Sessiz Kolaylıklar

851 Kelimeler
Ayla ikinci iş gününe her zamanki gibi erkenden hazırlandı. Alarm çaldığında gökyüzü hâlâ karanlıktı ama içindeki telaş, bir önceki günün ağırlığına rağmen daha düzenliydi. Dün başarmıştı. Bugün de başarabilirdi. Kapıyı kilitleyip sokağa çıktığında, köşede duran büyük beyaz minibüsü fark etti. Üzerinde şirket logosu vardı. Önce yanlış gördüğünü sandı. Birkaç adım atıp durdu, gözlerini kısıp tekrar baktı. Servis. “Bizim şirketin servisi mi bu?” diye geçirdi içinden. Dün böyle bir şey yoktu. En azından kimse ona söylememişti. Minibüsün kapısı açıldı. Şoför, elindeki listeden başını kaldırıp sordu: — Ayla Güngör? Kalbi küçük bir sıçrama yaptı. — Evet… benim. — Buyurun, hoş geldiniz. Yeni servis güzergahı. Yeni. Bu kelime kafasında yankılandı. Minibüse bindiğinde içeride iki kişi daha vardı; biri muhasebeden olduğunu hatırladığı orta yaşlı bir adam, diğeri alt katlardan birimde çalışan genç bir kadın. İkisi de en az onun kadar şaşkın görünüyordu. — Size de mi bugün başladı servis? diye sordu kadın fısıltıyla. Ayla başını salladı. — Evet… sanırım. Kimse devamını getirmedi. Ama minibüs hareket ettiğinde Aylanın omuzlarından, farkında olmadan taşıdığı bir yük kalktı. Tramvay yoktu. Dolmuş yoktu. Kalabalık yoktu. Karanlık sokaklarda tek başına yürüme zorunluluğu yoktu. Bu kadar kolay olmamalıydı hayat, diye düşündü. Ama itiraz etmedi. Şirkete vardıklarında, servis konusu çoktan kulaktan kulağa yayılmıştı. Evinç Hanım kahvesini alırken kaşlarını çatmıştı. — Servis mi? Kim karar verdi buna? Hande omuz silkti ama ses tonunda alışık olmadığı bir gerginlik vardı. — Dün akşam mail düşmüş. “Yeni düzenleme” diye. Genel müdürlükten. — Bizim birim için böyle bir talep gelmedi bana, dedi Evinç Hanım. — Ama güzergah ilginç… Özellikle arka mahalleler. Handenin dudakları ince bir çizgi haline geldi. — Garip olan da o zaten. Normalde servis, üst kademe için olur. Ya da toplu bir ihtiyaç varsa. Burada… bireysel gibi. Evinç Hanım göz ucuyla Aylaya baktı. Ayla masasındaydı, sessizce bilgisayarını açıyor, kimseye bakmamaya çalışıyordu. — Yeni kız… dedi Evinç Hanım, sesini alçaltarak. — Çok mu dikkat çekiyor? Hande cevap vermekte gecikti. — Çalışkan. Sessiz. Ama… dün toplantıda fark etmişler. Akın Bey konuşmasını yavaşlatmış. Evinç Hanım başını hafifçe yana eğdi. — Akın Bey yavaşlatıyorsa, bir sebebi vardır. Bu cümle orada kaldı. Kimse devamını getirmedi. Ama ikisi de aynı şeyi düşündü. Ve ikisi de bunu yüksek sesle söylemeye cesaret edemedi. Akın o gün ofisinde sakindi. Telefonu sessizdeydi. Camdan şehre bakıyordu. Aylanın sabah servise binerken ki hali gözünün önüne geldi. Şaşkın ama minnettar. Soru sormayan bir şaşkınlık. “Bilmene gerek yok,” diye düşündü. “Bazen korunmak, bilmemekten geçer.” Servis kararı yalnızca Ayla için değildi. En azından kağıt üzerinde. Ama güzergahı çizerken kalemi bir noktada durmuştu. O sokağın başında. O gecekondu mahallesinin girişinde. Kendine kızdı. Bu kadarını da yapma, demişti içindeki sert ses. Ama yapmıştı. Artık onu her adımda takip etmiyordu. Artık gece karanlığında sokak aralarında beklemiyordu. Kontrolü biraz olsun bırakmayı öğrenmeliydi. Güç, her şeyi kendi ellerinle tutmak değildi bazen. Masasına döndü. Gün sıradan geçecekti. İmzalar, toplantılar, sayılar. Ama bilmediği bir şey vardı: Ayla bugün ilk defa işe gelirken korkmamıştı.Zihni, istemeden geçmişe kaymıştı. Babası daha yeni gitmişti. Ev hâlâ sessizdi. Yas bitmemişti. Ama hayat beklemezdi. Okula gitmesi gerekiyordu. Çalışması gerekiyordu. Sabahlar hep karanlıktı. Hava daha ısınmadan, yakındaki küçük bir restorana giderdi. Kapıyı aşçıdan önce açardı. Mutfağı temizler, o gün kullanılacak sebzeleri yıkar, doğrardı. Aşçı gelene kadar her şey hazır olurdu. Sekiz buçukta önlüğünü çıkarır, koşarak okuluna yetişirdi. İyi para almazdı.Ama aşçı iyi bir adamdı. Bir gün önceden kalan yemekleri almasına izin verirdi. En azından akşam kursağına sıcak bir yemek girerdi. Ve bir gün…Bir adam peydah olmuştu.Önce uzaktan. Sonra daha yakından. Bir sabah onu sıkıştırmıştı. Yardım istemişti. Bağırmıştı. Evlerin ışıkları yanmıştı ama kapılar açılmamıştı. Ta ki… Maskeli bir adam çıkana kadar. Sessizdi. Hızlıydı. Adamı elinden almış, eşek sudan gelinceye kadar dövmüştü. Sonra Ayla’nın önünü iliklemiş, üzerini düzeltmişti. Boğuk bir sesle sormuştu: — İyi misin? Sonra adamı sürükleyip götürmüştü. Ayla onu bir daha hiç görmemişti. Ama o günden sonra o işe gidememişti. Çünkü karanlıkta evden çıkmak artık mümkün değildi. Ayla için gün, düşündüğünden daha yoğun geçmişti. Handenin verdiği işler, Evinç’in arada uzaktan kontrol eden bakışları, telefon trafiği, yazışmalar, toplantı notları… Hepsi üst üste binmişti. Yorulmuştu ama bu yorgunluk, ilk kez onu ezmiyordu. Aksine, “başardım” hissinin hafifliğiyle omuzlarına yayılmıştı. Akşam saatinde servise bindiğinde içinden derin bir nefes aldı. Cam kenarına oturdu. Şehrin ışıkları akıp giderken gözleri dalmıştı. Bugün fark etmediği ama bedeninde biriken o gerginlik, servisin hareket etmesiyle yavaş yavaş çözülüyordu. O sırada, birkaç sokak ötede park etmiş siyah araçtan Akın izliyordu. Servisin kalktığını gördüğü an içi ilk defa gerçekten rahatladı. Bugün peşinden gitmeyecekti. Bugün gerek yoktu. Yine de alışkanlık, refleks, hatta belki içgüdü… Servisin Aylanın indiği durağa yaklaşmasını uzaktan takip etti. Aracını fark edilmeyecek bir mesafede durdurdu. Ayla servisten indi. Çantasını omzuna aldı, sokağa doğru yürüdü. Bir an durdu, etrafına baktı; belki sadece yolunu kontrol etmek için. Sonra gecekondunun kapısından içeri girdi. Kapı kapandı. Akın birkaç saniye daha bekledi. Camdan hâlâ o kapıya bakıyordu. Ancak o zaman arabaya bindi. “Tamam Hamdi,” dedi sakin ama yorgun bir sesle. “Hadi gidelim.” Hamdi dikiz aynasından baktı. “Akın Bey… bayadır boşladık. Kumarhane dolu. Herkes sizi bekliyor.” Akın başını hafifçe yana çevirdi, camdan dışarı baktı. “Biliyorum,” dedi kısa bir duraksamadan sonra. “Gidelim.”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE