Eve döndüklerinden bu yana yedi gün geçmişti. Yedi gün; yani yüz altmış sekiz saat… Her biri bir öncekinden daha ağır, daha sessiz ve daha yabancı geçmişti. Meryem üçüncü gün, “Siz iki gence alan lazım,” diyerek kendi evine dönmüştü ama aslında gerçeği biliyordu: Varlığı sadece sorunu erteliyordu. Elif ve Yusuf’un yalnız kalması, konuşması ve birbirlerine dokunması gerekiyordu. Ancak Meryem gittikten sonra da bunların hiçbiri gerçekleşmemişti. Evin içinde sadece kalın, boğucu ve sonsuz bir sessizlik hakim olmuştu. Elif’in parmak uçlarındaki o zonklama hiç geçmemişti. Her gün biraz daha yoğunlaşıyor, biraz daha derine işliyordu. Gece Yusuf’un misafir odasından gelen nefeslerini duyduğunda parmak uçları zonkluyordu. Sabah mutfakta karşılaştıklarında, başlarıyla selam verip gözlerini kaçırdı

