Nera Koral anlatıyor…
🔅
Yedi yaşındaydım. Yaşıtlarımın saçları örülüp tertemiz üst başla okula başladığı yıllarda ben babası annesini öldürmüş bir çocuk olarak halamın evinde sığıntıydım. Birkaç ay geçtikten sonra halamın ortanca oğlunun bana karşı değişen tavırlarını gördüm. Çocuklar bazı bakışları hemen ayırt eder. Adını koyamaz ama tanır. Ben de tanıdım. Fazla uzun süren sessizlikleri, odada yalnız kaldığımızda değişen havasını, halam ya da diğer çocuklardan biri varken olmayan o tuhaf yakınlığı.
Başta anlamadım. Zaten kimse yedi yaşındaki bir çocuğun anlamasını beklemez. Ama bedenim anladı. Geri çekildi. Dondu. Uyum sağlamaya çalıştı.
Yıllar böyle geçti.
Bazen sadece bir dokunuştu.
Bazen bir tehdit.
Bazen “kimseye anlatırsan…” diye başlayan cümleler.
Korku, zamanla bağırmayı bırakır. Fısıltıya dönüşür. Sonra insanın kendi sesi olur. Benim de oldu. Kimseye anlatmadım. Çünkü anlatmanın daha kötü sonuçları olacağına inandırıldım. Çünkü bana inanılmayacağını öğrendim. Çünkü susarsam biteceğini sandım.
Bitmedi.
On beş yaşıma geldiğimde artık çocuk değildim ama hâlâ savunmasızdım. O gün, her şeyin geri dönülmez bir çizgiyi geçtiğini anladım. Bir kara gecede o kara oğlan aynı saatte yine odaya geldi. O gece bedenim bana ait olmaktan çıktı. O an kendimden koptum. Yine tavana baktım. Yine çatlakları saydım. Ama bu kez içimde bir şey kırılmadı. Sertleşti. Acıdı. Kavruldu. Yandı…
O gece ağlamadım.
O gece bağırmadım.
O gece karar verdim.
Kimse beni kurtarmayacaktı.
O zaman ben kendimi kurtaracaktım.
Günlerce düşündüm. Acele etmedim. Çünkü acele edenler yakalanır. Ben artık yakalanamazdım. Onu izledim. Alışkanlıklarını öğrendim. Saatlerini, yalnız kaldığı anları, kimsenin sormayacağı boşlukları.
Plan yapmak bana iyi geldi. İlk kez kontrol bende gibiydi. Korku yerini netliğe bıraktı. Onu öldürmek bir öfke patlaması değildi. Bir kararın sonucuydu.
Ben bağıran bir son istemedim. Gürültü, her zaman yanlış soruları çağırır. İnsanlar bağıran şeylere bakar, sessiz kalanları kaçırır. Ben de sessizliği seçtim.
Önce herkesin zaten bildiği şeyleri kullandım. Onun öfkesini. Dengesizliğini. Evdeki huzursuzluğunu. İnsanların “ondan her şey beklenir” dediği hâlini. Bazı insanlar kendileri hakkında söylenen kötü cümleleri, farkında olmadan gerçeğe dönüştürür. O da onlardan biriydi.
Bir süre geri çekildim.
Sessizleştim.
Daha uysal, daha kırılgan göründüm.
Hemen hemen iki gecede bir her şey sessizleştiğinde yanıma gelip beni elimden tutup odasına çekiştiriyordu. Benim odamda halamın kızları da olduğundan rahat hareket edemiyordu puşt. Artık son zamanlarda hiç zorlamadan gidiyor hatta daha da fazlası ben de bunu istiyormuş gibi davranıyordum.
Onun rahatlamasını bekledikten sonra ona sorular soruyor acaba nasıl öldürebilirim diye planlar yapıyordum. Artık neredeyse bütün hayatını öğrenmiştim. Bana o kadar güveniyordu ki içtiği otlardan bile bahsediyor ve gösteriyordu. Nasıl kullanıldığını anlatıyor ve ne kadar rahatladığını söyleyip duruyordu. Kolundan kendisine yaptığı dozları görmüştüm.
Haberlerde izlediklerim ile bu bilgiyi birleştirince fazla doz almasından başka yapacağım bir şey yoktu. Kimse onun yatağına gittiğimi bilmediği için bu insan ziyanı yüzünden suçlu da bulunmayacaktım. Planım hazırdı. Geriye sadece ne zaman ve nasıl uygulayacağım kalmıştı. Bazen hem ot içiyor hem de kolundan o şeyi yapıyordu. Bu gecelerde çok ağırlaşıp sızıyordu. Böyle bir geceyi beklemeliydim. Sonuçta koluna bir şey batıracaktım ve aniden kendine gelir de bağırırsa falan mutlaka yakalanırdım.
Düşündüm… Acele etmedim…
Günlerce düşündüm…
Tam 2 yıl daha onun tecavüzlerine katlandım ve planımı ince ince işledim.
Her defasında bana yaptığı şeylere onu öldürme hayalim ile katlandım.
Öfkem hiç azalmadı aksine birikerek arttı. Planım için sabrettim. Onu bu dünyadan silme hayalim ile sabrettim.
Ve evet en sonunda ben istediğimi aldım.
Bu insan ziyanının dünyada fazla yer kapladığını fark ettikten tam on yıl sonra, bir şeyleri sonlandırmanın, sürmesine izin vermekten daha az acı verdiğini iliklerime kadar hissettim.