Sofranın üzerindeki o gergin sessizlik, porselen tabaklara çarpan metal kaşık sesleriyle daha da ağırlaşırken, Cihan’ın yanındaki dik duruşu bir kalkan gibi beni koruyordu. Ancak Cihan’ın Nehir’e bakarken gözlerinden geçen o karanlık bulut, sadece bir misafire duyulan öfke değil, kökleri derine uzanan bir hesaplaşmanın iziydi. Zihnimde sorular uçuşurken, bu konağın taş duvarları bana geçmişin tozlu sayfalarından bir kesit fısıldıyor gibiydi. Yıllar öncesine, bu konağın henüz bu kadar sessiz olmadığı, Cihan’ın omuzlarındaki yükün daha hafif olduğu bir zamana gitmek gerekiyordu. Yedi Yıl Önce Mardin’in kavurucu yaz akşamlarından biriydi. Konağın geniş terasında, akşam serinliğiyle birlikte demlenen çayların kokusu yükseliyordu. O zamanlar Cihan, şehirden yeni dönmüş, babasının işlerini de

