ON YEDİNCİ BÖLÜM

2257 Kelimeler
İlk görüşmesinden çıkarken Hale sinirliydi. Aptal kadın sanki göreviymiş gibi Hale'yi bir güzel azarlamış, daha sonra da ofisten kapı dışarı etmişti. "Seni dava etsem yeri de, hadi neyse..." diye mırıldandı sert adımlarla ilerlerken. Yürüdüğü sırada arkasını dönüp dönüp bir taksi görmeye çalışıyordu. İhtiyacı olmadığı zamanlarda vızır vızır geçen taksilerin o anda geçmeyesi tutmuştu sanki. En nihayetinde bir taksinin ileride durduğunu gördüğünde koşar adım ilerlemeye başladı. Ancak kendisiyle beraber bir başkasının da taksiye ilerlediğini gördüğünde dişlerini sıkıp adımlarına daha da hız kattı. Taksiye binmek üzere arka kapının kulpuna elini uzattığında, başka bir elin kendisinden önce ön kapıyı açtığını fark etti. "Pardon," dedi. "Dikkatinizden kaçtığını sanıyorum ancak bu benim taksim!" Öne yerleşmeye hazırlanan adam kendisine seslenen kadının sesiyle durup bakışlarını ona çevirdi. "Kusura bakmayın. Bu taksiyi siz mi çağırmıştınız?" Hale yalan söylemekten utanmayacak olsa da adamın karşısında bir anda dili dolaşıverdi. "Hayır, ama benim aceleyle bir yere yetişmem gerekiyor," dedi. Adam tek kaşını kaldırıp alayla gülümsedi. "Ha, yani sizin aceleniz var diye dünyanın geri kalanı bütün işlerini durdurmak zorunda. Bunu mu demek istiyorsunuz?" Hale adamın ukalalığı karşısında dişlerini sıkıp ellerini yumruk yaptı. "Ben öyle bir şey demedim," diyerek kendisini savunmaya çalıştı. Adam az öncekinden daha ciddi bir tavırla, ancak yine de alaya alarak "Sözlerinizden tam da bunlar anlaşılıyor ama," dedi. "Sözlerimden kime ne! Bakın, gerçekten de bir yere yetişmek zorundayım. Eminim sizin işiniz de aceledir fakat geç kalmak üzere olduğum görüşme belki de benim evlilik hayatımı kurtaracak. O yüzden izin verirseniz size gelecek bir sonraki taksinin ücretini vereyim, ben de yoluma devam edeyim." Adamın kadının küstahlığı karşısında dili tutuldu. Karşısındaki kadının bu kendini bilmez teklifine burun çevirip taksiye yerleşti, ardından kapısını kapattı ve camını araladı. "Size evlilik hayatınızda başarılar hanımefendi. Ancak ben de önemli olmasını umduğum bir görüşmeye gecikmeden varmak istiyorum. Bu sebeple paranızın cebinizde kalmasını teklif ediyorum. Eminim kısa süre içinde başka bir taksi gelecektir." Hale'ye söyleyeceklerini bitirdiğinde taksiciye dönüp, ilerlemelerini söyledi. Bu tuhaf ikili arasındaki kapışmayı eğlenerek izleyen taksici, şovun bittiğini anladığında yüzünü asarak işine döndü. Taksi ve adam kendisinden uzaklaşırken Hale sinirle yeri tekmelememek için kendisini zor tutuyordu. Dişlerinin arasından "Lanet olsun, lanet olsun, lanet olsun!" diye tekrarlayıp durmasının ise sinirleri üzerinde hiç de olumlu etkileri yoktu. Ne yazık ki kısa sürede gelmesi gereken taksi on beş dakika sonra geldi. Hale'nin Avukat Cansın Kösesoy ile olan görüşmesine on beş dakik kalmıştı ve bulunduğu yerden avukatlık bürosuna gitmeleri ise yarım saatlerini bulacaktı. Taksi şoförüne gidebildiği kadar ara yollardan gidip, onu kısa sürede büroya yetiştirmesini söylediği halde, varmaları yirmi beş dakikalarını almıştı. Yanına kar kalan beş dakikaya sevinemeyeceği kadar gergindi. Hala bir önceki avukatla olan görüşmesinin gerginliğini üzerinden atamamıştı. Eğer o kadın kendisine saatlerce vaaz çekmemiş olsaydı Hale bu görüşmesine geç kalmayacaktı. Şimdiden sorumsuz müşteri profili çizmiş olduğu için, buradan da eli boş çıkacağını düşünüyordu. Tüm ümitsizliğiyle bir apartmanın üçüncü katındaki ofisin ziline bastı. Otomatik kapının açılmasıyla içeri girdi ve asansörle üçüncü kata çıkıp, kendisi için açık bırakılan daireye geçti. Kendisini karşılayan bir sekreterin olmaması biraz garip olsa da, Hale buna takılmamaya çalıştı. Arkasından kapıyı kapatacak biri olmadığı için işini kendisi görmek zorunda kaldı ve içeriye ilerledi. İçerisi ışığa katlanamayan biri tarafından elden geçirilmişçesine loştu. Hale nasıl bir yere geldiğini düşünerek bekleme salonu olduğunu düşündüğü bir yere geldi. Burayla bağlantılı bir başka odadan "İki dakika içerisinde orada olacağım. Rahat olun," diye seslenildiğinde olduğu yerde sıçradı. Göğsünü tutup, kalbini yatıştırmaya çalışırken eski görünümlü koltuklara göz ucuyla baktı. Biri onu omuzlarından tutup zorla oturtturmadıkça bunlara oturmayacaktı. Ayakta durmakta hiç konforlu değildi. Taksi beklerken yeterince ayakta dikilmişti. İç çekip oturabileceği başka bir yer var mı diye etrafına bakındı. Nispeten daha temiz ve yeni görünen ofis sandalyesini fark ettiğinde ona yöneldi. Muhtemelen sekreter masası olduğunu düşündüğü masanın arkasındaki sandalyeye oturduktan kısa süre sonra "Yok artık," diyen bir sesle başını bitişik odanın kapısında duran adama çevirdi. Loş ışıkta zar zor seçebildiği adamın çehresini tanıdığında kaşlarını çattı. "Bence de yok artık!" dedi. "Siz beni mi takip ediyorsunuz?" Adam alayla güldü. "Bu soruyu asıl benim sormam gerekmiyor mu? Ofisime, benden sonra gelen kişi sizsiniz." Hale şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. "Siz Cansın Kösesoy musunuz?" Adam beyaz gömleğin sıkıca sardığı kollarını göğsünde bağlayıp masaya yaslandı. Tek kaşını kaldırdı ve dudak büküp "En son baktığımda öyleydim," yanıtını verdi. Geleceği avukatın cinsiyetini bile bilmediği için Hale biraz utandı. İnternetten yaptığı araştırmada adamın birkaç velayet davasında başarı elde ettiğini okumuş ve başka araştırma yapmaya gerek duymadan ofisini arayıp randevu istemişti. Tabi ki internette avukat Cansın diye geçen kişinin bir erkek olmasını beklemiyordu. Üstelik başarılı bir avukata göre oldukça az gelire sahip gibi duruyordu. "Benim kim olduğumu açıklığa kavuşturduğumuza göre, sizin kim olduğunuz konusuna geçebilir miyiz? Günümü mahvettiğiniz ve muhtemelen uzun süredir kapımı çalacak olan tek müşterimi kaçırdığınız gerçeğini göz ardı edecek olursak, sizin kimliğiniz hakkında en ufak bir fikrim bile yok." Söz konusu müşterinin kendisi olduğunu tahmin eden Hale hasta birine el uzatır gibi parmak uçlarını adama uzattı. Adam bir anlık duraksamanın ardından kollarını çözüp, Hale'nin parmaklarını kendi güçlü parmaklarıyla sıktı. "Hale Baysal," dedi. "Ünlü iş adamı Alaz Baysal'ın eşiyim." Adam genç kadının ismini duyduğunda görüşmesini gerçekleştireceği kişinin Hale olduğunu anladı. Bu durumu komik bulurmuş gibi kahkaha atarken elini kendisine çekti. "Desenize, aslında sizi kendi görüşmeme geç gelmek zorunda bıraktım. Ne kadar da kabayım." Adamın kendi kendine yaptığı çıkarıma göz deviren Hale "Ya, ne demezsiniz..." diye mırıldandı. Sonra aralarında kısa süreli bir sessizlik oldu. Avukat Hale'nin kendi sandalyesinden kalkmasını beklerken, kadından en ufak bir kımıldama hareketi gelmeyince bozuntuya vermeden karşısındaki koltuklara oturdu. "Sizi dinliyorum Hale Hanım," dedi. "Galiba bu görüşmenin evliliğinizle çok yakından ilgisi var?" "Siz nereden biliyorsunuz?" Adam dudağının sağ köşesini alayla kıvırdı. "Taksiyi kapmaya çalışırken bana bunu bizzat kendiniz söylemiştiniz." Hale adamın anımsattığını hatırladığında "Ha," dedi. "Doğru. Kendim söylemiştim." "Evet, size nasıl yardımcı olabilirim?" Hale derin bir nefes alıp, olanları anlatmaya başladı. Hangi koşullar altında evlendiğini, Alaz'ın oğlunu alması için velayet davası açmak istediklerini, bu evliliğin buna bağlı olduğunu, kocasının eski karısının lanet olası bir azize gibi tertemiz olduğunu ve ona karşı kullanabilecekleri tek kozun evlilik dışı bir adamla birlikte yaşaması olduğunu tek tek anlattı. Ancak bunun cılız bir koz olduğunun her ikisi de farkındaydı. Cansın'ın karşısındaki kadının korkunç azmi karşısında diğer avukatların verdiği tepkiyi vermesi lazımdı aslında. Normal olsa belki de öyle de olurdu. Ama Hale ne kadar garipse geldiği son avukat da o kadar garipti. "Sen inanılmazsın," dedi genç adam Hale'ye bakıp başını iki yana sallarken. Hale adamın bir anda 'siz'li konuşmadan 'sen'li konuşmaya geçmesi üzerine rahatsızlık duydu. "Pardon?" Cansın kahkaha attı. "Lütfen affet, ama sana hayran olmamak imkânsız. Azmin beni büyüledi. Sana yardımcı olabilmek ve bu hikâyenin sonunu görmek istiyorum. Ancak sen de farkındasın ki kazanılması neredeyse imkânsız olan bir savaşın içine girmekten bahsediyoruz. Elimden geleni yapacağımı söylesem de, bu işin garantisini veremiyorum. Eminim görüştüğünüz pek çok avukat da size bundan farklı şeyler söylememiştir." Hale istemeden başını salladı. "Söylediler elbette. Ancak onlar bu işe girmeyi göze alamayacak kadar da korkak davrandılar. Siz bana düşük de olsa bir kazanma olasılığımız olduğunu söylüyorsunuz." Cansın sağ elinin başparmağıyla alt dudağını sıyırırken "Oldukça düşük," diye mırıldandı. Sonra bakışlarını odaklayıp Hale'ye gülümsedi. "Bu durumda, sana ve eşine yardımcı olmaktan mutluluk duyacağım. Tabi, başka bir avukat arayışına girmeyi göze alıp da buradan gitmeyeceksen?" Bir süre düşündü genç kadın. Başka bir avukat bulmaya çalışmak istemiyordu. Karşısındaki ukala herifin eline geçen ilk ve tek fırsat olabileceğini de biliyordu. Bu yüzden başını salladı. "Başka bir avukat aramayacağım," derken büyük bir riske girmişti. Ayağa kalkıp elini uzattı ve Cansın'la el sıkıştıktan sonra kapıya yöneldi. "Sizinle en kısa sürede haberleşiriz. Alaz'ı da bu durumdan haberdar etmek istiyorum." Cansın kapıyı açıp kadının çıkmasını beklerken başını salladı. Hale asansöre binmek üzereyken durakladı ve geri dönüp kapı kapanmadan önce "Af edersiniz," diyerek Cansın'ı durdurdu. Adam kapıyı tekrar açtı. "Evet?" Hale dişlediği alt dudağını serbest bıraktı. "Bakın. Sizin de anladığınız üzere bu dava benim için çok önemli. Bu yüzden Alaz'ın bir süre kazanacağımıza inanmasına izin vermek istiyorum. Yani ona, oğlunu alma konusundaki şansımızı olduğundan daha iyiymiş gibi yansıtabilirim. Bunu sizden istediğim için bana deli muamelesi yapabilirsiniz ama bu sizin de yararınıza olur. Bana yardımcı olur musunuz?" Cansın kahkaha attı. Kadının düşünce şeklini gerçekten de çok sevmişti. Ayrıca açık sözlülüğü de takdire şayandı. Tuttuğunu koparan kadınlara bayılırdı. Ve karşısındaki kadın tam da onlardan biriydi. Kahkahası dinip de yerini alaylı bir tebessüme bıraktı. "Endişeniz olmasın. Tehdit altındaki evliliğine bir tekme de ben atmayacağım. Bana lazım olan şey para. Sana lazım olan şey ise biraz daha zaman. İkimiz de birbirimizin ihtiyacını karşıladığımız sürece, bu sırrı saklayabilirim." Durup Hale'nin yüzüne baktı. Sonra kapıdan uzaklaşıp içeriye yönelirken "Bir saniye bekle," diye seslendi. Tekrar geldiğinde elindeki kâğıdı Hale'ye uzattı. "İşte! Al bakalım," dedi. Hale eline tutuşturulan küçük not kâğıdındaki telefon numarasını okuduktan sonra başını kaldırdı. "Bu ne?" "Kişisel cep telefonu numaram. Bana ihtiyaç duyduğun herhangi bir zamanda çekinmeden arayabilirsin. Senin gibi bir kadına yardımcı olmaktan memnuniyet duyarım." Hale kâğıdı çantasının derinliklerine uğurladıktan sonra adamın gözlerinin içine baktı. Adamın kendisine bakış şekli tüylerini ürpertiyordu. Kendi tepkilerini baskılamaya çalışarak yutkundu ve tek kelime etmeden asansöre binip bu eski binadan ayrıldı. Ne tuhaf ki gelirken bir taksi bulmakta zorluk çekerken, dönüşünde önünde art arda birkaç taksi durmuştu. Eve vardığında kendisini iyi hissediyordu. Sanki canlanmıştı. Dün yorgun olan ruhu bugün mucizevi bir sihrin etkisindeymişçesine iyileşmişti. Üzerini çıkarıp ev kıyafetlerini giydikten sonra, kendisi için kahve suyu koydu. Suyun kaynamasını beklerken de bardağını hazırladı ve ısıtıcı sayesinde kolayca kaynayan suyunu bardağına boşalttıktan sonra oturma odasına geçti. Evlendikleri gece Alaz'la üzerinde hızlı bir sevişmeyi paylaştıkları kanepeye oturup ayaklarını altında topladı ve günün ayrıntılarını düşünmeye başladı. Bir süre sonra aklı olanlardan çok Cansın Kösesoy üzerinde fikir yürütmeye başlamıştı. Adamın ciddi bir mesleğe yakışmayacak serseri tavrına, bir anda aralarında oluşturmaya çalıştığı gereksiz samimiyete, dürüstlükle kurnazlığın birbirine karıştığı egosuna, uzun boyuna, yapılı bedenine, oval yüzüne erkeksi bir güç katan kemerli burnuna, sakallarının altında sert göründüğü halde yumuşak olduğunu düşündüğü dudaklarına, ellerini üzerinde gezdirmek isteyeceği kadar ipeksi görünen dağınık saçlarına kadar her şeyi gözden geçirdi. Düşüncelerinin bambaşka yerlere gittiğini fark ettiğinde içinde hissettiği bir sızıyla kendisine dur dedi. Boşalan kahve bardağını yanındaki sehpaya bırakıp ellerini yüzüne kapattı. "Ne yapıyorum ben!" diye kendisine kızdı. Bu sırada duyduğu kapı sesiyle toparlanıp ayağa kalktı. Koridora çıkıp sanki bütün gün Alaz'ın özlemiyle yanan bir eş gibi hevesle "Hoş geldin aşkım," dedi. Alaz yeni karısının evdeki varlığını yadırgayarak kafasını kaldırdı. Hale'ye şöyle bir bakıp "Hoş buldum," cevabını verdi ve doğruca odasına ilerledi. Hale Alaz'dan gelmesini beklediği öpücüğü ya da sarılmayı alamayınca hissetmek istemediği bir hüsranla sarsıldı. Dudaklarını dişleyip yutkunduktan sonra yüzüne bir gülümseme yerleştirip Alaz'ın arkasından odalarına girdi. "Günün nasıldı?" Alaz kravatını çıkarıp askıya astıktan sonra gömleğinin düğmelerini çözmeye başladı. İlk iki düğmeyi çözdükten sonra "Güzeldi," dedi. Sonra nazik olması gerektiğini yeni hatırlıyormuş gibi bakışlarını kaldırıp Hale'ye baktı. "Senin nasıldı?" diye sordu. Hale omuz silkip yatağa oturdu. Dizlerini kırıp kendisine doğru çekerken "Güzeldi," dedi. "Bugün birkaç avukat görüşmem vardı, biliyorsun. İlki korkunç ötesiydi. Kadın durmadan konuştu ve benim sinirlerimi bozdu. Eğer bu davanın altından kalkamayacağını düşünüyorsa bunu tek cümleyle söyleyip bırakabilirdi. Ama o bana saatlerce nutuk atmayı tercih etti. Sonunda oradan çıkabildiğimde bir sonraki randevuma geç kaldım. Ama neyse ki bir problem çıkmadı ve ofise girdiğimde avukatla görüşebildim. Sanırım aradığımız avukatı bulmuş olabiliriz Alaz. Adam garanti vermiyor ama kazanma ihtimalimizin de olduğunu söylüyor. Şimdiye kadar elde edebileceklerimizin en iyisi. Kabul etmek gerekirse, ofisteki boşluk bana pek güvenilir gelmedi ancak belki de bu şimdilik olan bir durumdur. Çünkü internette adamla ilgili güzel yorumlar okudum." Çok konuştuğunu fark edince susup Alaz'a baktı. Alaz'ın üzerine gri eşofman altı ve siyah bir tişört giydiğini gördüğünde dudaklarını yaladı. Bu adamın görüntüsüne hiçbir zaman doyamayacaktı. Aralarında ne yaşanmış olursa olsun, cinsel çekim hep yerinde duracaktı. En azından Hale için bu böyleydi. Alaz için de öyle olduğunu umuyordu. Yakın geçmiş ona durumun pek de öyle olmadığını söylüyor olsa da bunu düşünmemeye çalışıyordu. Nefesinin hızlandığını fark ettiğinde durup yutkundu ve gözlerini Alaz'ın yüzünde gezdirirken kısık bir sesle "Ne düşünüyorsun?" diye sordu. Alaz Hale'nin ne durumda olduğunun farkında değildi. Duyduklarını değerlendirmeye çalışıyordu ve aklı daha çok Hale'nin son söylediklerinde takılıp kalmıştı. Ofisin boşluğu derken kast ettiği genel bir işsizlikse, bu adama güvenip yola çıkmak ne kadar mantıklıydı? Üstelik tam da garantisi olmayan bir işe girişeceklerini düşünecek olursa riske girmeyi göze almalı mıydı? "Adamın adına ne demiştin?" "Şey," diye geveledi Hale. Alaz bunu hiç sormamıştı aslında ve Hale de söylememişti haliyle. Dilinin ucuna gelen sözcükleri yutup "Cansın Kösesoy," dedi. "Avukat Cansın Kösesoy." Alaz başını salladı. "Tamam, ben yarın Hilmi Bey'e bu adamla ilgili bilgi toplamasını söylerim. Eminim onu bir yerlerden tanıyordur. İyi bir bilgi almamız konusunda o bize yardımcı olur." Hilmi Bey'in işlerine burnunu sokacak olmasından hoşlanmasa da Hale başını sallayarak onu onayladı. "Aç değil misin?" diye sordu sonra. "Yemeğe çıkmayacak mıyız?" Alaz'ın aklı yine Zeynep'e kaydı. Nadir de olsa erken geldiği zamanlar ev yemek kokardı. Geç geldiğindeyse Zeynep mutfakta yemek olduğunu söyler, yemeyeceğini bilse de bunu demeden yatmazdı. Haline gülmek geliyordu içinden. Ağlanacak haline güldü o da. Alayla kıvrılan dudakları yine alayla birkaç kelime mırıldandı. "Ben yiyip de geldim. Sen başının çaresine bakarsın." Hale kaşlarını çattı. Alaz'ın umursamazlık duvarlarını aşmaya çalıştıkça ters tepiyordu ve bu daha birkaç gün olduğu halde Hale'nin canını sıkıyordu. "Tabi ya," dedi o da aynı alayla. "Ben başımın çaresine bakarım. Hatta sen dinlen. Ben bir şeyler yiyip geleyim. Arabanın anahtarlarını ödünç almamda sakınca yoktur herhalde. Endişelenme birkaç saat içinde araba da ben de evde oluruz." Alaz omuz silkti. "İstediğini yapabilirsin. Anahtarlar portmantoda. Gelirken bana da tatlı bir şeyler alabilir misin?" Dişlerini sıkıp gözlerini kapatarak derin bir nefes aldıktan sonra "Tabi," diyen Hale, Alaz'ın odadan çıkmasıyla yastığını kapıya fırlattı. Alaz'ın duymayacağından emin olduğu bir sesle "Senden nefret ediyorum Alaz Baysal," diye mırıldandı. "Senden gerçekten de nefret ediyorum!" Sonra kalktı. Hazırlandı ve arabanın anahtarını da aldıktan sonra kapıyı çarparak çıktı. Henüz kendisinin de bilmediği bir geceye, sarhoşluğa giden yola, sonu gelmeyecek bir yola ilk defa o akşam bir adım attı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE