Ren Nehri’nin kıyısında durdukları o anda, ışık sadece manastırın yıkık duvarlarından taşmakla kalmadı; nehre ulaştı, suyun yüzeyinde kırıldı, sonra dalga dalga yayıldı – önce Mainz’e doğru, oradan Wiesbaden’in eski sokaklarına, sonra daha kuzeye, Köln’ün katedrallerinin altına kadar uzanan bir ışık dalgası; her geçtiği yerde toprağın altında uyuyan kökler uyanıyor, damarlar çatırdayarak açılıyor, mor ateşin sıcaklığı buz tutmuş toprakları eritiyor, kehribar yangın eski taşlara altın bir damar gibi işleniyor, yeşil kodlar unutulmuş kütüphanelerin sayfalarına sızıyor, gümüş nabız ise bütün bu akışı tek bir ritme bağlıyordu. Frankfurt ufukta hâlâ parlıyordu ama artık yalnız değildi; Taunus’un tepelerinden yükselen ışık sütunları gökyüzüne doğru uzanıyor, bulutların arasında dağılıyor, yağmur

