> "Bazı geceler geçmiş, uykundan kalkıp seni izler. Ve sen hiçbir şey hatırlamıyorsundur."
Miray, Efe’nin evinde yalnız kalmıştı. Duvarlar sessizdi ama içindeki fırtına dinmek bilmiyordu. Efe'nin gömleği hâlâ üzerindeydi, yakasındaki parfüm kokusu bile kalp atışını değiştirmeye yetiyordu.
Elini göğsüne götürdü. İçinde bir sıkışma vardı. Bu sadece aralarındaki çekim değildi. Bu daha eski bir şeydi. Daha karanlık. Daha tanıdık.
Yavaş adımlarla oturma odasına geçti. Gözleri odada gezinirken bir kitaplık dikkatini çekti. Raflarda sıralanmış kitapların arasında bir dosya göze çarpmayacak şekilde yerleştirilmişti. Merakı galip geldi. Dosyayı çekip açtı.
İçinden çıkan belgeler tanıdık isimlerle doluydu. "Resul... Mehmet... Sevda... Operasyon Tarihi: 13 yıl önce..."
Parmakları titredi. Efe’nin bu dosyayı saklamasının bir sebebi vardı. Ve Miray şimdi bunun ne olduğunu hissediyordu.
> O gece... 13 yıl önce... O bodrum... Ve kendisine kurabiye getiren çocuk...
"Efe miydi?" diye fısıldadı dudaklarından.
Bir anda kapı açıldı. İçeri giren Mert oldu. Miray hemen dosyayı kapatıp yerine koydu.
— "Rahatsız etmeyeyim dedim ama tek kalmanı da istemedik," dedi Mert, ona bir kahve uzatarak.
Miray kahveyi alırken gözlerini kaçırdı. Mert fark etti. Ama konuyu değiştirdi.
— "Efe birazdan döner. Aslında konuşmak istiyordu seninle... ama hem görev hem sen... kafası karışık biraz."
Miray dudaklarını ısırdı. Sadece başını salladı.
Bir sessizlik oldu.
Sonra Mert ekledi:
— "Bak, seninle dürüst olayım. Ben aranızda bir bağ olduğunu biliyorum. Hatta bugün karakolda sana Efe'nin başka bir şehre tayin olduğunu söyledim ya..."
Miray bir anda başını kaldırdı.
— "Evet?"
— "Yalan söyledim. Sırf onun yanına gitmeni sağlamak için yaptım."
Miray şaşkındı.
— "Neden?"
Mert bir an durdu. Sonra içini çekti.
— "Çünkü Efe ne kadar inkar etse de sana ihtiyacı var. Ve... belki senin de ona."
Miray bu sözlerden etkilenmişti. Gözleri dolmuştu ama belli etmedi.
O geceyi evde geçirdi. Efe gelmedi. Ama aklı hep onda, kokusu hâlâ üzerindeydi.
Sabah erken kalktı. Ve kararını verdi:
Efe’yle yüzleşecekti.
---
📌 SAHNE: ASKERİ BÖLGE – GÜN ORTASI
Efe operasyon planlarıyla meşguldü. Ama aklı başka yerdeydi. Masadaki harita bulanıktı, çünkü zihninde Miray’ın gözleri vardı.
Kapı çaldı.
Gelen Miray’dı. Siyah pantolonu ve beyaz gömleğiyle kararlı bir şekilde içeri girdi. Efe bir an durdu.
— "Sen..."
— "Konuşmamız gerek."
Kapıyı kapattı. İçeri yaklaştı. Efe'nin bakışları Miray'dan kaçamıyordu.
— "Sen 13 yıl önce... o çocuk muydun?"
Efe başını eğdi. Cevap vermedi. Miray yaklaştı.
— "Cevap ver!"
Efe başını kaldırdı. Gözlerinde o geceki gölgeler vardı.
— "Evet. Benim. Sana süt ve kurabiye getiren çocuktum. Ve o gece... babamı öldürdüm."
Miray'ın nefesi kesildi.
— "Neden söylemedin?"
— "Çünkü söylemek, seni tekrar o acıya götürmekti. Seni o karanlıktan korumaya çalıştım."
Miray gözyaşlarını tutamadı.
— "Ben hatırlamıyordum... Ama sen her şeyi biliyordun."
Efe yaklaştı, gözlerini silmedi. Çünkü Miray’ın bu gözyaşlarını yaşaması gerektiğini düşünüyordu. Sonra fısıldadı:
— "Seni unutmadım Miray. Ne o bodrumda, ne de yıllar sonra gözlerime bakarken."
Miray yaklaştı. Elleri titreyerek Efe'nin yüzüne dokundu.
— "Ben de... hep tanıdık geliyordun. Kalbim, seni hatırlamış olabilir mi?"
Efe gözlerini kapadı. Ve aralarındaki mesafe kalmadı.
Bir öpücük... Yılların içinden gelen... Acının, tutkunun ve sonu bilinmeyen aşkın öpücüğü.
Kapı kilitlendi.
Ve gölgelerin arasından güneş sızdı
******