Ertesi sabah Mardin, üzerine çöken gri bir dumanla uyandı. Gökyüzü, sanki biraz sonra kopacak olan kıyameti bilircesine ağırlaşmıştı. Şeyda, Cihan’ın kollarında geçirdiği o nispeten huzurlu gecenin ardından, kalbindeki buzların yavaş yavaş çözüldüğünü hissederek gözlerini açtı. Cihan çoktan uyanmış, yastığa dayanmış bir halde karısının uykusunda bile hüzünlü duran çehresini izliyordu. Aralarındaki o keskin soğukluk, yerini hüzünlü bir şefkate bırakmaya başlamıştı; ta ki kapı, konağın tüm temellerini sarsacak o uğursuz haberle yumruklanana kadar. Aşağıdan gelen feryatlar ve hızla merdivenleri tırmanan ayak sesleri, odadaki o kırılgan huzuru bir cam misali tuzla buz etti. Cihan hızla yerinden doğrulup kapıyı açtığında, karşısında yüzü kireç gibi bembeyaz kesilmiş, elleri titreyen Melis’i bu

