Yeni salonumuzun ortasında durmuş, sehpanın üzerindeki yks hazırlık kitaplarına dalgınca bakıyordum. Tam o sırada Yusuf arkamdan sessizce yaklaşıp kollarını belime doladı. Önce irkilsem de anında kendimi onun güvenli kollarına bıraktım. Hep böyle yapardı; bir anda beliriverir, beni kendine çeker ve daha önce hiç mümkün olmadığını sandığım o huzuru iliklerime kadar hissettirirdi. Kulağımdaki işitme cihazlarına rağmen, sesini duymaktan ziyade o alçak tonun titreşimini boynumda hissettim. “Yine çok düşünüyorsun,” diye fısıldadı. Nefesi tenimi ısıtıyordu. Kollarının arasında ona doğru döndüm, ellerimi yüzüne yerleştirdim. Gözlerimi bir anlığına kapatıp varlığına şükrettim. Sonra tek elimle, diğeri hâlâ yanağındayken işaret ettim: “Ben hep çok düşünürüm.” “Biliyorum. İşte bu yüzden buradayı

