İstanbul’un Kasım sisi pencere camlarına yapışmıştı; dışarıda şehir gri bir örtünün altında nefes alıyor, Elif ise hastane odasının kenarında durmuş ayakkabı bağcıklarına bakıyordu. Uyanışından bu yana iki hafta geçmişti. On dört gün; yürümeyi yeniden öğrenmek için, on dört gün sesinin çıkmasını beklemek için, on dört gün Yusuf’un her gün gelip gitmesini izlemek için… Dr. Selin bugün “Eve gidebilirsiniz,” demişti; ama “ev” kelimesi Elif’in içinde tuhaf bir boşluk yaratıyordu. Ev neredeydi artık? O eski dairede mi; Yusuf’un kolonyasının hâlâ dolaplara sindiği, gelinlik fotoğraflarının duvarlarda asılı olduğu yerde mi? Yoksa Kemal’in ellerinin izlerinin kazındığı, bedeninin unutmaya çalıştığı o karanlık ormanda mıydı? “Hazır mısın?” Meryem’in sesi yumuşaktı; iki haftadır hep öyleydi. Sank

