11.Bölüm

1531 Kelimeler
Gözlerimi Açtığımda** Saat sabahın altısıydı. Yataktan kalkıp yer yatağını toplarken ellerim titriyordu. Her sabah aynı kabustan uyanıyormuş gibiydim. Salonun ışığı altında annemin hazırladığı kahvaltının kokusu burnuma dolduğunda, bir anlığına normal bir kız olduğumu hayal ettim. Hazar'ı uyandırmak için yanağına öperek uyandırdım, hep beraber kahvaltı yapmak istedim. Hep birlikte gülerek kahvaltı ettik. Sonra bahçeye çıktım. Annem ve babam diğer işlerle ilgilenirken, ben bahçedeki güllere su verdim. Bahçedeki güllerin üzerine düşen sabah çiğleri, gözyaşlarıma benziyordu. Annem ve babam bahçedeki işlerle uğraşırken ben Bu sıradanlığın içinde kaybolmak ne güzel olurdu diye düşünürken üzerime düşen gölgeyle irkildim. Hejar tam karşımda duruyordu ve bakışlarıyla bana işkence ediyordu. Birden ayağa fırladım. **"Hejar!"** dedim. **"Hadi, gidiyoruz."** **"Ne?"** diye şaşkınlıkla sordum. **"Duymuyor musun? Gidiyoruz!"** Gözlerimi yumdum, derin bir nefes aldım. **"Tamam, babamla anneme haber vereyim."** diyerek onu arkamda bıraktım. Bahçede işlerle uğraşan anneme, sonra da babama sıkıca sarıldım. Hazar da yanıma geldi, ona da sarıldım. Onlarla vedalaşıp arabaya bindim. Hejar direksiyonun başına geçti. **"Sen hayatımı mahvettin."** Bu cümleyle bakışlarım ona döndü. **"Haklısın,"** dedim. **"Hem senin hem de kendi hayatımı mahvettim. Ama böyle olmasaydı, Diclê ve Ferman abim ölecekti. Kendini biraz da benim yerime koy. Benim için de kolay değil."** Hejar arabayı sertçe durdurdu, bana doğru eğildi. **"Senin yüzünden Çimen, Servan’la evlendi!"** **"O seni sevmiyordu!"** **"Beni seviyordu!"** *"O seni hiç sevmedi!"* diye bağırdım. *"En yakın arkadaşınla evlenen bir kadın seni nasıl sevebilir?"* Tokadı yiyip kafamı koltuğa çarptığımda, ağzımda kan tadıyla susmayı öğrenmiştim artık. Ağzımın içindeki acı kendini daha çok belli ederken hejar arabayı sürmeye devam etti. **"Sen kendin seçtin bu hayatı. O zaman sesini çıkarmayacaksın! Bir daha çimen den bahsetme ve benden izinsiz konaktan bile çıkmayacaksın!"** En sonunda konağın önünde duran arabadan inip içeri girdim. Mutfağa geçtim. Annemle konuşmamış tık. Esme , annem bana numarayı vermişti. Hejar’ın odasına çıkıp kenarda duran ev telefonuna, kâğıda yazılı numarayı çevirdim. Birkaç saniye sonra ince bir ses duydum—Diclê olmalıydı. **"Diclê, sen misin?"** **"Evet, siz kimsiniz?"** **"Benim, Hevî."** Biraz sessizlik oldu. Sonra Diclê: **"Affet beni, Hevî. Seni ateşe attım."** **" Ben İyiyim. Sende iyi ol bu arda Tebrik ederim, hamilesin."** **"Sağ ol, Hevî. Annene vereyim mi?"** **"Tamam."** dedim. Birkaç dakika sonra annemin sesini duydum: **"Havinim!"** **"Anne, nasılsın?"** **"İyiyim yavrum, sen nasılsın?"** **"Ben de iyiyim, anne."