Ertesi sabah konağın pencerelerinden süzülen ilk ışıklarla uyandım. Cihan yanımda, uykusunun en huzurlu limanındaydı. Onu uyandırmadan sessizce kalkıp üzerime rahat bir şeyler geçirdim ve saçlarımı tepemde topuz yaptım. İçimde tuhaf, tarif edilemez bir sahiplenme duygusu vardı; bu evi sadece duvarlarıyla değil, içindeki yaşanmışlıklarla ve yükümlülüklerle kabul etmek istiyordum. Merdivenlerden inerken tahta basamakların gıcırtısı, konağın sabah mahmurluğuna eşlik ediyordu. Mutfağa geçtiğimde Gülümser anne çoktan uyanmış, elinde taze demlenmiş çayın buharıyla avluya açılan kapının önünde duruyordu. Beni görünce yüzünde o her zamanki şefkatli aydınlık belirdi. "Erkencisin güzel gelinim," dedi yumuşak bir sesle. Gülümsedim, yanına gidip elindeki tepsiye yardım ettim. Sabahın bu erken saatler

