3. Bölüm 'Prenses'

2470 Kelimeler
3. Bölüm 'Prenses' Asena Akay :) Gözlerimi bir iki zorlamayla açabildim. Boğazımda, sırtımda ve sol omzumda ağrı vardı. Omzunu çok acıtmayacak şekilde başımı yana eğdim. Melek yanımda refakatçi koltuğuna oturmuş elimle oynuyordu. Bu bizim alışkanlığımızdı. Biz hep ellerle oynardık. Ben de bazen boş kaldıkça abilerimin, annemin ya da yengemin elleriyle oynardım. Pencerenin önünde ayakta elleri cebinde duran biri vardı. Dikkatli bakınca Pusat abi olduğunu anladım. Kocaman geniş kasları ve omuzları ben burdayım diyordu resmen. Eski günleri özledim. Eskiden Pusat abiye karşı bir ilgim vardı. İçten içe hoşlanıyordum ama söylesem çocuksun der reddederdi diye söylemek istememiştim. Oysaki o da beni seviyormuş ama ben bana takıntılı olan biriyle birlikte olmak istemiyorum. Bugün takıntısı bana olur yarın başkasına. Bu evlilik ona da bana da ailemize zehir olacak, biliyorum ama anlatamıyorum derdimi. "Melek" dedim zar zor çıkan sesimle. Hemen ayağa kalkıp üstüme eğildi. "Asenaaa! Çok korktum ya! İyi misin?" dedi. "İyiyim" dediğim sıra Pusat abi konuştu; "Meleğim bizi yalnız bırak. Kimseye de uyandığını söyleme" dedi. Korkmaya başladım bile. Ne diyeceğim ki kendimi savunmak için! Zaten düşmeseydim orada kızacaktı bana. Şimdi telefon konuşmasını dinlediğim için daha da kızacak. Keşke biraz cesaretli biri olsam da kendimi savunabilsem. Bu kadar güçsüz ve korkak olmasam. Melek; "Tamam abi" dedi ve bana gülümseyip çıktı. Pusat abi demin Melek'in oturduğu refakatçi koltuğuna oturdu. Ondan önce ben konuştum. "Özür dilerim, kızma bana lütfen! Gerçekten amacım seni kızdırmak ya da dinlemek değildi. Annem yemek için uyandırmıştı beni. Aşağı inerken seni öyle kızgın görünce yine bana kızarsın diye korktum. Yemin ederim kimseye söylemem, bu da aramızda kalır" dedim. Ondan nefret ediyordum ama sinirlenmesin diye hep huyuna gidiyordum. Alnının ortasındaki damar belirginleşti aniden. Sinirlenmişti. Bittim ben! "Yine...aramıza kalır" dedi kendi kendine. Kalbimdeki korku gittikçe büyüdü. "Evet, aramızda kalır. Kimse bilmez" dedim. Bana kızmasın da ne olursa olsun derdindeyim. "Asena neler oluyor? Neyin var senin? Bir tuhafsın" dedi. Tuhaf mı? Asıl tuhaf olan O'ydu. Her zamanki kızgın, sinirli ve dedim dedik Pusat abi yoktu karşımda. Eskisi gibiydi. Sessiz ve soğuktu. Bir gelip yanağımdan makas alması eksik. Onu da yaparsa tamamen eski Pusat abiye dönüşecek. Tuhaf olan o iken bana tuhafsın diyor. Dengesiz davranışlar sergiliyor ama ben yine ona ayak uydurmaya çalışıyorum. Buna rağmen yine tuhaf olan ben oluyorum. Ben tuhaf değil masum olanım. Masum ve korkak. "Bir şeyim yok, iyiyim" dedim. Başımı eğip işaret parmağımla çarşafa bir şeyler çizdim. Ancak böyle bakışlarından kaçabilirdim hem beni kendisine karşı pasif görürse kıyamaz diye düşündüm. Pusat abi eğdiğim başımı çenemden tutup kaldırdı. Temasından dolayı irkilerek geriye çekildim. Bunu görünce çenesini sıktı. Alnındaki damar burdayım diyordu resmen. Bir hışımla ayağa kalktı ve odadan çıktı. Rahatladım. En azından kızmadı ya da tehdit etmedi. Öylece çıktı gitti ama belki de bu gidişin dönüşü bana daha da sert olacaktı. Oflayarak doğrulmaya çalıştım ama olmadı. O sırada bacağımdaki alçıyı fark ettim. Bacağım kırılmış mıydı? Ben böyle düşünürken içeri bir doktor, annem, babam ve teyzem girdi. En son da Melek ve Pusat abi girdi ama Pusat abi kapının önünde durdu, duvara yaslandı. Bakışları üstümdeydi. Her şekilde beni tedirgin ediyordu işte. Doktor; "Geçmiş olsun Asena Hanım. Ben doktor Hayat Kızıltaş. Ayağınızda ciddi bir hasar bırakmayacak bir kırılma var o yüzden alçıya aldık. Onun dışında testleriniz temiz. Ayağınızı zorlamayın ve çok üstüne basmayın. Haftaya bugün kontrole gelin. Tekrardan geçmiş olsun. Taburcu olabilirsiniz" dedi. "Teşekkür ederim" dedim. Doktor çıktıktan hemen sonra annem yanıma oturdu; "Asena'm, kızım. Doğruyu söyle Bozkurt mu sana bir şey yaptı? Korkma anlat. Bağırışma sesleri duyduk sonra baktık sen yerde baygınsın. Söyle kızım" dedi. Kapının önünde duran Pusat abiye baktım. Aklım çok karışık. Sürekli evli insanların yatak odasında yaşadıkları şeylerin imasını yapıp beni rahatsız eden adam nerde şimdi benden olabildiğince uzak kalmaya çalışan adam nerde! Değişti mi acaba! Nerdeeee... Orman gibi yeşil gözlerinde tek bir duygu yok. Ne düşündüğünü anlamıyorum. Bu konuda belki Mert bana yardımcı olur çünkü bu kadar yan yana durduklarına göre ilişkileri aynı timde olmaktan öte. "Anne sen indikten biraz sonra indim bende. Merdivenlerin başına gelince başım döndü ve düştüm. Bilirsin uzak yolculuklar beni kötü etkiliyor. Kimsenin suçu yok" dedim. Oysaki suç onundu. Korktuğum için bu hale gelmiştim. Zaten başıma ne geldiyse bu korkaklığımdan dolayı gelmedi mi! "Canım kızım ben seni tanıyorum. Bak ellerine tırnaklarını avucuna batırıyorsun. Bir şeyler sakladığın belli hadi söyle annene" dediğinde babam yine kükrer gibi; "Menekşe yeter! Bozkurt sen çık taburcu işlemlerini hallet" dedi. Pusat abi hiçbir şey demeden çıktı ama yine gözlerime baktı çıkmadan önce. Hep böyleydi işte. Sanki bir şeyler söylemek istiyor ama bir şeyler söylemesine engel gibi söylemiyordu. Öylece gözlerime bakıyordu sonra gidiyordu. İçimde derin bir huzursuzluk var. Bu kadar yıldır yaşattıklarının üstüne evlendiğimizde yaşayacaklarımızı düşünemiyorum. Çok korkuyorum... ~~~~ Taburcu işlemlerim hallolduktan sonra hastaneden ayrıldık. Alçıdan dolayı yürüyemiyordum o yüzden sandalye istedi annem hemşireden ama teyzem araya girdi; "Bozkurt varken ne gerek var sandalyeye. Oğlum hadi Asena'yı kucağına al. Sözlün sonuçta" dedi. Anneme baktım engel olsun diye ama babam; "Hadi çıkalım" dedi. Babam çıktı peşinden teyzem annemin koluna girip çekiştirdi ve annemi bilerek önden çıkardı. Kendince bizi baş başa bırakmak istiyor sanırım. Bu evlilik gerçek olsun mutlu olalım istiyor ama oğlunun bana yaptıklarından haberi var mı acaba?? Pusat abi yanıma gelip beni kucağına aldı. Yüzü yine sertti. Refleks olarak ellerimi boynuna sardığımda göz göze geldik. Yine ormanları andıran yeşillerinde tek bir duygu yoktu. Bir keresinde 'Parmaklarımı tenimde merak ediyorum. Sana dokunmak için deliriyorum. Senin için çok güzel fantezilerim var' demişti. Madem öyle neden şuan bu kadar sakin. Acaba çoklu kişilik bozukluğu mu yaşıyor? Olur mu olur... Gözlerimi kaçırıp ellerimi boynundan çektim ve kucağımda birleştirdim. Annem gerçekten beni iyi tanıyordu. Hoşuma gitmeyen bir şey olduğunda, utandığımda veya yalan söylediğimde tırnaklarımı avuç içime batırıyordum. Bazende tırnaklarımı yüzük parmağımın iç boğumuna batırıyordum. Sanki o parmaktan kurtulursam bu evlilik için bana takılan bir yüzük olmayacak gibi hissediyordum. Ama bu evlilik olacaktı... Teyzem hayatı bana dar edecekti... Otoparka inince herkesin gittiğini gördüm. Bu da Pusat abiyle eve döneceğim demekti. Arabanın kapısını açtı ve beni içeri oturttu. Kemerimi çekince göz göze geldik. Uzun zamandır gözlerini bu kadar yakından görmemiştim. Gözleri benim gözlerimin koyu haliydi. Annelerimiz ve babalarımız kardeş olduğu için tamamen aynı genleri taşıyorduk. Ben, Dilek abla ve Melek açık yeşil tonlarında gözlere sahiptik ve annelerimizin gözlerini taşıyorduk. Fatih, Ferhat ve Pusat abi de baba tarafına çektikleri için babam ve amcam gibi koyu yeşil gözlere sahiplerdi. Üstelik ailemizde kadınlar birbirine benziyorlardı. Erkekler de benziyorlardı ama o kadar değil. Mesela aralarından en yakışıklısı kesinlikle Ferhat abim ve Pusat abiydi... Gözlerimi kaçırınca; "Sikicem artık böyle işi!" dedi ve geri çekildi. Sinirlenirdim yine ama iyi ki geri çekildi. Burda bana bir şey yapmak istese kimse bir şey yapamazdı. Sus dese susacak çıt çıkarmayacak kadar korkak biriydim ve o da savunmasız, korkak biri olduğumu biliyordu. Zaten bu kadar yıldır bana yaşattıklarını bu yüzden kimse bilmiyordu. Hep tehdit ediyordu beni. 'Soran olursa benle hiç konuşmadın de' diyordu. Eğer bu konuşmalarımızı birine özellikle de annem ve abilerime anlatacak olursam düğünü erkene çekeceğini söylüyordu. Hep tehdit ediyordu. İşte tamda bu zorbalamaları ve tehditlerinden dolayı artık ondan nefret ediyordum. Otoparktan çıktıktan sonra gözlerim uyuşmaya başladı. Uykum geliyordu. Eğer uyumazsam yine saçma sapan imalarda bulunur diye korktum ve gözlerimi kapattım. Zaten çok geçmeden uyudum... ~~~~ Kabusum olan o günden sonra yine aynı rüyayı görerek kalktım. Adımın seslenmesiyle uyandım. Melek yanımda. Etrafıma baktım sonra kendime odamdayım ve üstümde pijamaları vardı. Ben en son Pusat abiyle eve dönerken arabada uykuya kalmıştım ve bu saate kadar uyudum mu? Artık ne kadar yorulduysam... Melek; "Ben birini çağırayım da gelsin seni aşağı indirsin" dedi ve çıktı. Seke seke banyoya geçtim ve elimi yüzümü yıkadım. Geri çıkarken bakışlarım yatağıma kaydı. Gördüğüm rüya aklımda canlandı. Yıllardır benzeri rüyalar gördüğüm için alışkınım artık. Pusat abinin hayatıma bıraktığı sorunlardan biri işte... Geri gelip yatağa oturdum çünkü alçılı bacakla dolananamıyordum. Alnımı ve şakaklarımı ovdum çünkü ağrıyorlardı. Bacağımdaki alçıyı görünce gözlerim doldu. Neden diye sorguladım. Bana neden böyle bir hayat yaşatıyor? Bir öyle bir böyle anlayamıyorum. Çözemiyorum onu çünkü fazla sert ve duygusuz duruyor. Askerler hep mi böyle diye düşündüm çünkü özellikle kara harp denilen o okula gittikten sonra değişti. Daha da sert biri oldu ve o sert, korkulu bakışlarını bana da yansıtıyor. Mesela hastanede bana bakarken ya da beni kucaklayıp arabaya taşırken. Hiçbir zaman bakışlarını anlayamayacağım galiba... Kapı açıldı ve içeri Pusat abi girdi. Kesin abim gelmek istemiştir ama teyzem izin vermeyip Pusat abiyi yollamıştır. Ses çıkarmadan beni kucakladı ve aşağı indik. Kesinlikle isteyerek temas etmedim ve yine ellerimi kucağımda topladım. Beni aşağı salona götürüp kanepeye oturttu. Alçılı bacağımı uzattı. "Rahat mısın böyle?" "E...evet" dedim. Karşısında hep kekeliyordum. "Sırtına yastık koymamı ister misin?" diye sordu bu sefer. "Olur" dedim kısık sesle çünkü asla ona hayır dememi istemiyordu. Hep ne dersem kabul et mutlu mesut geçinelim diyordu. Sırtıma yastık koyduğu sıra içeri en fazla sekiz yaşlarında diyebileceğim bir kız çocuğu girdi. "Pusat'cığım nerede kaldın?" dedikten sonra beni fark etti. Üstünde pembe bir elbise vardı. Tam Barbie Girl olmuştu. "Bu kim Pusat'cığım!" diye sordu. "Pusat'cığının sözlüsü. Yakında evlenecekler" diye teyzem giriş yaptı ortama. Sonra da mutfağa gitti. Kız sanki bozuldu. Pusat abinin bacağı kadar boyu vardı ama sanırım çocuk yaşta kendisinden büyük olan adamlara aşık olan küçük kızlardan biriydi. Yanıma gelip bacağımın dibine oturdu. Minicik işaret parmağı ile alçılı ayağıma hafiften dokundu. "Benim de bir kere babamı böyle yaptılar. Onun koluna resim çizmiştim sana da yapayım mı?" diye sordu. Gülümsedim. Pusat abi eğilip kucağına aldı kızı. "Hadi prensesim yemeğe" dedi. Küçük kız; "Ama o neden gelmiyor?" deyince Pusat abi; "O hasta, yürüyemiyor. Seni masaya oturtayım gelip onu da kucaklayıp getiricem" dedi. "Ama sen sadece prensesleri kucağına aldığını söylemiştin. O da mı prenses Pusat'cığım?" Pusat abi güldü sonra gözlerime baktı. Güldü. Pusat abi güldü... Ben şok! Ben iflas... "O da prenses" dedi. Al işte geri geldi telefondaki Pusat abi. "O zaman önce hasta prensesi taşı sonra gel beni taşı" Ne bu adam lojistik tırı falan mı? "Sen nasıl istersen prensesim" dedi ve kızı yere indirdi. Yanıma gelip beni kucakladı. "Herkes dışarıda yemek yiyor ama senin ayağından dolayı burada yersin demiştim" dedi ve bahçe kapısına doğru yürüdü. Küçük kız da peşimizden geldi. Hem burda yersin demiştim diyor hem de oraya götürüyor. Of of! Bu adamla işim iş. Bahçeye çıkınca hiç beklemediğim bir kalabalık vardı ve çoğu erkekti, tanımadığım üç kadın da vardı. Kimseyi tanımıyordum. Pusat abi beni bahçe mobilyalarının olduğu yere götürdü ve kanepeye oturttu. Küçük kız da gelip yanıma oturdu ve gitti. "Ben de büyüyünce senin gibi güzel bir prenses olacak mıyım?" Güldüm. "Benden daha güzel olacaksın" "Peki Pusat'cığım ile de evlenecek miyim?" diye sorunca kısık sesle homurdandım. "Al senin olsun Pusat'cığın. İnan onda gözüm yok" dedim. O an üstümde bir gölge hissettim. Arkama bakınca Pusat abi ile göz göze geldik. Elinde tepsi vardı galiba bana yemek getirmişti ve yüz ifadesi sinirliydi çünkü alnının ortasındaki damar belirginleşmişti. Panikledim. "Ö...özür dilerim ben o anlamda demedim. Yemin ederim. Kızma lütfen" deyip ayağa kalkmaya çalıştım ama alçılı bacağımdan dolayı yere düştüm. Hemen yanıma geldi. Tepsiyi sehpaya bıraktı ve beni geri kanepeye oturttu. O sırada yanımıza bir kadın geldi. "Ela, hadi gel annecim" dedi. Göz göze gelince; "Merhaba, ben Gönül. Bozkurt'un timinden Ertan'ın karısıyım. Geçmiş olsun bu arada. Geldiğimizde uyuyordun rahatsız etmek istemedik. Keşke daha iyi tanışsaydık" dedi. "Bende Asena" dedim sadece. Ela; "Pusat'cığım büyük prensesi üzme. Ben sonra gelip boyama yapıcam" deyip annesinin elini tuttu ve yemek masasına geri döndüler. Masaya baktım annem, amcam ve Melek yok. Ayrıca iki abim ve yengem de yok. Nerelerde bunlar?? Burada olsalardı eminim beni burada yanlız bırakmazlardı. Bir sürü erkek ve üç kadın vardı ama ben aralarından sadece Mert'i tanıyordum. Sanırım diğerleri tim arkadaşları. Geçmiş olsuna gelmişler. Pusat abi; "Asena!" deyince ona döndüm. Hep dişi kurt derdi. Eğer Asena derse demek ki önemli bir şey vardır. "E...efendim" dedim. Korkudan kalbim o kadar hızlı atıyordu ki her an bayılabilirdim. "Benim bilmeden sana bir yanlışım mı oldu? Neden bana böyle korkan gözlerle bakıyorsun?" diye sorunca hızla eğdiğim başımı kaldırdım ve gözlerine baktım ciddi mi diye. Bu kadar şey yaptıktan sonra nasıl bilmeden bir şey mi yaptım diye soruyor. "Bir sorun yok sadece bacağım ağrıyor" diye yalan söyledim. Burada insan içerisinde bana bağırıp delirtme beni diye kükremesini istemiyorum. "O zaman neden böylesin?" "Nasılım?" "Gözlerime bile bakmıyorsun ve korkuyorsun. Ben seni senden daha iyi tanıyorum. Benden bir şey saklama" dedi. Senden nefret ediyorum diyemedim. Korkuyorum diyemedim. Ben sana aşık değilim diyemedim ve en önemlisi ben bu evliliği istemiyorum diyemedim. Onun yerine; "Acıktım. Yemek yiyebilir miyim?" diye sordum sehpanın üstünde duran tepsiyi işaret ederek. "Neden bunun için izin alıyorsun benden?" "Sen öyle istediğin için" dedim kısık sesle. Her şey için benden izin al diyordu. Arkadaşlarımla buluşacağım deyip izin alırdım tabii verirdi ama fotoğraf isterdi ne giydin göreyim diye. Açık giyinmeme izin vermezdi. Kaşlarını çattı. Yüksek sesle; "Asena sinirleniyorum. Neler dönüyor anlat bana artık. Ne bu haller, tavırlar?" deyince masadan sandalye sesleri geldi. Gözlerim doldu. "Ö...