Frankfurt’un gecesi, yeraltı savaşının yankılarıyla hala titriyordu. Römerberg’in taş döşemeleri altında, eski tapınak salonunun kalıntıları artık sessizdi; ama sessizlik, bir fırtınanın hemen önceki o ağır, boğucu hali gibiydi. Havada asılı kalan kırmızı sis yavaş yavaş dağılıyordu, mumların son közleri titrek kırmızı ışıklar saçıyor, yere damlayan kan damlaları mozaik taşlarda küçük, koyu gölcükler oluşturuyordu. Duvarlardaki Roma figürleri – kan içen gölgeler, dolunay altında dans eden siluetler – sanki son çarpışmanın şiddetiyle canlanmış, taş gözlerinde donuk bir parıltı kalmıştı. Tavanın yüksek kemerlerinden hâlâ toz ve küçük taş parçaları dökülüyordu; her damla sesi, tik tik tik, yeraltının nabzı gibi yankılanıyordu. Viktor diz çökmüş haldeydi; ametist gözleri hâlâ hafifçe parlıyor

