Dolunay, Frankfurt’un üzerinde bir gümüş hançer gibi asılı kaldı; gökyüzü siyah kadife bir örtüyle kaplanmış, bulutlar incecik bir sis perdesi gibi dağılmıştı. Işığı Main Nehri’nin siyah sularında kırılıyor, dalgaların her hareketinde binlerce küçük gümüş bıçak gibi parlıyordu. Şehir, derin bir uykuya dalmış gibi görünüyordu – sokak lambalarının sarı ışık halkaları ıslak kaldırımlarda titriyor, gökdelenlerin cam cepheleri dolunayın soğuk yansımasını taşıyor, neon tabelalar puslu birer hayalet gibi yanıp sönüyordu. Ama altında, çok derinde, nabızlar hızlanıyordu. Yeraltındaki eski tünellerde, kanalizasyon hatlarında, Römerberg’in altındaki unutulmuş sığınaklarda, taş duvarlar hafifçe titriyordu – sanki şehir kendi kalbinin atışını duyuyordu. Çatı katının cam duvarları dolunay ışığıyla gümü