özür dilerim kı...kızma lütfen" dedim. Mert; "Bozkurt!" deyince odağı Mert oldu. Mert artık ne yaptıysa bir anda hızlı adımlarla gitti. Ela yanıma geldi. Onu görünce gözlerimden yaşlar aktı. Görmemesi için başımı eğdim. Minik elleriyle çenemi tutup kaldırdı. "Krala söyleriz ceza keser Pusat'cığıma. Prensesleri ağlatanlar ceza alıyor burda" deyince güldüm. "Kimmiş o kral?" "Mert" dedi. Anladım der gibi başımı ağır ağır salladım. "Şimdi içeride kulağını çekiyordur kesin" dedi. Derin bir nefes alıp verdim. Kendimden ve korkaklığımdan nefret ediyorum. Annem, amcam ve Melek dışında şu koskoca ortamda beni takan kimse yok. Sadece Ela var. "Burda bekle Prenses. Ben gidip boyalarımı getiriyorum" dedi ve koşarak gitti. Arkasından koşma dedim ama dinlemedi. Biraz sonra elinde kocaman bir kalemlikle geri döndü. "Ayyhh! Şövalyeler kovaladı beni" dedi. Nefes nefeseydi ve ellerini beline koymuştu. Bu kız çok şirindi gerçekten. "Onlar kim?" "Gamzoş ve Batuş" dedi. Tanımadığım için boş verdim. "Ne çizeceksin?" "Çilek ve prenses" dedi. Çilek benim en sevdiğim meyveydi. Her şeyim çilekliydi. Üstümdeki pijamadan tut lip balmıma kadar her şeyimde çilek aroması veya deseni olurdu. Şimdi bende prenses olduğuma göre Ela benim küçük versiyonum mu oluyordu? "Bende çizebilir miyim?" "Evet" dedi. Birlikte kalemlerle alçının hepsine boyama yaptık. Mutsuzluğumun ortasındaki mutluluk olmuştu Ela bana. Ama hala annem ve Melek yoktu ayrıca amcam ve abimler de yoktu. Ayrıca masadaki kimse hasta ziyaretine gelmiş gibi değildi. Sanki misafirliğe, çaya gelmiş gibi gülerek sohbet ediyorlardı. Başımı çevirip masaya bakınca teyzem ile göz göze geldik. Değişik bir bakışı vardı. Sanki... Sanki bu halinden de beter ol daha da yanlız kal der gibi bakıyordu. Bunlar ne ki daha yeni başlıyor der gibiydi. Teyzemin bakışlarından rahatsız olduğum için kafamı çevirince Pusat abiyi gördüm. Tebessüm ederek bize bakıyordu. Ağlayasım geldi ve gözlerim doldu. Hayat üstüme üstüme geliyor. Kimsem yok şuan burada. Halim ortada zaten. Merdivenlerden düştüm ve bacağım kırıldı, alçıda ama kimse umursamıyor. Karşımda sapık ve takıntılı bir kuzenim, arkamda beni takmayan insanlar ve ilk defa böyle kötü bakan teyzem ve yanımda alçıma resim çizen küçük bir kız çocuğu. Hayatım gittikçe dibe çöküyor. En azından Zehranur veya Beyza olsaydı burada biraz daha rahatlardım. Bu lanet hayattan ölüm dışında hiç bir şeyle kurtulamam. Ama ölümden de korkuyorum. Pusat abiden korktuğum için kimseye bu evliliği istemiyorum da diyemiyorum. Arada sıkıştım kaldım. Ne kendim için bir çözüm buluyorum ne de şartları iyileştirebiliyorum. Bakalım zaman bana neyi gösterecek..
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE