Kadınların zorla götürülmesinin üzerinden saatler geçmişti, belki de günler… Bilmiyorum. Bu zifiri karanlıkta zaman diye bir şey yoktu.
Ali’yle birbirimize sıkıca sarılmış, uyumak için hazırlanıyorduk ki demir kapının kulakları sağır eden gıcırtılı sesi yankılandı. Ardından cılız bir florasan ışığı yanıp söndü .
Sağ kalmayı başarmış kadınlar tek tek içeriye sürüklendiğinde midem kasıldı. Korkudan bayılmak üzereydim. Titreyen ellerimle Ali’nin gözlerini kapattım, korkmasını istemiyordum.
Kadınların yüzleri tırnak izleri ve bıçak yaralarıyla doluydu. Kaşı patlayanlar, dudağı yarılanlar diğerlerinin yanında daha şanslı gibi duruyordu. Kadınlardan
bazıları vücutlarının çeşitli yerlerini tutuyor, akan kanı çaresizce durdurmaya çalışıyordu. Bir kadın bacağına saplanmış bir bıçakla içeriye girdiğinde, ister istemez duvarın dibine daha çok sinmiştim. Gözlerim acıyor . Ali’nin sesini duyduğumda ellerimi gevşettim ama gözlerinden çekmedim.
Fısıltıyla kulağına eğildim.
“Özür dilerim.”
Saçlarının arasına küçük bir öpücük bıraktım.
Gardiyanlardan biri kadının bacağına saplanmış bıçağı sertçe çektiğinde, kadının acı çığlığı küflü duvarlarda yankılandı.
“Buraya kesici, delici aletle girmek yasak, bilmiyor musun?” dedi gülerek . Resmen kadınla alay ediyordu.
Gardiyanlar yaralı kadınları zorla hücrelere geri kapattılar. Demir parmaklıklar kapandı. Ayak sesleri zindanın önünde dolaşmaya başladı.
Sıra erkeklere gelmişti.
Gardiyanın adımları bizim hücrenin önünde durduğunda Ali’yi refleksle arkama aldım. Adamın bakışları arkamdaki gölgeye takılı kaldı.
“O daha küçük,” dedim, sesim titremişti .
Adam umursamazca bana baktı, baktı ve en sonunda arkasını döndü. Karşı hücreden bir adamı seçti. Elinde tuttuğu siyah kumandadan bir tuşa basıp adamın hücresinin demir parmaklıklarını açtı. Adam mecburen merdivenden aşağı inip kendini gardiyana teslim etti. Topladıkları erkekler belli bir sayıya ulaştığında bizi yine zifiri karanlığa hapsedip gittiler.
Burada kaldığım sürede buranın acımasız işleyişini az çok anlamıştım. Üst üste dizilmiş, yerden tavana kadar on hücre vardı. Uzunlamasına ne kadar olduğunu bilmiyordum. İlk kattaki hücreler, yani benim kaldığım, yeni gelenler ya da uyumlu olup sorun çıkarmayanlar içindi. Bizim demir parmaklıklarımız anahtarla açılırken üst kattaki bütün hücrelerin kapısı gardiyanlar tarafından bir tuşa basılarak açılıyordu. Üst kattaki insanlar aşağı inmek istemezse bir gardiyan merdivene tırmanıp o kişiyi aşağı atıyordu. Bu zaten ölmek demekti. Ve o demir parmaklıklara istedikleri zaman elektrik verebiliyorlardı. En azından o hücrelerde olmadığım için kendimi bir nebze de olsa şanslı hissediyordum.
Bedenim uykusuzluğa daha fazla dayanamıyor, gözlerim kendiliğinden kapanıyordu. Biraz da olsa uyumalıydım.
“Bırak beni… Korkuyorum…”
Ali’nin çaresiz sesi kulaklarıma dolduğunda panikle uyandım. Ben kaç saattir uyuyordum? Ali neredesin? Zifiri karanlıkta Ali’yi göremiyordum.
Bak, gördün mü? Uyandırdın işte Beyzam'ı . Sen kötü bir çocuksun, sana sus dedim.”
Gözlerim karanlığa alıştığında Ali’yi hücredeki deli kadının kollarında çırpınırken gördüm. Ali’yi zorla tutmuş, onu azarlıyordu. Hızla olduğum yerden kalkıp kadının yanına gittim.
“Bırak çocuğu!”
“Olmaz Beyzam, ben tutuyorum onu. Sen uyu.”
Beyza kim bilmiyordum ama bu kadın gerçekten delirmişti.
“Bırak diyorum sana, bırak!”
Tüm gücümle kadının ellerini Ali’nin üzerinden çekmeye çalışsam da olmuyordu. Kadın bırakmıyordu, sadece “Beyzam uyu.” diyordu. Ali korkudan ağlamaya başladığında çaresizce yardım çağırdım. Kimse gelmeyecekti, biliyordum ama yine de denedim.
“Yardım edin! Çocuğu öldürecek! Birisi yardım etsin!”
“Bağırmayı kes, uyuyoruz burada.”
“Çocuğu öldürecek!” dedim korkuyla.
Kadın Ali’nin ağlama sesini susturmak için onu boğuyordu.
“Senin yüzünden Beyzam uyandı, kötü çocuk!” diye bağırıyordu.
“Bir gün zaten ölecek, boşuna uğraşma. Bağırıp bizi de rahatsız etme.”
Adamın söyledikleri beni daha da çaresizliğe sürüklüyordu. Kadına gücüm yetmediği için ayıramıyordum.
“Stt, yeni kız.”
Karşı hücredeki kızın bana seslendiğini duydum. Belki bana çare olur diye hemen parmaklıklara yaklaştım.
“Seni ölen kızı Beyza yerine koymuş. Ona annenmiş gibi davran.”
“Ne?” dedim. Sesimde hem şaşkınlık hem korku vardı.
Kadını kandırmak istemesem de başka çarem olmadığını biliyordum. Kadının elini tuttum.
“Anne.” dedim.
Kadın gülümseyerek bana döndü.
“Kızım, sen uyu. Ben bu yaramaz çocuğa cezasını vereceğim. Bir daha seni rahatsız etmeyecek.”
“Anne.” dedim tekrar, sesim titriyordu. “O çocuğu bırak. Beni rahatsız etmedi ki.”
“Olmaz, etti. Ben duydum, konuşuyordu.”
“Yemin ederim konuşmadım!”
Ali ağlamaktan mahvolmuştu.
“Anne, çocuğu bırakmazsan bir daha seninle konuşmam.”
Kadın sanki elektrik çarpmış gibi ellerini Ali’nin boynundan çekti.
“Beyzam, anneye küsülür mü hiç? Bak bıraktım.” dedi.
Ali koşar gibi kalkıp parmaklıklara yakın olan yere kaçtı, sessizce ağlamaya çalışıyordu. Kadın ellerini saçlarıma götürmek istediğinde geri çekildim.
“Güzel kızım, bir kez olsun saçlarını seveyim.” dedi.
Olmaz dedim panikle ,biraz daha geriye çekildim . " O çocuk yüzünden mi böyle yapıyorsun ?"dedi. Sesinde öfke vardı. Bir daha o çocuğa dokunmazsan izin veririm dedim. Bende çaresizdim .
"Söz" dedi hemen bir daha o çocuğa dokunmayacağım .
En az onun kadar benim de yüreğim parçalanıyordu. Ona her “anne” dediğimde, bana her “kızım” dediğinde içimde nelerin alev alev yandığını bilmiyordu. Şapkamı çıkarıp kenara koydum ve saçlarıma dokunması için kadına yaklaştım. Zifiri karanlık ilk defa işe yaramıştı çünkü benim saçlarım doğal kızıldı. Burada yüzümü çok seçemiyordu ama saçlarımdan kızı olmadığımı anlayabilirdi.
Kadın arkama geçti, yavaş hareketlerle saçlarıma dokundu.
“Hani küçükken hep saçlarını örmemi isterdin ya… Yine öreyim mi?” dedi. Sesinde umut ve heyecan vardı.
“Ör.” dedim. Gözlerimden bir damla yaş süzüldü. Dizlerimi karnıma çekip kollarımı etrafına doladım, gözlerimi kapattım. Kadının ellerini annemin elleri gibi hayal ediyordum. Önceden annem de hep saçlarımı örerdi.
“Benim kadersiz Mührem.” derdi. “Adını parla diye Mühre koymuştum ama Mühre acı çektikçe parlamak demekmiş. Güzel kızım, kalbine yara aldıkça güçlenmek, ayakta durmak demekmiş. Ben bilmezdim böyle olacağını. Kızların kaderi annelerine benzer derler, seninki bana benzemesin. Sen insanlara ışık ol, yol göster istemiştim. Cahil bir anayım, nereden bilirdim kızıma acı yüklediğimi…”
Annemin saçımı ören ellerinden öper,
“Aman anne, bu sadece bir isim, önemi yok ki.” derdim.
Zamanla anladım ki varmış. Ben acı çekmek için doğmuşum.
Kadının saçlarımdaki elleri durdu. Bileğindeki tokayı çıkarıp saçlarımın ucunu bağladı.
“Beğendin mi Beyzam?” dedi.
“Evet, beğendim. Hadi sen uyu.” dedim.
Kadın dediğimi dinleyip duvara yaslandı, yüzünde bir gülümsemeyle gözlerini kapattı. Ben Ali’nin yanına gidip onu kollarımla sardım.
“Evim, çok korktum. Öleceğim sandım.” dedi fısıldayarak.
Saçlarına bir öpücük kondurdum.
“Korkma, bir daha böyle bir şey olmayacak.” dedim.
Ali, Mühre demeyi tam beceremediği için bana “evim” diyordu. Bankta beraber uyuduğumuz gecelerde ona “Ben de senin evin olacağım.” demiştim. O günden beri onun eviydim. Ama az önce yaşananlar beni çok korkutmuştu. Bu kadına bile gücüm yetmemişken Ali’yi gardiyanlardan nasıl koruyacaktım? Bir gün onu da kollarımın arasından zorla alıp ölüme götüreceklerini biliyordum.
---
**3 Eylül 2020**
Bu karanlık zindanda değişen hiçbir şey yok. Her şey aynı gerginlikte. Birileri ölüme gidiyor. Gardiyana bugün tarihi sorduğumda 3 Eylül olduğunu söyledi. Ona inanmak istiyorum. Burada geçirdiğim her gün için taş zeminden kopardığım küçük taş parçasıyla duvara bir çentik atıyorum. Buradaki zifiri karanlık yavaş yavaş zihnimi karıştırıyor.
---
**10 Ekim 2020**
Bugün beni kızı sanan kadının geçmişini öğrendim. Aslında varlıklı bir ailenin kızıymış ama sevdiği adam fakir olduğu için ailesi kabul etmiyormuş. Ailesini hiçe sayıp aşkının peşinden gitmiş, sevdiğine kaçıp evlenmiş. Hamile kaldıktan sonra kocası onu aldatmaya başlamış. Bir gün kızını da kadını da terk edip kayıplara karışmış. Söylentilere göre zengin başka bir kadın bulup onunla evlenmiş.
Kadın ailesine geri dönmek istese de kabul etmemişler. Yıllarca kendi çabasıyla kızına bakıp büyütmüş ama bir gün evsiz kalıp sokaklara düşmüşler. Sonları da burası olmuş. Kızı Beyza, geldikleri bir ay içinde burada ölüme giden kadınlar arasındaymış ve bir daha geri dönmemiş. Kadın o günden sonra acıdan delirmiş. Yıllarca bu zindanda kaldığı için bildiği her şeyi unutmuş, kendi adını bile hatırlamıyor. Hatırladığı tek şey kızının adı.
Burada onu yıllardan beri tanıyan insanlar onun bu haline üzülse de kimsenin elinden bir şey gelmiyor. İkimizden biri burada can verene kadar beni kızı yerine koymasına izin vermiştim.
---
**5 Aralık 2020**
Bugün karşı hücredeki benimle konuşan kızı da götürdüler. Geri gelemeyeceğini biliyordum. Güçlü görünse de o kimseyi öldüremeyecek kadar masum bir kızdı. Ve tahmin ettiğim gibi günler geçse de kız bir daha geri dönmedi. Yerine başka bir kadını hapsettiler.
---
**1 Ocak 2021**
Gardiyan gelip hücrenin demir parmaklıklarına asılı asma kilidi anahtarla açtı. İçerdeki kadını ve beni kolumuzdan tutarak zorla hücreden çıkardı. Son anda kafamdaki şapkayı çıkarıp Ali’nin başına takmayı başardım.
“Geri geleceğim, korkma.” dedim.
Beni diğer kadınlarla beraber dışarıya sürüklerlerken arkamdan Ali’nin
“Evimi Bırakın!”, "Onu benden almayın!"
çığlıkları yankılanıyordu.
Kendim için olmasa bile Ali için geri dönecektim.
Ali için ölmeyecektim.