“HASTANE”

574 Kelimeler
HAZAR SARUHANLI Ne yapacağımı düşünmeye başladım. Aylarca hakkımda yazılan irili ufaklı karalama haberleri… Başta kulak ardı ettiğim fısıltılar… Oysa ben hiçbir zaman “insanlar ne der” diye yaşayan biri olmadım. Ama tabi haberlerin boyutu da şiddeti de günden güne artmıştı. Kim olduğunu öğrendiğim zaman Kendal Ağa’yı uyarmıştım. Kızına sahip çıkmasını söylemiştim. Ama o… Aramızda ezelden gelen düşmanlığa sığınıp, şımarık veledine çanak tutmayı seçti. Aslında o da biliyordu. Benim elim ne kadar kanlı olursa olsun… Bir kadına zarar vermeyeceğimi. Bu yüzden de güvende saydı kızını. Ama şimdi… Gözümün önünde dönen şey bambaşka bir oyundu. Ruken’in beni çağırması… Ardından çekilen o fotoğraflar… Tesadüf değildi. Hiçbiri değildi. Bir an durdum. Zihnim parçaları birleştirmeye başladı. Zamanlama… Haberlerin patladığı an… Ruken’in ortaya çıkışı… Hepsi kusursuz bir zincir gibiydi. Ve bu zincirin ucunda ben vardım. Çenem kasıldı. Demek beni sadece karalamak istemiyorlardı… Beni bir köşeye sıkıştırmak istiyorlardı. İşin komik tarafı da buydu. Benim köşeye sıkışmayacağımı bilmiyorlar mıydı da eksik akıllarıyla oyun kuruyorlardı. Derin bir nefes aldım. Ruken’in yüzü gözlerimin önüne geldi. O bakış… “Güzel…” dedim kendi kendime, kısık bir sesle. “Çok güzel kurmuşsunuz oyunu.” Gözlerim sertleşti. Ruken’in beni çağırması… ardından çekilen fotoğraflar… Hepsi üst üste koyulunca tek bir şey bağırıyordu: Bu bir tuzaktı. Ama beni asıl huzursuz eden şey tuzağın kendisi değildi. Bu kadar basit bir oyuna düşecek biri değildim ben. Durduğum yerde çenem kasıldı. Gözlerimi kısmadan ileriyi izledim. Beni bir şeye zorlamaya çalışıyordu Ruken… Derin bir nefes aldım. Ruken’in yüzü geldi aklıma. O bakış… Ne tam korkuydu ne de masumiyet. Ayaza döndüm. “Barut ne durumda?” “İyi abi, bi kaç yanık var ikinci dereceymiş…” Başımı salladım. “Patlayan aracın tüm kalıntılarını yok edin! Gören duyan varsa kapatın çenesini. Bu gün orada öyle bir kaza olmadı.” “Tamam abi Bahadırlara söylerim ama bir de sana baksalardı…” Ayaz, içimizin yufka yüreklisiydi. İsminin tersineydi. Her yetimin bi donuk tarafı vardır ki karakteri ona göre şekillenir. Ama Ayazınki adına vurmuş… “İyiyim oğlum ben neye bakacaklar, adamlar dediklerimi yapsın. Birde…” dedim. Durakladım. “Bana Rukenin numarasını bul hemen, evlendiği günden itibaren ne yaptı ne etti içtiği su dan ilaca kadar öğren! Aynı şekilde Arjin Azadiyi de…” Bağlantılarımız sayesinde askeriyenin veri tabanını hala kullanabiliyorduk. Ama istediğim diğer bilgiler için sokaklardaki, yeraltındaki tüm kulaklarımızdan bilgi almalıydı. Ayaz dediğimi anlayıp çekilirken aklıma yine Ruken geldi. Yıllar olmuştu… Arjinin karısı olduğunu duyduğum anda sıktığım yumruklarım, içimde patlayan öfkem ile delirmiştim. Benim dokunduğum tene, benim öptüğüm dudaklara artık onun sahip olacağını bilmek, hayallerimin baş köşesine başka adamın oturacağını bilmek… O andan sonra öfkemi kontrol etmek için tüm benliğimle işime vermiştim kendimi. Urfa’ya dönme gibi bir ihtimalim bile yoktu zaten. Ve öfkemin sert solukları arasında yıllarca tırnaklarımla kazıya kazıya yüzbaşı olmuştum. Ama şimdi geçmişten çıkan bir ruh gibi karşıma dikilmişti Ruken. Hemde benim kıyamadığım bedende gördüğüm izlerle… Beyaz önlüklü yaşlı doktor gözlüğünü burnunun ucundan gözlerine sabitleyerek yaklaştı. “Hoş geldiniz Hazar bey…” dedi. Ama hoşbeşle vakit kaybedecek halde değildim. “Konuş,” dedim kısa ve sert. Doktor bir an duraksadı, sonra sakin bir sesle konuştu: “Getirdiğiniz küçük hanım kendine geldi. Ancak…” dedi doktor. İşte o kelime. Her şeyi bozan o tek kelime. Kaşlarım çatıldı. “Ancak ne?” Doktor gözlerimin içine bakarak devam etti: “Hiçbir şey hatırlamıyor.” “Ne demek hatırlamıyor?” dedim, sesim bu sefer daha alçak ama daha tehlikeliydi. Doktor gözlerimin içine bakarak konuştu: “Geçirdiği trafik kazasını hatırlamıyor. Hatırladığı tek şey çocukluğuna dair küçük, kısa bir anı sadece…”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE