Hayat bir rutine bağlanmıştı adeta. Zeynep açık lisenin ilk sınavlarını başarıyla vermiş, ikinci dönemi yürütürken iş yerine de iyice uyum sağlamıştı. Her şey yolunda gidiyordu. Ateş mutluydu, daha da önemlisi huzurluydu. Sinan Ateş'e Alaz'ın göstermediği ilgiyi gösteriyor, onu sevgisiyle şımartıyor ve Ateş'in tadamadığı babalığı tatmasını sağlıyordu. Bir de artık kendi düzenlerini kursalardı Zeynep'ten mutlusu olamazdı herhalde. Ama Sinan buna katiyyetle karşı çıkıyordu. Zeynep'in hala hazır olmadığını söyleyerek onları yanında alıkoyuyordu. Zeynep'in bilmediği bir şey vardı ki; o da genç adamın bunu yapmasındaki sebepten başka bir şey değildi.
Sinan bir anda gelip hayatının orta yerinde taht kuran iki misafirine de tapıyordu. Eksik bir yanı tamamlanmış gibiydi. Onlarla, resmiyette olmasa da, bir aileye kavuşmuştu ve bu aileyi öyle kolay kolay kaybetmeye pek niyeti yoktu.
***
Zeynep düşünceler eşliğinde çıkmak üzere hazırlanırken Burcu kapısını tıklattı. Genç kadının güleç yüzüyle karşılaştığında Zeynep de gülümsedi.
"Sen daha çıkmadın mı?"
Zeynep burnunu kırıştırıp cıkladı.
"Sinan bugün biraz geç kalacağını söyledi. İşleri uzamış galiba. Kendim dönerim desem de dinlemedi. Sesi de oldukça gergin olunca üstelemedim. Her konuda olduğu gibi bunda da çok inatçı davranıyor kendileri."
Burcu'nun yüzündeki gülümseme buruk bir tebessüme bıraktı yerini. Cevap vermek istese de bir şey diyemedi.
"O zaman sana iyi akşamlar. Ben daha fazla oyalanmadan çıkayım. Daha yetişmem gereken bir randevum var ne yazık ki."
Zeynep Burcu'nun daha önce bir randevudan bahsettiğini duymadığı için şaşırdı. Kaşları havalanırken muzip muzip gülümsedi.
"Hım... Bir erkekle mi bu randevu bakalım?"
Burcu'nun yanakları kızarırken, genç kadın bakışlarını Zeynep'ten kaçırdı.
"Sevgi'nin işleri işte," diye mırıldandı. "Her ne kadar istemediğimi söylesem de beni dinlememiş. Kocasının bekâr arkadaşlarından biriyle tanışmam için beni gitmeye mecbur bırakan bir son dakika randevusu ayarlamış."
"Hı-hı!"
Burcu'nun bakışları Zeynep'e dönerken kaşları çatıldı.
"Ne 'hı-hı'?" dedi kızarak. "Sana yalan mı söyleyeceğim? Hem ben halimden memnunum."
Zeynep iç çekti.
"Bak Burcu. Hiç kimse yalnızken hayatından memnun olamaz. Bilemiyorum... Yani, bu sanki doğanın kurallarına aykırı gibi, sence de öyle değil mi?"
"Ama sen de yalnızsın?" diyerek karşı atakta bulunan kadına Zeynep gülümsedi.
"Ben yalnız değilim," dediğinde Burcu kalbine hançer yemiş gibi oldu. Düşündükleri gerçek mi olmuştu yani? Sinan Zeynep'e açılmış, Zeynep'te Sinan'ı kabul mü etmişti? Ancak Zeynep'in devamında söyledikleriyle rahat bir nefes alabildi.
"Yalnız değilim çünkü en büyük aşkım, oğlum, Ateş parçamla beraberim. Ve o benimle olduğu sürece de asla yalnız olmayacağım."
Konuşmaları kapının çalınmasıyla bölündü. Zeynep Burcu'ya göz kırpıp kapıya doğru ilerlemeye başladı. Giderken de arkasına dönüp "Bu Sinan'dır," diye seslendi.
Kapının arkasındaki gerçekten de Sinan'dı. Zeynep genç adamı kocaman bir gülümsemeyle karşılamışken, Sinan'ın yüzü olabildiğince sıkkındı. Kaşları çatılı, çenesi gergin ve sık nefes alışverişinden dolayı burun kanatları titrekti.
"Sinan?" derken Zeynep'in sesi titredi.
"Burcu burada mı?"
Zeynep başını salladı. Kaşlarını çatıp "Neler oluyor?" diye sordu.
Sinan Zeynep'e cevap vermek yerine onu geçip, içeriye girdi. Arkasından bakakalan Zeynep bir süre ne yapacağını bilemeden dikilse de merak ve endişenin ağır basması sonucunda kapıyı kapatıp içeriye geçti.
"...nasıl bu kadar şerefsiz olabilir?" diye bağırıyordu Sinan odaya girdiğinde. Başını kaçırdığı konuşmayı tahmin etmeye vakit bulamadan Burcu'nun elinde tuttuğu kâğıt dikkatini çekti.
Az önce hissettiği tüm mutluluk ve huzur toza dönüşüp havaya karıştığında yüreği olacakları önceden tahmin edermiş gibi hızla atmaya başladı. Korksa da cesurca "O ne?" diye sordu. Ortaya attığı soru bir süre cevapsız kaldı.
Bu sırada Burcu da kâğıdı okumayı bitirdi. Derin bir nefes alıp verdikten sonra dava celbini masaya bıraktı ve elleriyle yüzünü sıvazladıktan sonra parmaklarını saçlarına geçirdi.
Burcu'nun bu hareketi üzerine Zeynep daha da telaşlanırken büyüyen gözleri ve titreyen bacaklarıyla masaya doğru yavaş adımlar atmaya başladı. Ancak hedefine ulaşamadan Sinan genç kadını durdurup kolları arasına aldı.
Hapis olduğu kolların arasından kurtulmaya çalışırken çırpındı Zeynep. Küçük darbelerle Sinan'ın göğsünü yumrukladı. Ancak Sinan onu daha da sıkı tutup, kendisine daha fazla bastırmaktan başka tepki vermedi. Genç adamın bir eli Zeynep'in başında, diğeri ise sırtındaydı. Çenesini kadının başının üzerine yaslamıştı.
Zeynep kendisiyle ilgili korkunç bir sorun olduğunu anlıyor, ancak bunun ne olduğunu çözemiyordu. Çözemediği için de hırsından gözleri yaşarıyordu. Sonunda sakinleştiğinde "Tamam, bırak," diye mırıldandı. Bunun üzerine, Zeynep'i bırakmak istemese de, Sinan'ın elleri gevşedi.
Genç kadın, adamın kollarından sıyrılıp bakışlarını Burcu'ya yöneltti. Burcu'nun aklı ise ikiye bölünmüştü o sırada. Bir yanı ortaya çıkan bu sorunla boğuşuyor, diğer yanı karşısındaki manzaraya arkasını dönüp olanca hızıyla oradan uzaklaşmasını söylüyordu. O ise acı çekmekten memnun olan bir insan gibi sevdiği adamın başka bir kadını; sevdiği, saydığı kadını teselli edişini seyrediyordu.
"O kâğıtta böyle tepki vermenize sebep olan ne var Burcu?"
Genç kadın dalgın bakışlarının odağını yakalamaya çalışarak Zeynep'e baktı. Kadının donuk bir sesle söylediklerine cevap vermek için dudaklarını yaladı. Ve tek seferde söyleyiverdi.
"Alaz Ateş için velayet davası açmış."
Ortaya bir bomba bıraktıktan sonra gözlerini kapatıp, sustu Burcu. Sinan ile birlikte Zeynep'in patlamasını bekleyerek bir dakikayı doldurdular. Ama sonunda Zeynep "Ben anlamıyorum. Ne dedin?" dedi.
Burcu aynı şeyi tekrar söylemekten korkup panikle Sinan'a baktı. Sinan Burcu'nun yardım çağrısını algılayıp Zeynep'in yanına yürüdü. Onu omzundan tutup kendisine çevirdi.
"Sakin ol, tamam mı?" diyerek söze girdi. Zeynep saldırgan bir hareketle Sinan'ın omzundaki elinden kurtuldu.
"Ben zaten sakinim," dedi.
Adam aslında hiç de öyle olmadığını bildiği halde kadına karşı çıkmadı.
"Peki, o zaman," diye mırıldanıp devam etti. "Alaz efendi Ateş'i almak için sana dava açmış. Mahkeme kâğıdı bugün öğleden sonra şirkete bırakıldı."
Sinan sustuğunda Zeynep bir süre konuşmadı. Bu sırada Sinan ve Burcu, Zeynep'in hala neden tepki vermediğini anlamak için birbirlerine bakıyorlardı.
"Bu önemli değil," dedi Burcu Zeynep'in şoka girdiğini düşünerek. "Zaten kazanmasının imkânı yok. Seni ahlaka aykırı davranmakla suçluyor olması tamamen mantıksız! Ne yani kendisi çok mu ahlaklı biri?"
Zeynep başını kaldırıp Burcu'ya baktı.
"Bir de ahlaka aykırı davranmakla mı suçlamış beni?" diye sordu zehir gibi bir sesle. Burcu başını salladı. Zeynep dişlerini sıkıp gözlerini kapadı. Derin derin nefes alırken "Beni ona götür," dedi. Sinan ve Burcu tekrar birbirlerine bakıp hangisine söylediğini anlamaya çalıştılar. Zeynep gözlerini açıp doğrudan Sinan'a baktı.
"Beni Alaz'a götür Sinan!"
Sinan Zeynep'e yaklaşmaya çalıştı.
"Zeynep, şimdi mantıklı düşünemiyorsun. Oturalım, konuşalım ve ne yapacağımıza karar verelim. Öfkeye sığınırsan zararla oturursun. Sakin sakin düşünelim, ha?"
Zeynep başını iki yana salladı.
"Düşünecek bir şey yok. Söz veriyorum, yanlış bir şey yapmayacağım. Sadece konuşmak istiyorum. Beni ona götür."
"Zeynep..."
"Sinan, beni ona götür dedim!" diye bağırdı Zeynep daha fazla bekletilmeye dayanamadığında. Sinan'a bağırdıktan sonra Burcu'ya döndü.
"O götürmüyorsa sen götür," dedi. Burcu başını iki yana salladı. Çaresizlikle yüzünü buruşturup "Benim arabam yok. Biliyorsun," diye mırıldandı.
Aldığı cevapla Zeynep'in çenesi titredi. Kendisini ağlamamak için kasarken yutkundu. Zaten hazırda bekleyen ceketi ve çantasını alıp ofisin çıkış kapısına doğru ilerledi. Birkaç saniyelik tereddüdün ardından arkasından Burcu ve Sinan da koşturdular. Ama Zeynep çoktan kapının önünde her daim hazırda olan taksilerden birine binmiş ve yola çıkmıştı. Sinan durup dişlerini sıktı.
"Kahretsin," diye bağırdı.
"Bir dakika bekle. Çantamı alıp, ofisi kapatıp geleyim. Onu gittiği yerde yalnız bırakamayız."
Burcu'nun sözlerine başını salladıktan sonra arabaya ilerledi genç adam. Koltuğuna oturduktan sonra Burcu'nun gelmesini bekledi. Genç kadın çok gecikmeden ofisin ışıklarını söndürüp, kapısını kilitledi ve elinde çantasıyla dağınık bir halde arabaya doğru yürümeye başladı. Başka zaman olsa Burcu'nun bu dağınıklığına gülebileceğini düşündü Sinan. Ama şimdi hiç içinden gelmiyordu. Eski arkadaşını, Alaz'ı eline verseler paramparça ederdi. Ama o buna bile değmezdi.
Ne istemişti Zeynep'ten o herif yine? Kadın kendisine huzurlu bir hayat kurmaya çalışırken ne demeye gelip tekrar ortasına düşüvermişti? Yüzüne bile bakmadığı oğlunun velayetini almaya çalışmak da ne demekti? Kendisini baba mı sanıyordu o? Genlerini Ateş'le paylaştı diye baba mıydı yani?
Sonra Ateş düştü aklına. O aslan parçasının son günlerde gülen yüzünü düşündü. Onunla oyunlar oynadığı için, ona her akşam ufak çaplı hediyeler getirdiği için, onunla kocaman bir adammış gibi sohbet ettiği için yüzünde oluşan mutluluğu düşündü. Ona ne kadar alıştığını düşündü. Ve tüm bunları bir anda kaybederse kendi düşeceği bunalımın derinliğini düşündü. Sinirden direksiyonu tutan ellerinin eklem yerleri bembeyaz kesildi. Dişleri sıkmaktan gıcırdadı.
Bu sırada yolcu kapısı açıldı ve yanına Burcu oturdu. Genç kadın Sinan'ın dişlerini sıkmaktan kasılmış yüz hatlarına baktıktan sonra gözlerini kaçırdı.
"Endişelenme," dedi ona da. "Alaz Baysal'ın böyle bir durumda kazanacağını düşünmüyorum. Velayeti alamayacaktır."
Sinan arabayı çalıştırdıktan sonra Burcu'ya baktı.
"Gerçekten de böyle mi düşünüyorsun? Velayeti alamaz mı yani?"
Burcu derin bir nefes aldı. "Sana yalan söylemeyeceğim. Onun yerinde bir başkası olsaydı davayı kazanma olasılığı yüksekti. Ancak Alaz'ın geçmişine bakıldığında iyi bir profil çizmediğini görüyoruz. Ne çocuğuyla ilgili bir baba olmuş, ne de eşine iyi bir koca. Evlilik müessesine saygı duymamış. Şimdiki yaşam koşulları nasıldır bilinmez, ama dava sürecinde bunların da göz önünde bulundurulacağına eminim. Gerekirse Zeynep ve Ateş bundan sonra benim yanımda kalırlar. Davayı karşı tarafın almaması için elimden geleni yaparım."
Sinan başını salladı. Alaz'ın evine gelene kadar ikisi de bir daha konuşmadılar. Arabadan inip kendilerinden iki dakika önce ulaşan Zeynep'in arkasından apartmana girdiler.
Zeynep asansörü bekleyemeyecek kadar gergin olduğu için, merdivenleri koşarak çıkmıştı. Eski evinin kapısına geldiğinde tereddüt bile etmeden kapıyı çaldı. Zile bastıktan sonra açılmasını beklemeden kapıyı yumruklamaya başladı.
"Alaz! Aç kapıyı!" diye bağırıyordu bir yandan da. "Aç kapıyı dedim sana! Sen nasıl bir insansın ya? Sana insan demekten bile utanıyorum. Ne istiyorsun benden ha? Daha neyim kaldı sana verecek? Önce kalbimi aldın benden. Sonra aklımı verdim sana. Bedenimi verdim. Kanımdan bir can verdim. Senden bir şey bile istemedim. Ne sadakatini, ne sevgini talep ettim. Paranı bile istemedim. Sıcak bir evim, bir yatağım, bir de çocuğum var diye hep şükrettim. Ayrılırken bile senden bir şey almadım. Tek bir şey... Senden sadece tek bir şey istedim. Oğlumla beni rahat bırakmanı istedim. Ama sen ne yaptın? Oğlumu benden almak için dava açtın! Daha bizden ne istiyorsun ha? Seni tanımayan bir çocuğu yanına alıp ne yapabileceğini düşünüyorsun? Senden nefret ediyorum Alaz! Senden gerçekten de nefret ediyorum!"
Gelene kadar tuttuğu gözyaşları artık özgürlüklerini ilan etmişlerdi. Kapıyı yumruklarken ve bağırırken bir yandan da hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Ve tüm bunlara rağmen o kapı açılmıyordu. Bu sırada Sinan ve Burcu da asansörle kata çıkmışlardı. Ancak Burcu Zeynep'in bütün içinde kalanları kusması için Sinan'ı tutuyordu. İkisi çaresiz ve üzgün gözlerle Zeynep'i izlerken genç kadın kapının önüne çöktü. Sırtını kapıya dayayıp dizlerini de kendine çekerek oturdu. Kollarını dizlerine dayadı, başını da kollarının üzerine bıraktı.
"Keşke hiç tanımasaydım seni," dedi bir hıçkırığın eşliğinde. "Biliyor musun? Yengemi dinlemeliydim. Seninle hiç konuşmamalıydım. Gözlerine bakıp sana kanmamalıydım." Konudan konuya atlıyor, ne söylediğini kendisi de bilmiyordu. "Ama bana hayatımın en güzel hediyesini de veren sensin. Ateş olmasa ben yaşayamam. Alamazsın şimdi onu benden! Sen istedin de göstermedim mi ben onu sana? İstersen hafta sonları onu almana bile bir şey demem. Çek şu davayı geri! Yalvarmamı mı istiyorsun? Tamam, o zaman! Sana yalvarıyorum. Lütfen Alaz, lütfen Ateş'i benden alma. Ben yaşayamam ki o olmadan. Nefes alamam ki oğlumsuz. Sen onu tanımıyorsun bile. Ne doğarken vardın yanında, ne de büyütürken. İlk dişini çıkarırken geceleri ağladığında yoktun. İlk sözcüğünü söylerken duymadın, çünkü yoktun. Hak etmesen de ona önce baba demeyi öğrettim. Ama sen onu duymak için bile burada değildin. Hastalandığında hastaneye gitmek için yanımızda yoktun. Onunla oyun oynamak için yoktun. İlk araba yarışını seninle yapmadı oğlum. Topla ilk defa tanıştığında da yoktun. Hiç olmadın ki zaten. Arkadaşın... Senin arkadaşın bile senden daha çok babaydı Ateş'e. Doğduğu günden beri bir baba gibi hep o vardı yanımızda. Bir anda baba mı olunur sanıyorsun sen? Olunmaz! Sen baba değilsin. Asla da olmayacaksın. Ateş'in babası olamayacaksın sen asla."
Asansör bir kere daha hareket etti. Aşağıya indi ve yukarıya doğru hareket etmeye başladı. Zeynep hala kendi kendine konuşuyordu. Asansör kapısı açıldığında başta fark etmedi. Dışarıya çıkan Hale ve Alaz, kapının önünde Zeynep'i, asansörün önünde ise Burcu ve Sinan'ı görünce şaşırdılar. Sinan eski arkadaşını gördüğünde "Ulan ben seni öldürürüm!" diye bağırarak üzerine atıldı. Hale çığlık attı. Burcu "Sinan," diye bağırıp genç adamı tutmaya çalıştı. Zeynep ise kargaşanın yeni yeni farkına vararak başını kaldırdı. Birbirine girmiş adamları gördüğünde kaybolduğu karanlıklardan gerçeklere geri döndü. Kollarını dizlerinden çözdü ve oturduğu yerden, kapıdan destek alarak doğruldu.
Sinan Burcu'nun tutuşundan kurtulmuştu; acımdan Alaz'ın yüzüne yumruklarını indiriyordu.
"Sen nasıl şerefsiz bir adamsın be? Kalıbından utan ulan! Sana adam demekten ben utanıyorum be. Hadi beni geçtim, sen şu kadına hiç mi acımadın ulan? Dört senede hiç mi tanımadın sen bu kadını? Namusuna nasıl laf edersin sen bu günahsız kadının, ha?"
Alaz Sinan'a karşılık vermiyordu. Söylediklerinin altında ezildiği halde 'haklısın,' da demiyordu. Zeynep de yanlarına gelmişti bu arada. Gözleri önce hiçbir duygu belirtisi olmaksızın Hale'nin üzerinde dolandı. Sonra da nefretle Alaz'a döndü. Sinan da Zeynep'in varlığını yanı başında hissettiği için durmuştu. Aralarında büyük bir gerginlik hâkimdi. Alaz Zeynep'e bakamıyordu. Dudağının kenarından ince bir kan sızarken sol elinin başparmağıyla onu sildi. Gözleri yerde, ayakkabılarının ucundaydı.
Zeynep daha fazla dayanamadı. Onun bu cesaretsizliğine ve arkasından iş çevirmesine dayanamadı. Kendisi bile fark etmeden havalanan eli, Alaz'ın yanağıyla buluştu. Alaz'ın başı yana dönerken Hale "Ne yaptığını sanıyorsun sen?" diye çığlık attı.
Zeynep kinle kadına baktı.
"Kes sesini!" diye tısladı. Sonra tekrar Alaz'a döndü.
"Karşında artık o sessiz kadın olmayacak," dedi. Az önce o kapının arkasında Alaz'ın olmadığını bilmeden yalvaran kadın o değildi şimdi. "Senden istemediğim her şeyi vereceksin artık bana. Benden bir şey daha almana, çalmana izin vermeyeceğim. Elinde ne varsa alacağım Alaz. Yaz bunu bir kenara. Bugün değilse, yarın; bir başka gün gerçek olacak bu dediklerim." Sözlerini bitirdikten sonra Hale'ye döndü. Kadını aşağılar gibi baştan aşağıya süzdükten sonra burnundan alay dolu bir nefes verdi.
"Tam da bulmuşsunuz birbirinizi," dedi. Bunu söyledikten sonra tüm gücü tükenmiş gibi çökerek Sinan'a döndü. Genç adamın koluna tutundu. Kendi ağırlığını Sinan'ın koluna yüklerken "Götür beni buradan," diye fısıldadı. Sinan iyi olup olmadığını anlamak için Zeynep'in gözlerine dikkatle bakarken "Lütfen," diye ekledi. Sinan daha fazla bir şey söylemesine fırsat vermeden Zeynep'i kucakladı. Burcu'nun arkalarından gelip gelmediğine bile bakmadan merdivenlerden inmeye başladı.
Burcu ise orada fazlalık olduğunu bile bile arkalarından indi. Yapabileceği başka hiçbir şey yoktu çünkü. Bu gecenin tek getirisi, zorla sürükleneceği yemekten kurtulması olmuştu belki de.
Aşağıya indiklerinde Sinan Zeynep'i arka koltuğa bindirdi. Sessizce arkalarından gelen Burcu da Sinan'ın yanına yerleşti. Sinan daha önce Burcu'yu bıraktığı için sormadan evine sürdü. Burcu kapıdan inmeden önce Zeynep'in cılız sesi duyuldu.
"Burcu..."
Burcu kapıyı kapatıp arkaya döndü.
"Efendim canım?"
"Senden de özür dilerim. Geceni berbat ettim. Sevgi Hanım bana çok kızacak."
Burcu kıkırdadı.
"Endişelenme. Ben mutlu bile oldum. O adamla buluşmak istemiyordum."
"Biriyle mi görüşecektin?" diye sordu Sinan kaşlarını çatarak. Burcu Sinan'a döndü.
"Hı-hı," dedi Burcu sadece. Sonra başka bir şey söylenmesine fırsat bırakmadan kapıyı açıp aşağıya indi. Arkasına döndü.
"Yarın istersen evde kalabilirsin. Ben Sevgi'ye durumu iletirim."
Zeynep başını salladı. Teşekkür etmek için bile gücü yoktu. Burcu Sinan'a da iyi akşamlar, diledikten sonra kapıyı kapattı.
İkili arabada baş başa kalmıştı. Zeynep sessizce gözyaşı dökerken Sinan onun üzüntüsüne saygı duyduğu için ağzını bile açmadı. Bu kadının yüreği yansa da seviyordu hala o adı batasıca adamı. Belki de o yüzden bu kadar çok acıtıyordu yaptıkları. Söz dinlemeyen bir yanı onun düzeleceğini söylüyordu muhtemelen. Ama olmayacaktı. Sinan Alaz'ı tanıyorsa o adam asla akıllanmazdı.
Eve vardıklarında Sinan Zeynep'e destek olarak yukarı taşıdı. Kapıdan içeri girmeden önce Zeynep'i kendine çevirdi.
"Bak bana," dedi. "İçeride oğlun var. Onun için güçlü durmak zorundasın. Eğer senin moralinin bozuk olduğunu görürse bir şeylerin yolunda olmadığını hemen anlar. Onun gülen yüzünü soldurma Zeynep. En azından o uyuyana kadar rol yap. Hadi şimdi kendini toparla."
Sinan'ın haklı olduğunu bilerek gözlerinden akan yaşları sildi Zeynep. Hıçkırıklarını yutup başını salladı. Yüzüne eğreti de olsa bir tebessüm yerleştirdi.
"Tamam mı?" dedi. "Oldu mu?"
Sinan sevgiyle gülümsedi.
"Oldu," dedikten sonra kapıyı açtı. İçeriden Rana Hanım'ın sesi geliyordu. Antreye geçtiklerinde kulaklarını Ateş'in kahkahaları da doldurdu. Daha birkaç saniye geçmişti ki Ateş içeriden "Anneeeee," diye bağırarak geldi. Zeynep daha eğilemeden Ateş geldi ve annesinin bacaklarına sarıldı.
"Anneciğim, ben seni çok özledim ama sen bugün geç geldin," dedi.
Zeynep eğilip oğlunu kucağına aldı. Başını boynuna bastırdı, saçlarına sıcacık öpücükler kondurdu.
"Özür dilerim annem, işlerim biraz uzadı. Ama bak, geldim işte."
Ateş annesinin boynuna ıslak öpücükler kondurduktan sonra başını salladı.
"Evet, geldin."
Anne oğul içeriye geçerken Rana Hanım Sinan'a kaşlarını çatarak baktı.
"Sinan oğlum," dedi. "Keşke bir haber edeydiniz bana. Bunca saat Ateş paşayı oyalayana kadar canım çıktı. Annem nerede diye tutturdu çocuk haklı olarak. Zeynep'imin de yüzü pek bir asıktı?"
Sinan derin bir nefes aldı.
"Kusura bakma Rana abla," dedi. "Sana sonra anlatırım. Daha fazla geç kalma istersen? Ben sana bir taksi çağırayım."
Kadının başka bir şey söylemesine fırsat vermeden cebinden çıkardığı telefonla taksi durağını aradı. Telefonu kapattıktan sonra cebinden cüzdanını çıkarıp bir miktar para aldı ve kadına uzattı.
"Bunu da al Rana abla. Bizim yüzümüzden geç kaldın. Seni daha fazla mağdur etmek istemiyorum."
Rana Hanım söylense de parayı aldı ve hazırlanıp evden çıktı.
Sinan oturma odasına geçti. Ateş Zeynep'in kucağında, başı göğsünde gününü anlatıyordu. Sinan ikisinin bu halini gülümseyerek izledi. Sonra o da aralarına katıldı. Birlikte akşam yemeğini yedikten sonra Sinan, Ateş'le oyun oynadı. Ateş'in uykusu gelince Zeynep oğlunu yatırdı ve Sinan içeride onun gelmesini bekledi.
Zeynep ayaklarını sürüye sürüye oturma odasına girdiğinde Sinan yerinde daha fazla oturamadı. Zeynep hala kapıdayken "Evlenelim," dedi.
Zeynep'in ayağı havadayken donakaldı. Başını ağır ağır kaldırıp Sinan'a baktı.
"Efendim?"
Sinan Zeynep'in yanına geldi, ellerini tuttu.
"Biliyorum, çok garip bir durumun içindeyiz. Ama eğer oturup düşünürsen bunun senin ve Ateş için en iyisi olduğunun farkına varacaksın. Bunun normal bir evlilik olması gerekmiyor. Şu dava sürecini atlatana kadar en azından kendimize güzel bir yuva kuralım. Ateş'i bizden almasına izin veremeyiz Zeynep."
Zeynep ellerini Sinan'ın ellerinden çekti. Bakışlarını da Sinan'dan kaçırdı.
"Burcu önemli olmadığını söyledi. Kazanmasının imkânı yok zaten dedi?"
Sinan başını salladı.
"Biliyorum, ben de oradaydım. Ama düşük de olsa bir ihtimal var. Bunu riske mi atacaksın? Ateş için hiçbir şeyi şansa bırakamayız. İyice düşün Zeynep."
Zeynep geri geri yürüyerek odadan çıktı. Sinan'a bir şey söylemeden Ateş'le beraber kaldığı odaya gitti ve uyuyan oğlunun yanına uzandı. Ancak gözüne uyku girmiyordu. Sinan'ın dediklerini gözden geçiriyordu. Gerçekten bir risk varsa bunu şansa bırakamazdı. Saatlerce yatakta döndü, durdu. Sonunda kararını vermiş bir şekilde yataktan kalktı. Saatin kaç olduğunu bile düşünmeden Sinan'la konuşmak üzere odasından çıktı. Ama genç adamı rahatsız etmesine gerek kalmadı. Sinan oturma odasındaydı ve görünen o ki, onu da uyku tutmamıştı.
"Tamam," dedi Zeynep içeriye girdiğinde. Sinan irkildi. Zeynep'e döndüğünde kafası karışmış gibiydi.
"Tamam," diye tekrarladı Zeynep. "Seninle evlenelim."
Sinan gülümseyerek ayağa kalktı. Zeynep'i sıkıca kucaklayıp etrafında döndürdü.
"Sana, size çok iyi bakacağım. Söz veriyorum, Zeynep. Asla pişman olmayacaksın."
Zeynep Sinan'ı kendisinden uzaklaştırdı, gidip koltuğa oturdu.
"Bunun normal bir evlilik olmayacağını biliyorsun, değil mi?" diye sordu Sinan'a. "Alaz'ın Ateş'i benden almaması için evlenelim Sinan. Onun dışında hayatımıza kaldığımız yerden devam edelim."
Sinan az önceki coşkusunu yitirse de başını salladı.
Ertesi gün birlikte evraklarını tamamladılar. Bir sonraki gün öğle arasından hemen önce Sinan Zeynep'i iş yerinden aldı ve belediye salonunda nikâhları kıyıldı. Artık evlenmişlerdi. Yakın zamanda gerçekleşen bir başka evlilikten çok daha farklı, daha sahte ve aslında daha gerçek bir evliliğin içine adım attılar. Ateş'i koruyabilmek adına bildikleri en doğru şeyi yaptılar.