Frankfurt’taki ağaç çoktan bir mit olmuştu; insanlar onun etrafına cam kubbeler inşa etmiş, dallarını uzay istasyonlarına bağlamış, yapraklarından elde ettikleri kehribar tozunu hastalıkları iyileştirmek, yıldızlararası yolculuklarda yakıt olarak kullanmak için toplamıştı. Aurora’nın altın ipleri artık görünmez bir kozmik ağ gibi, Samanyolu’nun kollarını birbirine bağlıyordu; Viktor’un mor ateşi karadeliklerin olay ufkunda bile sönmüyor, Heinrich’in yeşil kodları kuantum bilgisayarlarının ötesinde, düşüncenin kendisinde dolaşıyordu. Dünya, kıtalar, okyanuslar, hatta Ay’ın kraterleri ve Mars’ın kırmızı ovaları, hepsi aynı dört renkli damarlarla kaplanmıştı. İnsanlık artık ölümü yenmiş sayıyordu kendini; bedenler yorulduğunda ruhlar köklerle birleşiyor, yeni filizlerde yeniden doğuyordu. Bar

