Gecenin o yoğun ve sarsıcı tutkusu, yerini sabaha karşı odanın içine süzülen dingin bir sessizliğe bırakmıştı. Cihan’ın kolu, sahiplenici bir ağırlıkla belimin üzerindeydi; her nefes alışında göğsünün sırtıma değen sıcaklığı, aidiyet duygumu pekiştiriyordu. Güneş, Mardin’in kızıl topraklarını ısıtmaya başladığında, perdenin aralığından sızan bir ışık huzmesi doğrudan yastığımıza düştü. Gözlerimi hafifçe araladığımda, Cihan’ın beni izleyen kehribar bakışlarıyla karşılaştım. Uyanmış, dirseğinin üzerinde doğrularak saçlarımı okşamaya başlamıştı bile. “Günaydın cennetim,” dedi sesi uykunun verdiği o derin ve erkeksi tınıyla. Daha cevap vermeme fırsat kalmadan üzerime eğildi. Alnımdan başlayan öpücükleri şakaklarıma, burnumun ucuna ve en sonunda dudaklarıma indi. Bir tane yetmemiş gibi, her

