Birbirlerine alışmak bu kadar kolay olmamalıydı. Ya da aksine eğer birini seviyorsan ona çabucak alışmalıydın. Zeynep’in aklından sürekli böyle şeyler geçiyordu, heyecanı ilk günün şaşkınlığından arınmış olsa da Mahir’i görmek hâlâ kalbini küt küt attırıyordu. Aynaya bakıp “Yani şu an ben ve Mahir birlikte miyiz? Bunlar rüya değil mi?” diye kendine soruyor, karşılığında gerçekten ışıl ışıl bir tebessümle ödüllendiriliyordu. Daima Mahir’i çok sevdiğini bilmesine rağmen o bile artık kendine hayret eder olmuştu. Bir insanı bu kadar çok sevebilmek mümkün müydü? Mahir mübalağa yapmazdı fakat onun neyi vardı? Telefonunun sesi dikkatini dağıtırken neşeyle koştu. Mahir gelmiş olmalıydı! Cumartesi günü kahvaltıyı birlikte yapmak istediğini söylediğinde “sevgilisi” korkudan kendini kaybetmişti.

