Yanlış Kadın

968 Kelimeler
Not masaya bırakıldığında Halka bir süre sadece baktı. Kâğıt beyazdı, yazı kısaydı; fazlasıyla temizdi. Bu temizlik, yıllardır tanıdığı bir şeyi çağrıştırıyordu: kan. Sessiz lakabını o gün unuttu. Normalde beklerdi; adamın ipini kendi kendine gevşetmesini izler, açığı arkadan kapatırdı. Halka böyle tanınırdı: dokunmadan çökerten adam. Ama bu kez beklemedi. Çünkü not, beklemeyecek kadar açıktı. Şakirin en iyi adamlarından biri öldürülmüştü. Sessizce, gösterişsizce. Para akışı bir gecede kesilmişti. Bu bir hata değildi, bir mesajdı. Halka doğruca Şakirin yanına gitti. Kapıyı çarpmadı ama sesi çarptı. “Ne yaptın sen?” dediğinde odadaki hava değişti. Şakir başını kaldırdı. Gözleri kızgındı ama berrak değildi; öfke vardı, kontrol yoktu. “Abimi vurdular,” dedi. “Açık buldum, karşılık verdim.” Halkanın bakışları sertleşti. “Karşılık vermedin,” dedi. “Açık verdin.” Şakir ayağa fırladı. “Akının işiydi bu!” Halka hiç yükseltmeden cevap verdi: “Evet. Ve sen tam da onun istediğini yaptın.” Sessizlik çöktü. Bu, Halkanın alışık olduğu sessizlik değildi; Şevketin yokluğunun sessizliğiydi. “Onu korkutamazsın,” dedi Halka. “Onu öfkelendirdin.” Şakir dişlerini sıktı. “Ne yapacaktım?” Halkanın cevabı netti: “Bekleyecektin. Çünkü Akın hata yapmaz. Ama sen yaparsın.” Bu cümle masaya ağır bir taş gibi düştü. Kırıcıydı. Şakirin yüzü değişti; ilk kez Halkaya değil, kendi yalnızlığına baktı. Halka o an karar verdi. Bu adamın yanında durulmazdı. Dibe düşmeye meraklı biriyle yürünmezdi, çünkü düşerken herkesi de çekerdi. Arkasını döndü. “Bu işten çekiliyorum,” dedi. “Beni arama.” Ve gitti. Halkanın gidişi, Şakirin ikinci ve ölümcül hatasının başlangıcıydı. Çünkü Şakir yalnız kaldığında aklı değil, egosu konuşurdu. Ve egosu yanlış yere baktı: Aylaya. Şakir kadını ilk kez bir dosyada değil, bir söylentide duydu. Masaya gelen raporların hiçbirinde adı yoktu; fotoğraf yoktu, takip yoktu. Ama ofis konuşuyordu. Yeni sekreter alınmıştı, servis sistemi değişmişti, gece kalanlara araç ayarlanıyordu, hatta yemekler bile düzene girmişti. Küçük şeylerdi; önemsiz gibi duran ayrıntılar. Ama Şakir küçük şeylerden korkmayı Şevketten öğrenmişti. “Başlangıç noktası kadın,” dedi adamlardan biri. “Tesadüf gibi ama düzen oradan başlıyor.” Şakir kısa ve inançsız bir gülüş attı. “Akın mı?” dedi. “Kadın için masa mı değiştirir?” Yine de aklının bir köşesi susmadı. Çünkü ne Akının hareketlerinde bir açıklık vardı ne kadının davranışlarında bir iz. Her şey fazlasıyla düzgündü; sanki bilerek görünmez yapılmıştı. “Bakalım,” dedi sonunda. “Bir çomak sokalım.” Bu, Halkanın asla kurmayacağı bir cümleydi. Ama Halka artık yoktu. Plan basitti: iz bırakmayan, kişisel olmayan, sıradan bir felaket. Mesai çıkışı, servis, trafik, küçük bir dikkatsizlik… Kimse ölmesin ama herkes yaralansın. Ve kadın orada olsun. Çünkü birinin ne kadar önemli olduğunu anlamak için, önce ne kadar harcanabilir olduğuna bakılırdı. Kaza akşamüstü oldu. Şehir her zamanki gibi yorgundu; korna sesleri, acele eden insanlar, geç kalmış hayatlar… Servis kavşağa girdiğinde hız düşüktü ama darbe sertti. Ön cam örümcek ağı gibi çatladı. Yan camlar patladı. İçerisi bir anda toz, cam kırığı ve çığlıkla doldu. Servis yana savruldu, kaldırıma çıktı ve durdu.Bir an sessizlik oldu.Sonra sesler. Ağlayanlar. Bağıranlar. İsmini çağıranlar. Koltukların arasına düşen çantalar. Kanayan bir alın. Omzunu tutan bir adam. Ayağı sıkışan bir kadın.Ayla kemerini çözdü. Başında kısa bir uğultu vardı ama bilinci açıktı. Kolundaki kesiği fark etti; derin değildi. Alnından süzülen kan gözünün kenarına indi ama elinin tersiyle sildi. Önce kendine değil, etrafına baktı. “Kimse kalkmasın,” dedi yüksek sesle. “Cam var. Hareket etmeyin.” Sesi titremiyordu. Bu, içeridekileri şaşırttı.Ön koltuktaki genç kız ağlıyordu. Ayla yanına gitti, diz çöktü. “Bak bana,” dedi. “Nefes al. Say benimle.”Arka tarafta yaşlı bir adam göğsünü tutuyordu. Ayla çantasından mendil çıkardı, alnındaki kanı bastırdı. Başka biri ayağının sıkıştığını söylüyordu. Ayla servisin kapısına baktı; açılmıyordu. “Ambulans çağrıldı mı?” diye seslendi.Şoför başını salladı.“Çağırdılar… geliyor.” Ayla servisin içinde dolaştı. Herkesi tek tek kontrol etti. Kanayanları oturttu. Panik yapanları susturdu. O an orada bir sekreter değil, bir merkez gibiydi.Ambulans sireni uzaktan duyulduğunda, içerideki gerginlik bir nebze çözüldü.Ayla o an ilk kez titredi. Ama düşmedi. Ambulanslar geldiğinde Aylanın bilinci açıktı. Kolunda kesik, alnında kan vardı ama yaşıyordu. Hastaneye götürülürken kimse bunun planlı olduğunu bilmiyordu. Bir kişi hariç. Akın toplantıdaydı. Telefonu titredi; bir kere, sonra bir kere daha. Açmadı. Üçüncüde baktı. Ekranda tek kelime vardı: Servis. Ayağa kalktı. Kimseye bakmadı, tek kelime etmedi. Koridordan geçerken yüzü donuktu ama içi değildi. Araba yol alırken ilk kez bir ihtimal düşüncesi girdi aklına: Ya geç kalırsam? Bu soru göğsünde sert bir boşluk açtı. O ana kadar her şeyi hesaplamıştı; adamları, zamanı, hamleleri. Ama Aylayı kaybetmeyi hesaplamamıştı. Herkes kaybedilebilirdi, ama Ayla değil. Hastaneye girdiğinde koştu. Akın koşmazdı; bu, kontrolünü ilk kez kaybettiği andı. Ayla ilk müdahaleden sonra odaya alınmıştı, kolunda serum vardı. Akın kapıyı açıp onu gördüğünde nefesi kesildi. Kan, ona ait olmaması gereken bir yerdeydi. “Akın Bey…” dedi Ayla. Sesini duyunca seri adımlarla yanına geldi. “Nasılsın?” “İyiyim,” dedi Ayla. İyi değildi ama hayattaydı. Akın elini tuttu, bırakmadı. “Bir şey olsaydı…” dedi ama cümleyi tamamlamadı. Çünkü tamamlanırsa gerçek olacaktı. Ayla bakışlarının eline kaydığını fark edince elini çekti. Akın kendini toparladı. “Ben… diğerlerine de bakayım,” dedi ve odadan çıktı. Ayla şaşkın kaldı. Demek sadece bana değil, diye düşündü. Çalışanları sonuçta… Servise çarptılar. Ama içindeki ses susmadı: Beni bırakmak istemedi. Şakir sonucu aldığında memnundu. Kadın ölmemişti ama Akın hastanedeydi. Demek doğru yere dokunmuştu. Bilmiyordu ki Akının yüzünde o an beliren şey öfke değil, korkuydu. Ve korku, Akın gibi adamları gizlenmeye zorlamazdı. Aksine, onları açıkça savaşmaya iterdi. Akın doktorla konuştu, çalışanların durumunu öğrendi. Kimse hayati tehlikede değildi. Ayla’nın durumu iyiydi; serum bitince çıkabilecekti. Herkes için adam ayarladı. Evlerine bırakılacaklardı. Sonra Ayla’nın yanına döndü. “Hamdi seni eve bırakacak,” dedi. Bir an durdu. Hamdi’ye baktı. “Sonra kumarhaneye gel.” Bu bir rica değildi. Bir çağrıydı. Ve o an, Şakir’in yaptığı hatanın artık geri dönülmez olduğu kesindi. Akın odadan çıktı. Arkasında, neyin içine çekildiğini henüz bilmeyen bir Ayla bırakarak.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE