* * * * * GEÇMİŞ * * * * *
Kimsenin yaşama gözlerini açarken seçme şansı olmuyordu. Ailesini seçme şansı verilmiyordu. Kimileri beklenen kişi olurken kimileri istenmeyen bir mahluk oluyordu. Ama bu demek değildi ki bu onların suçuydu. Kimse istenmeyen kişi olmak istemezdi değil mi?
Bir Avam olarak hele de bir öksüz olarak istenmeyen kişiydim. Sevilmeyen, dışlanan, hor görülen. Benim topluluğum böyleydi. Ben yine de şanslı sayılanlardandım. Sahibim Bayan McKennit sayesinde şanslıydım. Sam aşık ola ola bana aşık olduğu için şanslıydım.
Ben seçmemiştim bu hayata gelirken ailemi. Annemi bile tanımıyordum. Beni doğuran, bana hayat veren kişiyi. Aylarca beni karnında taşıyan, bedeninde büyümeme izin veren kişiyi tanımıyordum. Seçme şansım olmamıştı. Ben de isterdim Horus halkından birinin evladı olarak dünyaya gelmeyi. Ya da Sam gibi Meclis Üyeleri’nden birinin çocuğu olmayı.
Eğer seçme şansım olsaydı yaşamayı, bu hayatı seçeceğimden de emin değildim ya neyse.
* * * * *
Horus bloğuna geçmek için Bayan McKennit'ın arkasında ilerlerken mavi elbisemin eteklerini tutuyordum. Aynı beyaz üniformam gibi uzun etekleri vardı. Sadece çıplak ayaklarım gözüküyordu. Bedenimi ikinci bir deri gibi saran elbisesin etek kısmı boldu sadece. Avam kıyafetimden renk dışında pek bir farkı yok gibiydi ama tenimdeki kumaşın verdiği his o kadar hoştu ki; iki de bir ellerimle kumaşı okşuyordum. Belki de terleyen ellerimi silmek için bu bahanenin ardında saklanıyordum, her neyse.
‘’ Bilekliğini uzat Angel. ’’ Bayan McKennit’ın sesini duymamla yerdeki bakışlarımı kaldırıp ona baktım. Ardından Avamların ve alt rütbeli olanların kaldığı blok ile Horus halkının kaldığı bloğu ayıran demir kapıya baktım. Kapının iki yanında uzanan ve elektrikli olan çitte korkulu bakışlarımı gezdirdim. Demir kapıya bakışlarımı tekrar çevirdiğimde iki Şahin’in kapının yanındaki mekanizmadaki tuşlara bastığını gördüm.
‘’ Hadi, ’’ Bileğimi tutan Bayan McKennit’ın beni yönlendirmesiyle Şahinlere doğru yürümeye başladım. İki üç adımda yanlarına ulaştığımızda Şahinler önce Bayan McKennit’ın bilekliğini mekanizmada taratmıştı. Bu sırada elim serbest kalmıştı ve bakışlarımı bilekliğime çevirmiştim. Bileğimdeki sinirlere bağlı olan bileklik bir tür kontrol kumandası gibi bir şeydi. Ensemdeki çipi kontrol ediyordu. Zamanlama, uyarı gibi bilgiler bilekliğe girilir ve herhangi bir planın aksamasında ensemizdeki çipler devreye girip vücuda elektrik verirdi. Ne hoş değil mi?
‘’ Uzat bileğini Avam! ’’ Avam derken küfür edercesine sarf ettiği kelimelerle Şahine döndüm. Kaşlarımı çatmıştım. Bundan birkaç ay önce yaşadığım olay yüzünden tüm Şahinlerden nefret ediyordum. Üstelik benimle – benim gibi olanlar ile - konuşma şekilleri bu nefreti daha da körüklüyordu. Yakında çok fena patlayacaktım birilerine.
Yine de dediğini yapıp bileğimi uzattım. Sırf bugün Sam’in doğum günüydü diye. Sırf Bayan McKennit benimle bugüne özel bu kadar ilgilendi diye. Cezaya çarptırılmam hiç sorun değildi benim için. O olaydan sonra yerine gelen yeni şef basit birkaç olaydan ötürü beni birkaç kez ceza odasına göndermişti. Alışmıştım artık oraya.
‘’ Geçebilirsiniz. ’’ Şahin bileğimi bırakırken yüzünde hayal kırıklığına uğramış gibi bir ifade vardı. Ne o? Beni cezalandırma fırsatını kaçırdığın için mi bu kadar üzüldün sen? Ya da Horus bloğuna geçiş iznim olduğunu öğrendiğin için mi? Gülümsedim. Sam seni öpebilirim sırf bu surat ifadesini görmemi sağladığın için bile.
‘’ Teşekkürler. ’’ Bayan McKennit elimden tutup beni de iki tarafa kanatları açılan demir kapıya doğru peşinden sürükledi. Ona ayak uydurup hızına yetiştiğimde Horus halkının bloğuna giriş yaptık. Bakışlarımı hayranlıkla etrafımda olup bitende gezdirirken gözlerim irice açılmıştı. Burada insanlar ne kadar da farklıydı. Yine aynı beyaz kıyafetin içindeydiler ama gülüyor, sesli konuşuyor, şakalaşıyorlardı.
Özgürlerdi. Özgürce yaşayabiliyorlardı.
‘’ Hadi Angel. ’’ Durduğumu Bayan McKennit’ın beni elimden çekiştirmesiyle anladım. Bakışlarımı çıplak ayaklarıma diktim ve daha fazla dikkatim dağılmasın diye Bayan McKennit’ın beni yönlendirmesine izin verdim. Ne kadar sürdü yolumuz bilmiyorum ama ayaklarıma düşen ve sürekli renk değiştiren ışıklar ile bakışlarımı kaldırdım ve önümde yükselen binaya baktım.
‘’ Burası Sam’in doğum gününü kutlayacağımız yer. Genelde burada Takdim törenleri yapılır ya da resmi kutlamalar. Sam çok şanslı. Ailesi Bayan Lee ve Bay Morris meclisin önde gelen isimlerinden. Üstelik tıp merkezinin başındalar. ’’ Bayan McKennit’ın açıklamalarını dinlerken bakışlarımı binada gezdiriyordum. Kocaman bir yapıydı. Benim kulübem kadar pencereleri vardı. Kapısı ise Bayan McKennit’ın evi büyüklüğündeydi. Camlardan dışarıya renkli ışıklar süzülüyor kalkanın oluşturduğu yapay geceyi aydınlatıyordu.
‘’ Hadi, bak! Sam kapıda gelenleri karşılıyor. ’’ Bayan McKennit’ın elimden çekiştirmesiyle daha önce fark etmediğim Sam’e doğru yürümeye başladık. Gerçekten de kapının girişindeydi ve nasıl oldu da onu fark edemedim diye hayretler içinde buldum kendimi. O öyle göz kamaştırıcıydı ki. Gece gibi giyinmişti. Tek beyazlık teniydi. Gözleri ve saçları, giydiği siyah kıyafetle, kıyafetin bedeninde duruş şekliyle, etrafa yaydığı aurayla göz alıcıydı. Çekik gözleri konuştuğu kişiye gülümsediği için kısılmıştı. Dolgun dudakları bembeyaz dişlerini ortaya serecek kadar tebessümüyle gerilmişti. O. O çok yakışıklıydı.
Konuştuğu kişiye çevirdim bakışlarımı. Capcanlı sarı saçları beline kadar dalgalar halinde dökülen, muhteşem bir fiziği olan, kan kırmızısı renginde bedenini ikinci bir deri gibi saran elbisesinin içinde olağanüstü güzellikte bir kızdı. Gözlerimi kızdan alamazken ateşli sarışın kahkaha atıp sağ elini Sam’in koluna koydu ve aşağı yukarı hareket ettirmeye başladı.
Bakışlarımı hızla Sam’e çıkardığımda bu durumdan hiç şikayet eder gibi bir yanı olmadığını, aksine onun da eğlendiğini gördüm. Mutlu olduğunu. O an da kalbimde bir şeyler değişti. Daha önce hiç hissetmediğim bir duygu kalbimden pompalanan kanla beraber eş zamanlı olarak vücudumda hızla yayılmaya ve acı verici bir şekilde artmaya başladı. Sanki biri beni boğazlıyormuş gibi hissediyordum. Nefes alamıyordum ve kalbim acıyordu. Biri kalbime bir bıçak saplamış ve acı çektirmek için sürekli farklı yönlere doğru çeviriyormuş gibi hissettim.
Artık onlara nasıl bakmışsam Sam kafasını gülümseyerek bize çevirdiğinde göz göze geldik. Sam’in yüzündeki gülümseme yavaşça solarken kızı omzundan tutup bir şeyler mırıldandıktan sonra kapıdan içeriye doğru hafifçe ittirdi. Sam hızla basamakları inerken kız arkasını dönüp şaşkınca Sam’i izlemeye başladı. Sam basamakları inip tam önümüzde dikildiğinde ateşli sarışın ile göz göze geldim. Yeşil gözleri önce şaşkınlıkla açılmış ardından gözlerini öfkeyle kısmıştı. Neredeyse adımlarını vura vura kapıdan içeriye girip gözden kaybolduğunda bakışlarımı önümüzde dikilen Sam’e çevirdim. Tuhaf bir hazın bedenimi sardığını hissetmiştim ama kalbimde hala az önceki rahatsız edici duygu vardı. Ben Sam’i kıskanmış mıydım?
‘’ Hoş geldiniz Bayan McKennit. ’’ Sam gözleri bendeyken yanımda duran Bayan McKennit’a hitaben konuştuğunda gözlerimi kaçırdım. Onu kıskandığımı gözlerime bakarak anlayabilirdi. Ne hakla onu kıskanabilirdim ki. Benim haddime değildi bana ait olmayan bir şeyi, birini kıskanmak. Kıskanabilmek için onun sahibi olmanız gerekirdi.
‘’ Hoş bulduk Sam. Doğum günün kutlu olsun tatlım. ’’ Bayan McKennit bugün beni bir kez daha şaşırtarak Sam’e sıkıca sarıldı. Bakışlarımı ikili üzerinde gezdirirken Bayan McKennit’ın Sam’in kulağına bir şeyler fısıldadığını fark ettim. Duyamayacağım kadar kısık sesle konuştuğu için Sam’in yüzüne çevirdim bakışlarımı tepkisini merak ederek.
Bayan McKennit’ın dediği her neyse Sam’in yüzü git gide gerildi. Dudakları ip gibi gergindi ve gözleri kısılmıştı. Duyduğu şeyin onu sinirlendirdiğini anlamak için Sam’i tanımama gerek yoktu. Yüz ifadesi her şeyi anlatıyordu zaten. Bayan McKennit Sam’den ayrılıp yüzünde eğreti duran bir gülümsemeyle bakışlarını Sam’in yüzünde dolaştırdı. Sam de kaşlarını çatmış bir şekilde Bayan McKennit’a bakıyordu şimdi.
‘’ Neyse, ben sizi yalnız bırakayım artık. Annen ve babanla konuşmak için içeriye gidiyorum. Siz de diğer meclis üyeleri ve yöneticiler gelmeden içeri gelseniz iyi olur. ’’ Bayan McKennit bana buruk bir şekilde gülümsedikten sonra Sam’in omzuna elini koydu ve ona doğru hafifçe eğildi.
‘’ Konuştuklarımızı unutma. Ben daima senin arkandayım. Halledeceğim ben bir şekilde. ’’ Bayan McKennit’ın dediklerini bu sefer duyarken kaşlarımı çattım. Ne olmuştu ki? Ne demek istemişti Bayan McKennit? Halledeceği şey neydi? Sam’in arkasında durması için ne olmuştu ki? Ortada Sam ile ilgili bir konu vardı ve ben endişelenmeye başlıyordum bu gizem karşısında. Üstelik aklımdan geçen herhangi bir soruya verebileceğim bir tane bile mantıklı açıklama yoktu.
‘’ Umarım öyledir. Teşekkürler yine de. ’’ Sam’in soğuk bir sesle söylediklerinin ardından gözlerimi kısarak öne doğru bir adım attım. Ne kaçırmıştım ben? Bugün daha ne kadar daha tuhaflaşabilirdi ki? Bayan McKennit bana kısa bir bakış attıktan sonra hızlı adımlarla yanımızdan uzaklaşıp az önce Sam’in indiği basamakları çıktı ve kapıdan içeri girip gözden kayboldu. Bakışlarımı Sam’e çevirdim soru sorarcasına ama gördüğüm ifade anında kaş çatmama sebep olmuştu. Sam’in gözleri dolmuştu ve dudağını ısırıyordu. Az önce gergin değil miydi bu çocuk, sinirli? Hızla öne doğru atıldım ve ellerimi kollarına koyup bakışlarımı hızla üstünde gezdirdim endişeyle.
‘’ Ne oldu? Neyin var? Ne oldu Sam? Bir yerin mi acıyor? Bir şey mi oldu senin üzülmene sebep - ‘’
‘’ Ben üzgün değilim Lina’m. Aksine öyle mutluyum ki gözyaşlarım mutluluktan. Kalbim göğsüme sığmayacak da fırlayıp sana koşacakmış gibi hızlı atıyor ve takdir edersin ki bu da canımı yakıyor. ’’ Gülümsedi son dediklerinin ardından. Sam’in sözümü kesip dile getirdikleriyle kaşlarımı çattım. Ne?
‘’ O kadar güzelsin ki, sana bakmak bile canımı yakıyor. Sana baktıkça bakasım geliyor. Doyamıyorum. Yüzünün her bir milimini aklıma kazımak istiyorum. Saçının her bir telini saymak, tüm hatlarını ezberlemek istiyorum. Gözlerimi kapattığımda bile seni özlüyorum. Ben seni o kadar çok seviyorum ki senin için yapamayacağım şey yok. Canımı bile - ‘’
‘’ Sus Sam. Ne olur sus. Biliyorum söyleyeceklerini. Çünkü ben de aynı şeyleri hissediyorum senin için. ’’ Sam’in sözünü kesmiştim benim için canını bile vereceğini duymamak için. Benim için yaşasın. Benimle birlikte yaşasın istiyordum. İmkansız bir aşktı bizimki. Çünkü biz olamazdık. Aramızda bulunan kast sistemi buna izin vermezdi çünkü. Ben ömrümün sonuna kadar onu sevecektim ama. Onsuz bir hayatı düşünemiyordum bile. Ama o evlenebilirdi ki evlenmesi gerekiyordu Horus yasalarınca. Meclis üyesi olacaktı ve bir varis bırakması gerekiyordu. Onun az önceki ateşli sarışınla evlendiğini düşündüm bir an. Canım çıkacakmış gibi hissederken derin ve titrek bir nefes aldım. Sam dolu gözlerle bana bakıyordu. Ona sarılmak istedim ama yapamazdım.
Az önceki kısa konuşmamızda etrafımız bir anlığına da olsa yok olmuştu. Hiçbir şey umurumuzda değildi ama artık bu andan sıyrılma zamanıydı. Çünkü meclis üyelerinden ve Null’un liderlerinden birkaçının daha gelmiş olduğunu gördüm. Sam’i hala fark etmemişlerdi. Bir kişi hariç. Sam’in önünde referans yaptım bize kaşlarını çatmış bir şekilde bakan Horus Meclis üyelerinden Bay Dainty’iyi görünce.
‘’ Lina, ne yapıyorsun? ’’ Sam ellerini hızla kollarıma koymak için öne doğru bir adım attığında ben hemen geri çekildim.
‘’ Affedin beni Bay Lee Morris. Size isteyerek çarpmadım. Sahibim Bayan McKennit’ı arıyordum. Kayboldum. ’’ Sesimi bir tık yüksek çıkarırken doğrulup Sam’e baktım ifadesiz bir suratla. Sam kaşlarını çatıp yüzümde dolaştırdı gözlerini ve ardından gözlerini kısıp etrafına bakındığı sırada yanımıza gelen Bay Dainty’e çevirdi ruhsuz bakışlarını.
‘’ Sen bir Avam mısın? Vay canına! Bu kıyafetle senin bir Avam olduğun aklıma bile gelmezdi. ’’ Bay Dainty’in dedikleriyle ona selam verdim. Yüzünde alaycı ve küçümseyici bir gülümseme vardı. Üstelik bedenimde dolaştırdığı keskin bakışları midemin bulanmasına sebep oluyordu. Parmaklarımla gözlerini oymak istedim.
‘’ Elbette tanıyamazsınız Bay Dainty. Onun bizden farklı olduğunu gösteren, kast sistemini bas bas bağıran üniforması ve yakalığı yok şu anda üstünde. Aslında onlar olmayınca ne kadar da birbirimize benziyoruz değil mi? Bizi ayıran o renkler olmadan aynıyız aslında. Hepimiz insanız. ’’ Sam’in imalı bir şekilde dedikleriyle dudağımı ısırdım. Bay Dainty’e gözlerimi çevirdim endişeyle. Sam, konumu gereği dokunulmazdı ama bu bildiğin sistemi sorgulamaktı. Yasaları sorgulamaktı. Başını belaya sokmasından korkuyordum. Bay Dainty, kaskatı olmuş bir şekilde öfkeyle Sam’e bakarken Sam’in önüne geçmek için içimde büyük bir istek duydum. Sam’e çevirdim bakışlarımı. Yüzünde alaycı bir gülüşle ve alev alev yanan gözleriyle Bay Dainty’e bakıyordu. Ona dokunmak, dokunuşumla onu sakinleştirmek istedim.
Sam birden bana dönüp gülümseyerek önümde referans yaptığında şok olmuş bir şekilde ağzım açık ona bakakaldım. Hadi ama Sam! Ne yapıyorsun? Şu an baş başa değiliz ki! Bay Dainty tam yanımızda dikilmiş bize bakıyordu!
‘’ Leydim, bana çarpmanız hiç sorun değil inanın. Gözlerim kamaşmıştı ve önümü göremiyordum sizin ışığınızla. Bayan McKennit salona girmiş olmalı. Siz de onun yanına gidin. Ama mademki bana çarptığınız için kendinizi suçlu hissediyorsunuz, o zaman ilk dansınızı bana ayırmalısınız. Az önce bana çarptığınız için bunu bir ceza olarak düşünebilirsiniz. ’’ Sam’in bana bakarak dedikleriyle dudaklarım aralanmıştı. Bay Dainty de benimle aynı yüz ifadesine sahipti ama o bana bakıyordu. Sam de ona bakmamasını fırsat bilerek sırıtıp bana göz kırptı. Dudaklarımı dilimle yaladım ve yutkunduktan sonra Sam’in önünde tekrar referans yaptım.
‘’ Sahibim Bayan McKennit izin verirse dedikleriniz benim için bir emirdir Bay Lee Morris. Şimdi izninizle, sahibimi daha fazla endişelendirmeden yanına dönmeliyim. İzninizle. Bay Lee Morris, Bay Dainty. ’’ Son kez de Bay Dainty’e referans yapıp Sam’i de arkamda bırakıp koşar adım yanlarından uzaklaştım.
Nasıl bir çılgındı Sam? O sözleri nasıl bir meclis üyesinin yanında söyleyebilmişti? Üstelik meclis üyelerinin en önde gelen Bayan Lee ve Bay Morris'in umut vaat eden biricik oğulları, bir Avam’a dans teklif etmişti. Tam anlamıyla bir deliydi. Ama benim delimdi.