etti. Bugün ise susup uykumun içine ediyor.
Uykumla alıp veremediği neydi bunun?
Yaklaşık bir dakikanın sonunda elinde ufacık bir köpek yavrusuyla evden çıktığında bir adım geri gittim.
Kapısını kapatıp bana doğru yaklaşarak o şeyi bana uzattığında korkuyla gözlerine bakmıştım.
İlk başta köpeği neden almadığıma bakarken sonradan yüzümü biraz inceleyip 'gerçekten mi' bakışları atmaya başlamıştı.
Sonra bana bıkkınlıkla bakıp cebinden yükselen bildirim sesiyle köpeği bir eline alarak telefonu çıkartıp ekranına baktı.
Kaşları okuduğu mesajla çatılırken gözlerim ellerindeki köpeğe kaymıştı.
Dilini çıkarmış beni izliyordu.
Arden telefonunu cebine koyup köpüşü tekrar bana uzattığında tedirginlikle onu ellerime alıp dişlerimi birbirine kenetledim.
"İnan bana senden bir şey istemek şu dünyadaki en saçma şey benim için. Ama işte şu an apartmandan başkasını bulmakla vakit kaybedemem. Hadi sana kolay gelsin."
Ağzımı açıp ona cevap vermeme fırsat dahi bırakmadan önce asansörün tuşuna bastı sonra onun henüz alt katta olduğunu görünce merdivenlerden aşağıya jet hızıyla inmeye başladı.
Ellerimdeki köpekle birlikte Arden'in gidişini izledim.
Biri onun bana köpek emanet etmediğini söyleyebilir mi?