2. Bölüm 'Geri Dönüş'
Asena Akay :)
Günümüz...
Gözlerimi açtığımda annemi gördüm karşımda. Yine saçlarımı okşuyordu. Gözlerimi ovuşturup sarıldığım yastığı kollarımın arasından çıkardım ve doğruldum.
"Günaydın." dedi annem.
"Günaydın, Menekşe kokulum." dedim. Yataktan çıkıyordum ki aniden annemin dedikleriyle duraksadım.
"Neden bizimle gelmeyeceksin annem?" diye sordu. Derin bir nefes alıp verdim. Evet, yıllar sonra yeniden Hakkari'ye gidiyorduk. Ben o şehire dönmek istemiyordum. O şehir bana cehennemdi çünkü.
"Anne, mezuniyet var ya haftaya." dedim. Haftaya artık mezun oluyordum üniversiteden. "Dün bunu konuştuk ya." dedim. Onlar öğleden sonra Hakkari'ye uçakla gideceklerdi. Ben de haftaya mezuniyet partisine katılıp Hakkari'ye dönecektim.
Ben okulumdan mezun olmuştum. O da yüzbaşı olmuştu işte.
Yüzbaşılığı batsın.
Annem ayağa kalkıp yanıma geldi. Elini yanağıma yerleştirip okşarken, "Annenden bir şeyler gizleme, kızım." dedi. "Ben hissediyorum ama baban gibi ketumsun. Anlatmıyorsun işte."
Dün de bunun bir benzeri konuşmayı yaptık. Annem sanki bu bir haftada kaçıp gidecekmişim gibi davranıyordu ama annemin bilmediği bir şey vardı.
Bende o cesaret yoktu.
"Menekşe'm, dedim ya mezuniyetim var." Aslında mezuniyet bahaneydi. Ben sadece oraya ne kadar geç gidersem o kadar iyi olur düşüncesindeydim.
Artık çember daraldıkça daralıyor ve benim her yolumun sonu P.B.A.'ya çıkıyor.
Pusat Bozkurt Akay...
Annemle bu anımızı bölen telefonuma gelen mesajların sesi oldu. "Kızlardır." diye mırıldandım. Öyle olmadığını biliyordum.
"Ben aşağı iniyorum. Baban evde değil. Fatih de çıktı." dedi.
"Tamam anne, geliyorum." dedim. Annem odadan çıkarken ben banyoya girdim ve elimi yüzümü yıkayıp saçlarımı taradım. Abimin önüne tişört eşofmanla çıkardım o yüzden sıkıntı yoktu.
Telefonumu elime aldığımda tahmin ettiğim gibi mesajlar aynı kişidendi.
P.B.A.: Günaydın, fıstığım.
Siz: Günaydın.
Mesajı atıp telefonu kapattım ve yatağın üstüne atıp odadan çıktım. Aşağı indiğimde kahvaltıya oturmuşlardı. Azra yengemin yanına oturdum.
"Günaydın." dedim. Abim ve yengem aynı anda günaydın dediler.
Kahvaltıdan sonra annemleerle oturdum, kitap okudum falan. Zaman nasıl geçti bilemedim. ve şiu an annemler gidiyordu. Annem bana sıkıca sarıldı. Ben de sarılıp kokusunu içime çektim. Annemden pek ayrı kalmamıştım ve bir hafta uzak kalmak zor gelecekti.
Yengem ve abimlerle de vedalaştığımda babama doğru gidecektim ki babam hiç oralı olmayıp arabaya doğru gitti. Sadece arkasından bakakaldım. Babam niye bana karşı hep böyleydi? Niye bir vedalaşmayı bana çok görüyordu?
Babam beni görmüyordu ki vedalaşmayı da görsün...
~~~~
Bir hafta sonra...
Keplerimizi attıktan sonra bir kaç fotoğraf çekimi yaptık sonra eve döndüm. Severek okumadığım bir bölümden mezun olduğum için mezuniyet partisine katılmak gelmedi içimden.
Eziyet gibi süren dört yıllık bilgisayar mühendisliği bölümünden mezun oldum artık. Bir zamanlar delicesine coğrafya öğretmeni olmak isteyen Asena bugün bilgisayar mühendisliği bölümünden mezun oldu.
Hayatımda başarmayı yapmayı en çok istediğim şey coğrafya öğretmeni olmaktı ama kuzenim her şeyi kursağıma dizdiği gibi onu da yaptı.
Ne acı!
Eve gelince kapıyı bana Ayşe abla açtı. Evin hizmetlilerindendi ama bana abla gibiydi. Ben asla çalışanlara kötü gözle bakmıyordum. Onlar da ailemizdendi çünkü İstanbul'a geldiğimiz yıldan beri bizimlelerdi.
"Hoşgeldin kuzum." dedi Ayşe abla.
"Hoşbulduk abla. Beyza gelmedi bu arada." dedim. Beyza benim en yakın üç arkadaşımdan biri aynı zamanda Ayşe ablanın kızıydı. İstanbul'a geldiğimizden beri yan yanaydık. Benim için Melek'ten farkı yoktu.
Beyza çocuk gelişimi mezunuydu. Birde Zehranur vardı. O da hemşirelikten mezun olmuştu. Onlar bölümlerini severek okumuşlardı ama ben takıntılı ruh hastası kuzenimden kaçmak için bu bölümü seçmiştim.
Neredeyse altı yedi yıl önce aile arasında kesilen saçma sapan bir söz ve getirileri hayatımı mahfetti. Pusat abi o gün gözlerime bakarak bu evlilik olmayacak demişti ama yıllar içerisinde yaşattıkları hiç de öyle değildi.
Hasta herifin tekiydi.
Kaç gece annemin ve Melek'in omzunda ağladım, hatırlamıyorum. Ben Pusat abiyi kuzenimden çok abim olarak görüyordum. Evet, gerçekten yakışıklıydı ve iyi biriydi hatta askeri üniformanın içerisinde ayrı bir yakışıklı oluyordu.
Bazen Melek'e, abin taş gibi tarzında espriler yapıyordum. Her kadının aşık olacağı bir fiziği ve yakışıklılığı vardı. Ama her ne olduysa Pusat abi görevdeyken bizim İstanbul'a taşınmamızla oldu.
O günden sonra ben Taner'den kurtuldum diye sevinirken başıma Pusat abi belası çıktı. Sürekli her gün her dakika arayıp mesaj atıp rahatsız ediyordu. Bazenleri ben dersteyken arardı. Cevap vermezsem beni babama ya da dedeme söylemekle tehtit ederdi. Sürekli evleneceğiz derdi ve iğrenç fantezilerini söylerdi.
Bir zamanlar hayran olduğum biriydi ama artık ondan nefret ediyordum.
"Aç mısın?" diye sordu Ayşe Abla.
"Yok, aç değilim ama duş alsam iyi olur."
"Tamam, kızım." dedi. Doğruca teras katındaki odama çıktım. Annem bu eve ilk geldiğimizde rica ettiğim için teras katındaki odayı bana vermişti. Annem de olmasaydı ne yapardım bilmiyorum.
Duşumu alıp tişört şort giyindim. Babam evde yokken rahat giyinebiliyordum. İki abim vardı ama ikisi de abiden çok arkadaş gibiydi, o yüzden sorun yoktu. Salona inince Beyza'nın geldiğini gördüm.
"Nasıldı parti?"
"Yani Zehranur darladı beni sen yoksun diye ama iyiydi ya." dedi.
"Amman hiç parti derdine giremezdim. Zaten yarın Hakkari'ye dönüyorum." dedim. Annemler geçen hafta Hakkari'ye dönmüşlerdi ama ben annem sayesinde bir hafta geç gidecektim. Mezuniyetimi bahane ederek kaldım ama sanırım annem bu bir haftada kaçacağım sanıyor.
Kaçamam ki!
O kadar korkak ve ezik bir insanım ki kendi hayatımı yönetemiyorum bile. Karşılarına geçip bu evlilik olsun istemiyorum da diyemiyorum. Her evlilik konusu açıldığında babam anneme elini kaldırdığı için ben artık bu evlilik olsun istiyorum demiştim. Bir haltlar yedim ve artık bundan dönüşüm yok.
"Düğününde yakışıklı birini bulurum inşallah. Evde kaldım be!" dedi Beyza. Ah Beyza, keşke bir bilsen ne şartlar altında evleniyorum. Kuzenim yıllardır rahatsız ediyor beni. Keşke bir bilsen sırf onu engellediğimde açtığı engeller yüzünden bu bölümü okuduğumu.
Ben her seferinde onun numarasını engellerdim ama nasıl yapıyorsa o engel hep açılırdı. Sırf engellerimi kaldırıp bana ulaşamasın diye coğrafya öğretmeni değilde bilgisayar mühendisliği alanına geçtim. Bölümü okurken anladım ki telefonuma sızıp engeli kaldırıyormuş. Bir ara Pusat abi telefonda konuşurken duymuştum. Tolga diye biri varmış, arkadaşıymış. O bilgi işlemciymiş. Sanırım ona kaldırtıyordu engelimi.
"Buluruz ya sana da bir koca." dedim umursamazca. Yarın cehennemime dönüyorum ama haberim yok.
~~~~
Ertesi gün...
Tekrar geri gelecek miyim bilmiyorum o yüzden burada bir kaç parça kıyafetimi bıraktım. Onun dışında tüm eşyalarım neredeyse dört valiz çıktı. Her şeyimi getirmek istiyorum fakat kızarlar diye korkuyorum. Zaten benim bu pısırıklığım olmasaydı her şey çok daha güzel olurdu.
Vedalaşıp evden çıktım. Şoför beni havaalanına bırakacaktı. Başımı cama yaslayıp yolu izledim. Biliyorum bu yolculuk benim hayatımı mahfedecek. Pusat abi ile evlendiğim günden sonrası benim için cehennem olacak. Belki teyzem ve amcam hatta Melek bir şekilde beni korur ama ya ayrı eve çıkalım derse o zaman ne yaparım. Onunla aynı evde mi kalacağım? Bana dokunacak ve ben itiraz edersem bağırıp çağıracak, biliyorum çünkü çok sinirli biri. Ben bu sinirini çok güzel öğrendim.
Sürekli bir şeye itiraz etmek istediğimde babama veya dedeme söylemekle tehdit ediyordu. Resmen elimi kolumu bağlıyordu. Bende mecburen maruz kalıyordum yaptıklarına...
Havaalanında Rasim abi benim için uçak işlemlerini halletti sonra vedalaşıp ayrıldık. Uçağa doğru son koridorda yürürken istemsizce gözlerim doldu. Kısık sesle söylendim.
"Umarım burdan Hakkari'ye gidene kadar başıma bir şey gelir ve ölürüm." Tek isteğim ölmek çünkü ancak ölürsem kuzenimden kurtulabilirim.
Bıktım artık sürekli bana fıstığım diyen ve saçma sapan ilişki fantezisi kuran kuzenimden, sürekli gelinin diye seslenen teyzemden, okulda ötede beride yanında erkek görmeyeyim sen sözlü bir kızsın diyen babamdan. Hepsinden bıktım ve güçlü biri olmadığım için de kendimden nefret ediyorum.
Hayatımı yönetemiyorum. Benim yerime karar verip uyguluyorlar. Ben sadece onların isteği ile oradan oraya savruluyorum. Ölmek benim için tek çare ama kendimi öldürecek cesaretim de yok. Belki de öyle bir noktaya gelirim ki kendimi öldürme cesaretim olur.
Kim bilir...
~~~~
Uçak yolculuğu benim için normal geçti. Aralıksız uyudum ama son yarım saat uyandım ve kitap okudum. Anna Seghers'den Ölüler Genç Kalır kitabını okudum. Gerçekten güzel bir kitaptı.
Telefonumu her ihtimale karşı tamamen kapatmıştım. Telefonum açılana kadar valizlerimi aldım ve dışarıya doğru yürüdüm. Beni almaya kim gelecek bilmiyorum. Açıkçası kimseyi görmek de istemiyorum Melek dışında. Eğer kimse gelmezse atlar taksiye doğruca bizim eve giderim. Şimdi beni zorla amcamlara götürmek isterler hiç uğraşamam. Tek korkum beni almaya Pusat abinin gelmesi. Eğer o gelirse artık kendimi bilerek arabaların önüne atarım herhalde...
Valizlerimle ortalık yerde bekliyordum resmen. Ne gelen var ne de giden ayrıca bu kadar valizi iki elle taşımak çok zor. Resmen mal mal etrafa bakıyorum. Galiba tek başına gideceğim diye düşünürken onun sesini duydum.
"Dişi kurt!"
Kulağıma gelen gür ses ile irkildim. Bu sesi çok iyi tanıyordum. P.B.A. Pusat Bozkurt Akay...
Sesi telefondakinden biraz değişikti ayrıca bana hep fıstığım diye hitap ederdi. İstanbul'a geldiğimizden beri asla bir kere bile dişi kurt demedi bana. Hep fıstığım derdi çünkü yeşil gözlüydüm. Hakkari'de dişi kurt, İstanbul'da fıstığım oluyorum galiba...
Arkamı döndüğüm gibi göz göze geldik. İçimden saydırmaya başladım. Nefret ediyorum ondan ama ailem beni almaya gelmek yerine onu yollamış. Gerçi bunu da o ayarlamış olabilir, bilemiyorum sağı solu belli olmuyor.
"Hoş geldin." diyerek bana doğru geldi. Bana sarılmasını istemediğim için bir adım geriye gittim. Değişik bir yüz ifadesiyle baktı bana ve elini valizlerime uzattı. Bana sarılır diye bekliyordum ama sarılmadı. İçimden 'ohh' diyerek rahatladım.
Dört valizimi aldı ve önden ilerledi. Bende peşinden yürüdüm. Korkuyorum çünkü onunla tek başıma aynı arabada gitmek istemiyorum. Saplantılı bir insan ile aynı arabada olmak demek beni taciz etmesine imkan sağlamak demek oluyor. Bir bahane de bulamam.
Ben dalmış giderken aniden "Asena!" diye bağırdığını duydum. Kafamı kaldırdığımda Pusat abi ile aramızda yirmi adım kadar boşluk vardı ve bana bakıyordu.
"Gel hadi." dedi ve arkasını dönüp yürümeye devam etti. Peşinden gittim yine. Resmen her adımımda tereddüt ediyorum. Ne olurdu şu yolculuğumun sonu ölüm falan olsaydı. Uçakta, uçak düşsün diye dua ettim o kadar ama duam tutmadı. Gerçi dualarım tutsaydı Pusat abiden kurtulmak istedim hep ama olmadı.
Birlikte bir arabanın önüne geldik. Gri Ford Bronco modeldi arabası. Abim sayesinde arabaların markalarını çok iyi biliyordum hatta abim bana araba sürmeyi de öğretmişti. Ehliyetim de vardı ama arabam yoktu. Abim şimdilik gerek yok demişti bende zorlamamıştım.
"Hadi dişi kurt sen geç arabaya." dedi. Gözlerimi devirdim. Normalde yapamazdım ama şuan arkası bana dönüktü. Ben tam kapıyı açıp bineceğim sıra esmer uzun boylu biri yanımıza gelip konuştu.
"Komutanım, bana bırakın." dedi. Bir yerden tanıdık geliyordu bana. Beni fark edince elini uzattı bana doğru. "Kıdemli Üsteğmen Mertcan Yılmaz." Elini tuttum.
"Asena Akay." dedim elini sıkarken.
"Biliyoruz yenge. Seni hepimiz çok iyi tanıyoruz." deyince Pusat abi araya girdi.
"Mert siktir git!" dedi. Kaşlarımı çattım. Ağzı bozuktu. "Kızın yanında konuşturma beni!" Mert'in gelmesini fırsat bilip arka koltuğa geçtim. Pusat abi ve Mert de gelince yola çıktık.
Mert yüzünü bana döndü. Bir şey diyecekti ama Pusat abi ile göz göze gelince önüne döndü. Gülüyordu. Galiba o Pusat abi gibi değil. Pusat abi biraz sert ve sinirli ki ben bu haline fazlasıyla alışkınım. Ama Mert yüzünden bile eğlenceli biri olduğunu belli ediyor. Ayrıca yüzü de çok tanıdık geliyor.
"Şeyy... Mert yüzün çok tanıdık. Acaba önceden bir yerde karşılaştık mı?" diye sordum. Pusat abi kıskanır ve kızar diye düşündüm ama sessizdi. Normalde şuan bana sarılması ya da konuşması falan gerekirdi ama tuhaf bir şekilde mesafeli.
"Pusu Timindeyim. Belki ordan tanıyorsundur." dedi.
"Pusu Timi mi? Onlar kim?"
"İşte biz. Yüzbaşı Pusat Bozkurt Akay, Kıdemli Üsteğmen Mertcan Yılmaz, Üsteğmen Ertan Mekik, Astsubay Başçavuş Batuhan Keskin, Kıdemli Üstçavuş Oğuz Tarkan, Teğmen Gamze Bilgin ve son olarak bilgi işlemcimiz Tolga Gündüz. Biz Pusu Timiyiz ve komutanımız da sözlün Pusat Bozkurt Akay." dedi. Sözlün deyince bile moralim bozuldu. İstemediğim bir evlilik yapmak istemiyorum.
Sözlün...
"Hiç birinizi tanımıyorum. Pusat abi hiç bahsetmemişti bana sizden. Memnun oldum." dedim. Mert bir bana bir de Pusat abiye baktı. Yanlış bir şey mi söyledim diye düşünürken abi dediğimi fark ettim.
Off!
"Yani Pusat bahsetmedi." diye düzelttim tedirgin bir sesle. Pusat abi ona asla abi dememe izin vermiyordu. Adıyla da seslenmeme kızıyordu. Sürekli sevgi sözcükleri kullan diyordu. Ben de istemediğim için sen olarak hitap ediyordum. O benim sevgi sözcüklerimi bile hak etmiyor.
Gergin ortam dağılsın diye gülümseyerek konuyu değiştirdim.
"Aranızda yani timde evli veya nişanlı birileri var mı?" diye sordum.
"Var, iki kişi. Bir Gönül yenge var, Mekik'in karısı. Bir de Yeliz var, o da Tolga'nın karısı."
"Mekik kim?"
"Ertan. Soyadı Mekik diye lakabı mekik."
"Herkesin lakabı mı var?"
"Herkesin yok. Ertan'ın lakabı Mekik, Tolga'nın lakabı Hafız, Gamze'nin lakabı doktor, Batuhan'ın lakabı Keskin. Nişan almakta en iyimiz aynı zamanda soyadı da Keskin."
"Gamze doktor mu?"
"Değil ama ilk yardım bilgileri çok iyi. Hem çatışıp hem bizim yaralarımıza müdahale edebiliyor." dedi. Askeri işlerden pek anlamadığım için umursamadım.
"Ama ben hala seni nereden tanıdığımı çözemedim. Acaba aynı okulda mıydık? Ya da Pusat ab...şey yani Pusat'ın yanında mı gördüm seni?" Ona abi dediğim ve ismiyle hitap ettiğim için çok kızacak biliyorum. Şuan fırtına öncesi sessizlik. Telefonda bile bağırıp çağırıyorsa yüz yüze daha beterini yapar.
"Aramızda en az beş yaş vardır yani aynı okul ortamında olmamız imkansız. Sen beşinci sınıftayken ben liseliydim. Belki bir yerde gördün, bilmiyorum." dedi. Başımı salladım. Tam bir şey soracaktım ki Pusat abi ile dikiz aynasında göz göze gelince sustum, konuşamadım. Kızacak biliyorum. Eve gittiğim gibi Mert bizden uzaklaşmadan annemin yanına gitmeliyim. Beni sadece annem koruyabilir.
Eve geldiğimiz gibi bizim eve doğru yürüdüm ama Pusat abinin sesi durdurdu beni.
"Dişi kurt, bizim eve geç. Herkes orada." dedi. Şimdi inkar etmek istesem kızacak ayrıca annem oradaysa daha iyi olur diye düşünerek onayladım.
"Tamam." dedim ve üçümüz de birlikte amcamların evine geçtik. Pusat abi ve Mert öndeydi kapıyı çaldığımızda. Kapıyı Melek açtı.
"Hoşgeldiniz." dedi. Melek'in sesini duyunca nereden geldiğini bilmediğim cesaretim ve gücümle birden Mert'i ve Pusat abiyi kenara itip Melek'in üstüne atladım. En son geçen sene Ferhat abimin düğününde yüz yüze görüşmüştük. Çok özlemiştim kendisini.
"Meleğimmm!" diye sevinçle bağırarak boynuna atladım. Şaşırdı.
"Asenaa!! Annem yarın geleceğini söylemişti." dedi. Şimdi anlaşıldı. Teyzem yine saçma sapan şeyler yapmaya başladı. Beni ve Pusat abiyi baş başa yanlız bırakmak istedi ama Mert geldiği için teyzem amacına ulaşamamıştı.
"Bugün geldim işte." dedim. Melek benim için bu dünyadaki en önemli dört kişiden biriydi. Beyza, Zehranur, annem ve Melek benim her şeyimlerdi. Melek'in bakışları arkamı bulunca kızarmaya başladı. Baktığı yere bakınca Mert'i gördüm.
Bir dakika!
O Mert bu Mert mi?
Hızla başımı Melek'e çevirdim. Vallaha da o. Melek, abimin asker arkadaşından hoşlanıyorum demişti. Adının Mert olduğunu da söylemişti hatta gizliden çektiği bir fotoğrafını da atmıştı bana. Demek oradan tanıdık geliyordu bana Mert.
Melek, "Hadi içeri geçin" dedi. Pusat abi ve Mert yanımızdan geçip içeri girdiler. Mert giderken kısa bir anlığına durup Melek'e baktı.
O'nun da Melek'e karşı hisleri vardı değil mi??
Melek tekrar bana sarılacakken izin vermedim. İşaret parmağım ile onların gittiği tarafı gösterdim.
"Bu, o mu?"
"Evet, o. Çok yakışıklı değil mi?" Eriyordu resmen.
"Meleğim sen hoşlanmıyorsun. Düpe düz aşıksın." dedim. Omuz silkti.
"Belki de. Her neyse artık içeri geçelim." dedi. Birlikte içeri salona geçtik. Ben doğruca anneme doğru giderken teyzem;
"Gelinim, hoşgeldin." dedi. Gözlerimi devirmemek için zor durdum. Teyzem bana gelinim demekten bıkmıyordu ama ben duymaktan bıkmıştım.
"Hoşbulduk teyze." dedim ve sarıldık. Kısa bir an Pusat abi ile göz göze geldik. Hiçbir zaman yüz ifadesinden ne düşündüğünü anlayamıyordum. Sadece çok sinirlendiğinde alnında iki kaşının ortasından başlayıp saç diplerinde biten bir damar ortaya çıkardı ve çenesini sıkardı. Başka hiç bir zaman ne düşündüğünü ve duygularını anlayamazdım.
Şimdi de öyle. Ne uzun zamandan sonra beni yüz yüze gördüğü için seviniyor ne de başka bir şey. Hiç telefonda bana bağırıp çağıran Pusat abi gibi değil. İstanbul'a taşınmadan önceki Pusat abi gibi davranıyor. Çok tuhafıma gidiyor bu durum. Kesin altından başka bir şey çıkacak. Bana iyi davranarak evliliği kabul ettirmeye çalışacak. Oysaki ben zaten ne kadar istemesem de o evililiği yapacağım.
Hiç kimse aramızdaki detayları bilmiyor...
"Teyze değil anne de, kızım. Bir iki aya düğününüz olacak." dedi. Moralim daha da dibe vurdu. Ama ben zaten zamanında karşı çıkmayarak kendi sonumu kendim getirmedim mi?
"Halide bırak artık kızı." dedi amcam. Canım amcam. Babamdan daha merhametli ve şefkatli biri.
"Hoşgeldin kızım." dedi. Sarıldık sıkıca. Amcam babam olmalıydı. Kesinlikle babam amcam olmalıydı.
"Hoşbulduk amca." dedim. Ardından dedemin de elini öpüp yengemin yanına oturdum.
"Abimler nerede?" diye sordum.
Yengem, "İşimiz var dediler. Kaçar gibi çıktılar iki saat önce. İyi ki geldin yoksa patlardım sıkıntıdan." dedi. Yengem ile aramda iki yaş vardı ama iyi anlaşıyorduk. Ferhat abim ile üç yıl sevgili kalıp evlenmişlerdi. Aşkları muazzamdı.
Evlilikleri de öyle bizimkisi aksine...
~~~~
Yol yorgunu olduğum için uyumak istemiştim ama teyzem burası da senin evin gelinim diyerek izin vermemişti. Beni Pusat abinin odasında uyutmak istedi ama son anda Melek imdadıma koştu da onun odasında uyumaya gittim.
Saçlarımın okşanmasıyla uyandım. Zaten bitmek bilmeyen saçma sapan rüyalar görüyordum yıllardır. Gözlerimi açınca annemi gördüm ve rahatladım.
Bazı zamanlar Pusat abi "Artık yatağımda uyuyup uyanmaya başladığın zamanlar seni her sabah öperek, saçlarını okşayarak uyandıracağım." derdi. Pusat abi olmadığı için çok sevindim.
"Hadi kuzum kalk akşam oldu. Yemek hazır elini yüzünü yıka ve aşağı in." dedi.
"Tamam." dedim. Annem saçımdan öpüp dışarı çıktı. Ben de banyoya geçtim ve elimi yüzümü yıkadım. Uyurken Melek'in pijamalarını giymiştim. Onları çıkarıp kendi kıyafetlerimi giydim ve odadan çıktım. Merdivenlerin başına gelmiştim ki Pusat abinin gür sesi kulaklarıma doldu.
"Siktirtme lan belanı! Ben ne diyorsam o olacak." diye bağırdı. Merdivenlerin başında duraksadım. Şimdi insem beni görünce kızar mı yoksa yakınlaşmaya mı çalışır bilmiyorum.
Sinirden kenarda duran vazoyu devirip kırdı ve telefonunu duvara fırlattı. Tam geri odama dönecekken göz göze geldik. Panikledim ve elim ayağıma dolaştı. Atacağım geri adım ileri oldu ve ayağım boşluğa takıldı. Başımın üstüne düşüp merdivenlerden yuvarlandım.
Dipsiz bir karanlığa çekilmeden önce yanağımda sıcacık bir el ve "Asena!" diyen Pusat abinin sesini duydum.
Dakika bir gol bir. Pusat abi başkasına kızarken bile ben bu hale geliyorsam bana kızdığında ne yapar kestiremiyorum. Şiddet görmek istemiyorum. Aslında evlenmeyi de hiç istemiyorum ya neyse...
Bakalım bu lanet zaman neleri gösterecek...