Gerçek bir hayat hikayesidir
🔞 +18 sahneler detaylı bir şekilde anlatılmaktadır 🔞
Alaca ile beraber tepenin kenarına doğru tüm hızımla gidiyordum. Yüzüme taktığım peçe rüzgârda savruluyor, gözlerimi yakıyordu. Dizginleri sıkıca kavrayıp atı daha da hızlandırdım.
“Deh kızım!” diye haykırdım.
Alaca, komutuma uyarak daha da hızlandı. Nihayet tepenin başına ulaştığımda, uçurumun ucunda durup en sevdiğim hareketi yaptım. Dizginlerini çekerek Alaca’yı şahlandırdım; iki ayağı üzerinde yükselen atımın heybetiyle tüm Mardin ayaklarımın altına serilmişti. Güneş, batarken kızıllığını taş duvarlara vuruyor, bu masal şehrini daha da güzelleştiriyordu.
“Ne kadar güzelsin Mardin…” diye fısıldadım içimden. “Ama sakladığın acılar bir ömre bedel.”
Yine de burası benim yuvamdı, yaşama sebebimdi. Hem beni bu şehre bağlayan daha güçlü bir nedenim vardı.
Hava yavaş yavaş kararmaya yüz tutmuştu. Alaca’ya dönüp,
“Hadi kızım, gidelim. Saat geç olmadan konakta olmamız gerek.” dedim.
Atımı yönlendirip yeniden hızlandırdım. Alaca toprak yolda dört nala koşarken birden karşıdan hızla gelen bir araba fark ettim. Mesafe çok azdı; refleksle dizginleri çekip Alaca’yı şahlandırdım. Az kalsın çarpışacaktık. Araba ani bir frenle durdu. Kalbim göğsümden fırlayacak gibiydi.
Alaca huysuzlanıyor, zapt edemiyordum. Boynunu okşayıp sakinleştirmeye çalıştım ama fayda etmedi.
O sırada arabanın kapısı açıldı. İçinden inen kişiyi görünce kalbim daha da hızlandı. Kapıyı kapatıp öfkeyle bağırdı:
“Ne yapıyorsun sen! Az daha çarpıyordum!”
Alaca yeniden şahlanınca hızla aşağı atladım. Elimi burnuna sürüp,
“Sakin ol kızım, geçti…” diye fısıldadım.
Atım yavaş yavaş sakinleşirken, arkamdan onun sesi tekrar duyuldu:
“Kime diyorum ben! Ne yaptığını sanıyorsun? Az kalsın ölümüne sebep oluyordun!”
Derin bir nefes alıp döndüm. “At korktu, bağırma…” dedim titreyen bir sesle.
Bana öylece bakakaldı. Oysa beni ilk defa görmüyordu, ama bakışları sanki karşısında yabancı biri varmış gibiydi.
Gözlerindeki derinlik bedenimi kasılttı.
“Kimsin sen?” diye sordu.
Şaşkındım. Tanımamış mıydı? Yutkundum. “Tanımadın mı?” dedim kısık bir sesle.
Başını iki yana salladı. “Hayır… Bu gözleri daha önce görmüş olsam asla unutmazdım.”
Sözleriyle kalbim çarpıntılarla doldu. Bana… bana gözlerimden bahsederek iltifat etmişti. Yüzümdeki peçe kimliğimi gizlemişti, bu yüzden tanımaması normaldi.
Gözlerimi kaçırıp, “Bilmiyorum… Tanımıyorum sizi.” dedim. Oysa koca bir yalandı.
“Kaçırma gözlerini.” dedi kararlı bir sesle ve bir adım bana yaklaştı.
Hemen geri çekildim. Daha fazla bir şey söylemesine fırsat vermeden hızla Alaca’ya atladım. “Kusura bakma, birden görünce irkildi hayvan.” deyip atımı sürdüm.
Arkamdan sesi geldi, kalbimi dağlayan bir yankı gibi:
“Seni bulacağım, zümrüt gözlü!”
Ardına bile bakmadan “Deh!” deyip Alaca’yı hızlandırdım. Ama kulağımda onun sözleri yankılanıp duruyordu: “Zümrüt gözlü …”
Evet, gözlerime böyle seslenmişti. Ne güzeldi…
Peki ya o kim miydi ? Kalbimin tek sahibi. Kendimi bildim bileli aşkıyla yanıp tutuştuğum adam. Düşman aşiretin oğlu, şimdi ise o aşiretin ağası:
Cihan Karabey.
Ben ona çocukluğumdan beri aşıktım. Ama o, benim varlığımdan bile haberdar değildi. Daha önce görmüştü beni ama bugün tanımamıştı. Ve kulaklarımda hâlâ yankılanıyordu o söz:
“Seni bulucağım, Zümrüt gözlü .”
Oysa kim olduğumu bilseydi, asla yüzüme bile bakmazdı. Çünkü biz, ezeli ve ebedi düşman iki aşirettik. Ama kalbim, düşman dedikleri adama sevdalıydı. Hem de kendimi bildim bileli.
Ben… Erva Acar. Salih Ağa’nın kızı Erva Acar.
Düşman aşiretin ağası Cihan Karabey’e sevdalı olan Erva Acar.