** **"Hevî, baban geldi, kapatayım. Kendine dikkat et yavrum kapatıyorum .diyerek telefonu kapattı. Kenara çekilip oturdum. Gözlerimden akan yaşları umursamadım. Zaman geçmiyordu ve altı ayın sonunda beni neyin beklediğini bilmiyordum. Aşağı indiğimde herkes sofrada oturmuştu. Kadir Ağa, **"Yarın akşam Servan’ın nişanı var, gideceğiz. Haberiniz olsun, Cafer ağa haber etti."** dedi. Hejar öfkeyle bana baktı. Ben ise önüme baktım. Zordu, onun için biliyordum. Ama çimen onu sevmiyordu. Bunu bilmesi lazımdı. Sessizce yemeğimizi yedik. Herkes bir yere çekildi, Hejar ise konağı terk edip gitti. **Bir Gün Sonra** Aynada kendime baktım. Giydiğim siyah elbiseye baktım. Gitmek istemesem de mecburdum. Hejar hâlâ ortada yoktu, gelmeyecekti büyük ihtimalle. Aşağı indim, sonra Çimen’in evine gitmek üzere arabalara bindik. Yakın akrabalar gelmişti. Bahçede oturmuş bir çok kişi vardı. Ben de Hazan Hanım’larla bir masaya geçip oturdum. Çimen toz pembe bir elbise giymişti. Şervan ise siyah bir gömlek ve pantolonla oradaydı. Cafer ağa ayağa kalkıp elindeki yüzüklerden birini Çimen’in , diğerini ise Şervan’ın eline taktı. Sonra makasla kırmızı kurdeleyi kesti. Herkes alkışladı. Tam o esnada yanlarına Hejar yaklaştı. Ben korkuyla bakarken, Şervan ’ın elini tuttu. **"Tebrik ederim."** diyerek Cimen’e baktı. **"Tebrik ederim, yenge."** diyerek bize doğru geldi. Şaşkın şaşkın ona bakarken, yanımdaki sandalyeye oturdu. Gözlerim uzakta bana bakan Devran kaydı. Bakışlarımı hemen çevirdim. Genç bir çocuk önümüze çay bırakınca, Hejar elini sıcak çaya vurdu. Çay üstüme döküldü, acıyla ayağa fırladım. En çok elim yanmıştı. Hızla içeri girdim, lavaboya gidip elimi soğuk suya tuttum. İçerden çıktığımda biri elimi tutup bir odaya çekti. Çığlık atacakken ağzımı kapatan elle , karşımda duran kişiye baktığımda Devran’dı. **"Elimi çekeceğim bağırma”** **"Sen ne yapıyorsun, Devran Ağa?"** Ama o söylediklerimi umursamadan elimi tuttu. **"Çok acıyor mu?"** Elimi hemen çektim. **"Bu seni ilgilendirmez, Devran Ağa! Biri görse ne der? Ben evli bir kadınım!"** Devran acı bir gülüşle: **"Evli bir kadın… ama acı çekiyorsun. Ve bu evlilik gerçek değil, Hevî."** **"Gerçek bir evlilik olmasa bile ! Ben Hejar’la evliyim, Devran Ağa. Sakın bir daha karşıma çıkma!"** Devran elini kaşımdaki yara izine dokundurdu. **" Ben geçmiş bu yara için bile acı çekerken, sen her gün yeniden yaralanıyorsun."** Bir adım geri attım. **"Yapma bunu, Devran!"** diyerek odadan çıktım. Hızla dışarı çıktım, ne oluyordu bana? Hemen masaya geçip oturdum. Elimin acısı bile umurumda değildi. Ya biri bizi öyle görmüş olsaydı? Ne yapacaktım? **"Allah’ım, yardım et! Bu gece bir an önce bitsin, ne olur!"** diye içimden dua ettim ve sessizce bir köşede durdum. O gece sessizce geçip gidereken ben artık ne yapacağımı bile bilmiyordum . **Bir Ay Sonra** Tam iki ay olmuştu. Bu evde günler geçmiyordu bir türlü Ve şimdi her fırsata karşıma çıkan Devran’dan kaçtıkça, o nedense hep etrafımda oluyordu. Bu gün Şervan’ın ailesi ve Çimen’in ailesi yemeğe gelecekti. Hemde Eyşan ve baran'ın düğünü için, hem de Çimen ve ailesi eve davet edilmişti . Hazan hanım her ikisini de ardan çıkarmak için aynı güne denk getirmişti. Bir fırsat bulup Devran’a sordum: **"Niye geldiğini ve Bunun yanlış olduğunu söylemiştim!"** Ama o, **"Şervan rica etti. Gerçekten gelmeyecektim."** dedi. Masada oturmuş yemek yiyorduk. İçimde bir korku vardı çünkü Devran sürekli bana bakıyordu ve biri fark edecek diye ödüm kopuyordu. Yemek bitince çay demlemek için mutfağa geçtim. Tam o sırada Arjin yanıma gelip kolumu sıktı ve içeridekilere **"Çıkın dışarı!"** diye bağırdı. Hepsi tek tek mutfaktan çıkınca, ben kolumu çektim. **"Ne yapıyorsun, Arjin?"** **"Kuyruk sallamaya utanmıyor musun?"** dediğinde yüzüne sert bir tokat attım. **"Sen ne söylüyorsun , kulağın duyuyor mu?"** Arjin: öfkeyle Devran’a nasıl baktığımı gördüm Uzak dur Devran’dan!"** **"Ben bakmadım ama sen niye bu kadar öfkelendin?"** **"Devran beni seviyor, anladın mı? Abimden yüz bulamadın, Devran’a mı kuyruk sallayacaksın?"** Ona sertçe yaklaştım, kolunu tuttum. **"Çık git, yoksa elimde kalırsın, Arjin! Misafir var, demem seni rezil ederim!"** Arjin öfkeyle mutfaktan çıktı. Sonra diğerleri içeri girdi. Sinirden deliye dönecektim. Çayı demleyip yukarı çıktım, çayı servis edip tepsiyi bırakmak için mutfağa geçtim. İçeri Çimen girdi. **"Ne işin var burada?"** dedim. Çimen gülerek bana yaklaştı. **"Vah vah, Hevî! Sana çok mu kötü davranıyorlar?"** diyerek dudağını büktü. Elimdeki morluğu kastediyordu—Hejar öfkeyle saldırırken olmuştu. **"Bu seni ilgilendirmez, Çimen ."** **"Ben en azından başkalarından kapanmayacak yaralar açmıyorum."** Çimen bu lafıma öfkelendi. **"Ben aslında Hejar’ı seviyordum. Sonuçta yakışıklı, güçlü bir ağa. Ama seninle evlendi."** **"Ne yapsaydım? Kuma mı olmasaydım ?"** **"En azından bekleyebilir'din. Ya da en yakın arkadaşıyla evlenmeye bilirdin!"** **"Bu seni ilgilendirmez!"** **"O zaman benim hayatım da seni ilgilendirmez!"** diyerek yanından geçmeye çalıştım. Ama tam o esnada Çimen kendini yere atıp ağlamaya başladı. Ne olduğunu anlamaya çalışırken, birden: **"Neden böyle yapıyorsun, Hevî? Ben mecbur kaldım, şervan’la evlenmek zorundayım!"** **"Sen ne diyorsun?"** diyerek ona doğru eğildim, yerden kaldırmak için. Ama tam o anda biri beni öyle sert itti ki mutfak tezgahına sırtım çarptı. Acıyla yere düştüm. Hejar, Çimen’edoğru eğilip onu yerden kaldırdı. **"Sen canına mı susadın?"** Çimen ağlayarak: **"Karın bana kötü davranıyor, Hejar! Ben ne yaptım, söylesene?"** Duyduklarımla sırtımdaki acıyı bir kenara bıraktım. Bu nasıl bir şeydi, Allah’ım? Bu kız ne diyordu? **"Sen ne diyorsun, Çimen ?"** Hejar bana yaklaşıp saçımı tuttu. **"Defol git, yoksa elimde kalacaksın!"** **"Bir gün çok pişman olacaksın, Hejar! Çok pişman olacaksın!"** diyerek mutfaktan çıktım. Sırtım o kadar çok acıyordu ki nefes almakta zorlanıyordum. Kadir Ağa, **"Hevî kızım, iyi misin?"** dedi. **"İyiyim."** diyerek cevapladım. Ama alnımda ki küçük ter damlaları acı çektiğimi belli ediyordu. Gözüm mutfaktan çıkıp gelen Çimen’e takıldı. Bu kadın çok kötüydü. Kalbi sadece kötülükle doluydu. Böyle yaparak eline ne geçecekti? Artık sırtımdaki acıya daha fazla dayanamayacağımı anladım. Ayağa kalkıp odaya çıkacakken, acıyla yere düştüm. Herkes bana baktı. Kadir Ağa ve Devran hemen yanıma geldi. Miran Ağa ayağa kalktı, **"Ne oldu?"** diyerek bana baktı. Devran elimi tuttu. **"İyi misin?"** Elimi çektim. **"İyiyim."** Kadir Ağa, **"Hevî, ne oldu kızım sana?"** Bir şey diyemedim, sadece gözlerim doldu. Kadir Ağa şefkatle ellerini yüzüme dokundurdu. **"Miran, yardım et. Hevî’yi odasına götür."** Miran gelip elimi tuttu. Devran birden : “Yürüyemiyor, ama” diyerek mirana baktı. Miran koluma girdi. **"Hadi gel, destek al benden."** Birlikte yukarıdaki odaya çıktık. Köşeye geçip uzandım. Miran da aşağı indi. Canım çok acıyordu ve bu acı bir türlü dinmiyordu. Başımı yastığa bıraktım. Çalan kapıyla Meryem içeri girdi, elinde ağrı kesiciyle. **"Bana yaklaşıp, 'Devran Ağa sana ilaç getirmemi söyledi. İyi misin?' dedi."** **"Devran Ağa mı?"** **"Evet, ben de şaşırdım."** **"Şey, ben biraz kötü oldum, ondan demiştir."** Meryem hayranlıkla: **"Evet ya, çok düşünceli biri. Devran Ağa çok yakışıklı ve merhametli. Ama galiba Arjin Hanım, Devran Ağa’ya sevdalı."** **"Adamın içine düşecek."** diyerek güldü. **"Hadi, iç. Uyu biraz."** diyerek odadan çıktı. Yüzümde bir gülümseme oluştu ama hemen kendime kızdım. Bu yanlıştı, Hevî. Belki de sana acıdığı içindir. İlacı hemen alıp uzandım. Belli ki uyusam geçerdi. Gözlerimi kapatım ve uyumak için çaba gösterdim . Yatak odasının kapısının açılma sesiyle irkildiğimde, saat gecenin ikisiydi. Hejar'ın sarhoş bakışlarını gördüğüm an, bedenim buz kesti . **"Ne, korktun mu Hevî? Yoksa Havîn mi?"** Ağzından çıkan kelimeler net değildi. Neden böyle konuşuyordu? Nefesindeki kötü koku mide bulanırıcıydı. Korkuyla uzandığım yerden doğruldum. **"Sen sarhoş musun?"** Gülerek bana baktı. **"Sen hayatımı mahvettin. Ben de senin hayatını mahvedeceğim, Hevî. İstesen de gidemeyeceksin."** **"Ne söylüyorsun, Hejar Ağa?"** Hejar üzerime eğilerek: **"İstesen de gidemeyeceksin. Madem karımsın, o zaman görevini yap."** Korkuyla bağırdım: **"Sen ne diyorsun, hejar .
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE