Evlilik için gerekli belgeleri hazırlarken, velayet davalarına bakan başarılı bir avukat da arıyordu Hale ve Alaz. Sonucun olumlu olabilmesi için öyle titiz davranıyorlardı ki, şu ana kadar istediklerini karşılayan bir görüşme gerçekleştirememişlerdi. Kime gitseler durumlarını öğrendikten sonra davayı açmadan vazgeçmeleri gerektiğini söylüyorlardı. Açılan dava para ve emek kaybından başka bir şey olmaz, diyorlardı. Fakat işi inada bindiren kişi Hale'ydi. Alaz'ı evliliğe zor ikna etmişken bu fırsatın avuçlarının arasından kayıp gitmesine izin vermeyecekti.
Alaz ise kuklaya dönmüştü. Kim ne yöne çekerse o yöne ilerliyordu ve rüzgârın savurduğu bir yaprak gibi oradan oraya sürükleniyordu. Bunalımlı ruh hali üzerine öyle bir yerleşmişti ki iş yerinde bile verimli çalışamıyordu. Bir kere içi hiç rahat değildi. Bu kararı almadan öncesini özlemle arıyordu. Uykuları tamamen haram olmuştu. Bir hafta geçmeden birkaç kilo vermiş, gözlerinin altındaki morluklar artık orayı evi bellemişti. Gönlü rahat değildi, aklı rahat değildi.
Bir yanı oğluyla ilk defa yakınlaşabileceğini düşünüp heyecanla titrerken, diğer yanı Zeynep'le başka bir savaşa daha girecek olduğu için huzursuzlukla kıvranıyordu. O kadın bu kadarını hak etmiyordu. Elinde kalan son şey oğluyken Alaz onu da almaya çalışıyordu. Vicdanının sesini bastırmak için kendisine söyleyebildiği tek şey oğlu için daha iyi bir gelecek sunacak olmasıydı. Unuttuğu şey ise bir annenin evladı için yapamayacağı hiçbir şeyin olmadığıydı.
İşleri ağırdan almaya çalışsa da evlilik için gereken her şey bir haftanın sonunda tamamlanmış; evlilik için gün ve saat alınmıştı. Tek yapmaları gereken belediyeye gidip birer imza atmak ve Aile Cüzdanını almaktı.
Nikâhın yapılacağı gün Alaz yataktan istemeyerek çıktı. Aldığı duşun ardından üzerine bir kot, bir gömlek giydi ve kahvaltı bile yapmadan Hale'yi almaya gitti. Hale'nin oturduğu apartmana girip, bulunduğu kata çıktı ve kapıyı çalıp beklemeye başladı. Çok fazla beklemesine gerek kalmadan Hale heyecan içinde kapıyı açtı. Üzerindeki beyaz diz hizasındaki dantelli elbisesiyle tam da nikâhına giden bir kadın gibi görünüyordu; Alaz'ın aksine...
Genç kadının yüzündeki heyecanlı ve sabırsız ifade Alaz'ı görmesiyle ağır ağır söndü.
"Hazırsan çıkalım," dedi Alaz.
Genç kadın bunun böyle olacağını tahmin edemediği için kendisine kızdı. Gözlerini dolmakla tehdit eden yaşları geldikleri yere yollamaya çalışırken, Alaz'dan bakışlarını kaçırıp başını salladı ve içeriden çantasını almak için geri döndü.
Kapının önündeki bavullarının üzerine bıraktığı çantasını alıp, arkasından kapısını kilitledi. Alaz'ın açtığı asansör kapısından içeri girip kabinin en köşesine usulca ilişti. Aynaya bakmaya çekiniyordu. Aynada göreceğini bildiği kadının gözlerindeki hayal kırıklığından ölesiye korkuyordu. Hayal kırıklıklarının üzerine basa basa yoluna devam eden o kadının kanlı geçmişini hatırlatacak her şeyi bugün bir kenara atacaktı. Sonunda istediğine kavuşuyordu. Alaz onun olacaktı. Bundan sonra hayatı için endişelenmesi, geleceği için gereksiz çabalara girmesi gerekmeyecekti.
Bu düşüncelerle ulaştıkları belediyede buldukları iki temizlik görevlisinin şahitliğinde nikâhları kıyıldı. Memurun verdiği nikâh cüzdanını Alaz aldı. Ve işte bu kadardı. Hale oraya gelirken hissettiği bütün olumsuz duygulardan arınmış, yerine içi içine sığmayan başka bir ruh gelmişti. Kocasının koluna girip yüzündeki geniş gülümsemesiyle başını kaldırarak Alaz'a baktı.
Kocası... Alaz artık onun kocasıydı. Hale Topçuoğlu artık Hale Baysal'dı.
"Kahvaltıya gidelim mi?"
Dalgın bakışları kendisine bir soru yönelten Hale'ye dönen Alaz, kaşlarını çatıp ne olduğunu anlamaya çalıştı.
"Ne?" diye sordu. Hale gülümsemesi titrese de korumayı başardı.
"Ben kahvaltı etmemiştim. Birlikte bir şeyler yiyelim mi?"
Alaz başını salladı. Arabanın kilidini açtıktan sonra yerine geçip oturdu. Hale en azından bir kapısını tutmasını beklediği adamın ardından yanan gözlerini yumup Allah'tan sabır diledi. Sonra derin bir soluk alıp Alaz'ın yanındaki yolcu koltuğa kuruldu.
Her zaman gittikleri bir kafeye geldiklerinde ikisi de sessizce yerlerine oturdu. Garsonun getirdiği menülerden seçtikleri siparişlerini bezginlikle iletmek dışında hiç konuşmadılar. Fakat Hale Alaz'ın ilgisizliğini nasıl kıracağını biliyordu.
"Henüz bir avukat bulamadığımızı biliyorum ama bu işi en kısa sürede halletmeden önce ufak bir hazırlık yapmak ister misin?" dedi omletinden bir çatal aldıktan sonra.
Oğlunun adını duyduğu anda Alaz'ın dikkati Hale'ye yöneldi. Gözlerini kısıp başını yana yatırdı.
"Neden bahsediyorsun sen?"
Hale Alaz'ın kabalığına göz devirip kendisini gülümsemeye zorladı. Zoraki gülüşler bu genç yaşta kırışıklıklarla bezenmesine neden olacaktı. Aklından bunlar geçerken Alaz'a "Ateş için bir oda hazırlamak istiyorum," dedi.
Bu düşünceyi bir süre kafasında tartan Alaz'ın yüzünde uyandığından beri ilk defa bir tebessüm oluştu. Bunu kendisi düşünemediği için hayıflansa da, Hale'nin bu ince düşüncesi karşısında mutlu oldu. Belki de Hale'ye haksızlık ediyordu. Eğer izin verirse belki de gerçekten de katlanılabilir bir gelecekleri olurdu.
"Olur," diyerek başını salladı. Hale ellerini çırptı ve yerinden kalkıp Alaz'a sarıldı.
"Seni çok seviyorum aşkım," dedi. Alaz ise toplum içinde Hale'nin sevgi gösterilerine girmesinden utanarak boynuna dolanan kollarını sertçe kendinden uzaklaştırdı.
"Yerine otur Hale," diyerek kaşlarını çattı.
Ona her yakınlaşma çabasının geri püskürtülmesi yüzünden sinirlenmeye başlayan Hale sanki az önce azarlanmamış gibi doğrulup gülümsedi ve yerine geçti.
"Kahvaltıdan sonra benim evime uğrayıp bavullarımı ve kişisel eşyalarımı alalım. Yarın emlakçıyla görüşüp, evi satışa çıkartacağım. Eğer Ateş için bir oda hazırlayacaksak önce benim yeni evime yerleşmem gerek. Daha sonra hangi odayı boşaltacağımıza karar verir, eşyalar taşındıktan sonra da bir yapı markete gider alışverişimizi yaparız."
Alaz sanki çiçeği burnunda karısıyla değil de sekreteriyle konuşurmuş gibi bir resmiyetle onayladı. Ki Hale, Alaz'ın Sezin Hanımla bile böyle soğuk konuştuğuna şahit olmamıştı. Kendisini daha fazla tutamadı.
"Az önce bir cenaze törenine katılmış gibi davranmaktan vazgeç, lanet olası!" diye tısladı. "Ölüp de toprağa gömülmedin, evlendin. Sen... Az önce benimle evlendin!"
Hiç beklemediği bu çıkış karşısında Alaz'ın elindeki çatal tabağına gürültüyle düştü. Sanki koca mekân sus pus olmuş, ortamda bir tek onların çıkardığı sesler duyulur olmuştu. Tüyler ürperten bir anın ardından Alaz çatalını tekrar eline aldı ve kahvaltısına devam etti.
"Sözcüklerine dikkat etmezsen bir gün sonra da boşanmış bir adam olacağım," dedi. Ve Hale, bu sözcüklerle ne kadar ince bir ipin üzerinde yürümeye çalıştığını bir kez daha hatırladı. Bir cambaz gibi yerden yüksekte dengede durmaya çalışıyordu. En ufak hatasında geldiği yere, ta en dibe geri dönecekti. Alaz'ın bu acımasızca hatırlatması ile alt dudağını dişledi ve iştahını yitirerek çatalını tabağının kenarına bıraktı.
Alaz hiçbir şey olmamış gibi kahvaltısını bitirdi. Hale'nin tabağının yarısını bırakmış olmasını umursamadan hesabı istedi. Gelen hesabı fazlasıyla ödediği hesap defterini garsona verip ayaklandı. Hale'nin arkasından geleceğini bildiği için konuşmadı. Birlikte Hale'nin evine gittiler. Günün tek iyi niyetli yaklaşımı, Hale'nin bavullarını ve özel eşyalarını koyduğu kolileri arabaya taşımasına yardımcı olmasıydı.
Genç kadının yeni evine yerleşmesi bir gününü aldı. İşi bittiğindeyse yorgunluktan her yeri tutulmuştu. Oturma odasında televizyon seyreden kocasının yanına gelip bedenini koltuğa bıraktı.
"Müsaade et yarın işe gelmeyeyim," dedi. "Fena halde yoruldum."
Alaz yaslandığı koltuk sırtlığından başını kaldırıp Hale'ye baktı.
"Evli olmamız hala benim çalışanım olduğun gerçeğini değiştirmiyor."
Hale gülerek Alaz'a yaklaştı. Fiziksel anlamda ne kadar yorgun olursa olsun, bu geceyi Alaz'la birlikte olarak tamamlayacaktı. Onu çok özlemişti. Uzun süredir kendisine dokunmayan adam, bu gece ona kocası olarak ilk defa dokunacaktı.
Kocasının bedenine temas edene kadar koltukta kaydı. Başını Alaz'ın boyun girintisine sokup burnuyla boynunu dürttü.
"İyi ya," diye mırıldandı. "Ben de patronumdan izin alıyorum işte."
Alaz başını uzaklaştırıp Hale'ye baktı.
"Ne yapıyorsun?" diye sordu karısına.
Hale kollarını Alaz'ın beline sarıp dudaklarını da boynuna bastırdı. Sıcak nefesini genç adamın boynuna verdi ve sonra nefesini verdiği noktaya ıslak bir öpücük daha kondurdu.
"Ne yapıyor gibi görünüyorum?"
Alaz içten içe bu birleşmeyi istemese de bedeni kendisinden bağımsız, etkileniyordu. Hale'nin kolunu tutup belinden ayırmaya çalıştı ama Hale Alaz'ın itirazlarını bertaraf etmek için tek bacağını Alaz'ın bacaklarının üzerinden atıp kucağına tırmandı. Kendisini kocasına bastırırken dudaklarıyla da Alaz'ın en huylandığı noktaları talan ediyordu.
"Yorgun olduğunu söylediğini hatırlıyorum," demeye çalıştı Alaz. Hale nefesini dışarı verdiği bir gülüşü Alaz'ın boynunda sonlandırdı.
"Kocamla ilk gecemi geçiremeyecek kadar yorgun değilim."
Alaz'ın dudakları alayla çarpıldı.
"Biz o işi çok daha önceden hallettik sanıyordum," dedi. Alaz'ın sesindeki bariz ilgisizlik Hale'yi kızdırsa da belli etmedi. Alaz'ı harekete geçirmek için üzerinde kıpırdanmayı sürdürdü. Ve bunun karşılığında oracıkta, koltuğun üzerinde hızlı ve sert bir birleşmeyle ödüllendirildi.
Alaz doyuma ulaşıp Hale'den uzaklaştığında zayıflığından dolayı kendisine kızgındı. Hale'yi çırılçıplak ve tamamen mayışmış bir halde koltukta bırakıp banyoya ilerledi. Duşunu aldıktan sonra altına sadece iç çamaşırını geçirdi ve yatağa girdi. Rüyasında Zeynep ve Ateş birbirlerine sarılmış ağlıyorlardı. Zeynep o derin ve duygu dolu gözleriyle Alaz'a bakıyor, ona gözleriyle ulaşmaya çalışıyor; ancak Alaz gözlerinin önünü dolduran bulanıklık dolayısıyla onu göremiyor ve ne demek istediğini anlayamıyordu.
Gecenin bir yarısı rüyanın etkisiyle uyandığında nefes nefeseydi. Ne zaman geldiğini bilmediği yeni karısı, etki metresi Hale beline sarılmış; başını da boyun çukuruna gömerek Alaz'ı bir sıcaklık kozasının içine hapsetmişti. Hale'nin kolunu uyandırmamaya çalışarak üzerinden çekti ve yataktan kalkıp dolabına yöneldi. İçinden bir eşofman ve tişört alıp giyindi. Tıpkı günlerdir olduğu gibi uykusu bugün de kaçmıştı. Ruhu huzursuzdu bir kere. Bir de üstüne bilinçaltı gördüğü rüyayı anlamlandırmaya çalışıyordu.
Yapabileceği tek şeyi yaptı. Mutfağa gidip kahve makinasını çalıştırdı ve bir bardak sıcak kahveyle birlikte çalışma odasına yöneldi. Sandalyesine oturduktan sonra masanın çekmecesinden oğlunun fotoğrafını çıkardı. Masa lambasının güçlü ışığı altında fotoğraftan kendisine bakan küçük oğlanı inceledi. Fotoğrafı bulduğu günden beri bunu defalarca yaptığı için o yüzdeki bütün ayrıntıları ezbere biliyordu.
Kendisiyle alay eder gibi burnundan bir nefes verdi. Ne olmuştu da Ateş bir anda hayatının önemli bir parçası haline gelmişti? Hayatının kaçırdığı hangi önemli noktasında Zeynep ve Ateş'i düşünmeye, onları önemsemeye başlamıştı? Onların hislerini bu kadar önemseyecektiyse peki neden böylesine geç kalmıştı?
Cevapsız kalan sorular ve daha fazla kafa karışıklığının içinde arkadan gelip boynuna sarılan kolları fark etmedi. Ettiğindeyse de yerinde sıçrayıp Hale'nin varlığına alışması gerektiğini kendisine hatırlattı.
"Onu bu kadar mı çok istiyorsun?" diye sordu Hale.
Alaz hazırlıksız yakalayan soru karşısında yutkundu. İstiyor muydu sahiden? Baba olmayı ve sorumluluk almayı kaldırabilecek miydi? Yıllar önce sırt çevirdiği oğluna kucak açabilecek, ona kendisini affettirebilecek miydi?
"Evet," diye fısıldadı. Kendi sesini kendisi bile zor duyuyordu. Boğazını temizleyip tekrar denedi. Daha güçlü bir sesle "Evet," dedi.
Hale arkasından dolanıp masanın önüne geçti ve Alaz'ın yüzüne doğru eğildi.
"O zaman onu alacağız," dedi. "Henüz bulamamış olabiliriz ama bize o davayı kazandırabilecek bir avukat bulacağız ve oğlunu alacağız."
Alaz Hale'ye haksızlık ettiğine dair hissettiği duyguyu bir kere daha hissetti. Karısına gülümseyip soğumuş kahvesini içti.
"Yarın izinlisin," diyerek ortamdaki havayı dağıtmaya çalıştı. Hale kahkaha attı.
"Patrondan izin çıktı diyorsun yani?"
"Fazla kaşınırsan o izinden de olacaksın."
"Tamam, susuyorum. Yarın Ateş'in odası için çalışmalara başlayacağım. Eskiden kaldığı odaya yeni eşyalar sipariş etmiştim biliyorum ama onları verebilecek bir yer bulacağım. Yarın sen gelene kadar odanın boşaltılmasını sağlarım. Bir de kendi evim için emlakçı ayarlarım. Sen gelince de birlikte alışverişe çıkar, oda için boya, duvar kâğıdı gibi şeyler alırız. Ben internetten erkek çocukları için uygun çocuk mobilyalarına da bakarım. Eğer beğenmezsem de özel yaptırırız."
Alaz içinin kıpırdandığını hissederek bu heyecanını bastırmaya çalıştı. Hale'nin uzun soluklu konuşması sona erince, içinde gün yüzüne çıkmak için çırpınan düşüncelerini serbest bıraktı.
"Oğlumun mobilyalarını ben seçmek istiyorum."
Alaz'ın bu isteği Hale'yi pek de şaşırtmamıştı. Omzunu silkti.
"Sen nasıl istersen," dedi. "Şimdi ben yatağa dönüyorum ve sen de benimle geliyorsun."
İtiraz etmek istese de Alaz sessiz kaldı ve Hale'nin uzattığı elinden tutup, kendisini yatak odasına çekiştirmesine izin verdi. Uykusuz bir gece daha geçirecek olsa da Hale'nin yanında kaldı.
Sabah Alaz işe gittikten sonra Hale isteksizce yataktan kalktı ve mutfakta bir şeyler atıştırdıktan sonra Zeynep ve Ateş'in eski odasına gitti. Kendi zevkine göre getirttiği taze mobilyalara içi acıyarak baktı.
"Tam anlamıyla bir kurtulamadım sizden," diye mırıldandı. "Anasını def ettim, şimdi oğlu başımıza kaldı. Ama bu son! Bu savaştan da galip geleceksin kızım. Alaz'a istediğini ver ki, o da sana istediğin hayatı versin."
Daha önceki mobilyaları alması için görüştüğü kişinin numarasını rehberinden buldu. Evin adresini bir kere daha verdikten sonra kendi evini satışa çıkarmak için emlakçıyla görüşmek üzere hazırlandı. Mobilyaları alacak olan adamın işleri yoğun olduğundan ancak öğleden sonra gelebilecekti. Hale o zamana kadar eve dönmüş olurdu.
Zorla biriktirdiği ve özenerek satın aldığı evini satışa çıkarmak Hale için biraz zordu. Ancak onun yeni bir hayatı, yeni bir evi vardı. Bu evi hayat güvencesi olarak bir kenarda tutmayı düşündüyse bile geleceğini garanti altına aldığı için bundan kolayca vazgeçti.
Öğlen yemeğini dışarıda yedi. Saat henüz eve gitmesi için erken olduğundan aklına gelen bir başka işi tamamlamaya karar verdi. Bir bankaya gitti ve kendisine yeni bir hesap açtırdı. Bütünüyle bir gizlilik içinde yaptığı bu işi de tamamladıktan sonra eve gitti. Saat 16.00 sularında mobilyaları teslim almak üzere anlaştığı kişiler geldi ve oda tekrar bomboş kaldı.
Alaz gelmeden önce açacakları velayet davası için bir avukat bulmak adına internette araştırma yapmaya başladı. Birkaç avukatlık bürosunu arayıp bilgi aldıktan sonra her birinden ertesi gün için randevu aldı. Farklı saatlere ayarladığı randevularını not defterine eklediği sırada Alaz anahtarıyla açtığı kapıdan eve girdi.
Hale saçını şöyle bir eliyle düzelttikten sonra yüzüne kocaman bir gülümseme yerleştirip antreye çıktı.
"Hoş geldin hayatım," dedi. Alaz genç kadına bakıp başını salladı.
"Çok yorgun değilsen çıkalım. Odayı boşalttırdım. Alışverişimizi yapar, akşam yemeğimizi yer, eve döneriz."
Alaz yine başıyla onayladıktan sonra ayakkabılarını çıkarmadan Hale'nin hazırlanmasını bekledi. Hale üzerine ceketini giyerek çantasını aldı ve ayakkabılarını giyip kapıyı açtı. Alaz tek bir kelime etmeden karısının ardından evden çıktı.
Eve yakın bir alışveriş merkezine girdiler. Zemin katta bulunan yapı markete girerlerken Alaz belli etmese de çok heyecanlıydı. Bir çocuğu olduğunu kabul etmenin dışında baba olduğu gerçeğine ısınmaya çalışıyordu ve şimdi de oğlu için daha önce üzerinde hiç düşünmediği bir oda hazırlayacaktı. Bir erkek olarak gözü mavilere gitse de Hale ile bu konuda anlaşmazlığa düştüler. Birkaç dakikalık tartışmanın ardından bebek mavisi bir oda boyasıyla ona uygun tonlarda desenli bir duvar kâğıdı seçtiler. Aldıkları malzemelerin eve teslim edilmesi için adreslerini de bıraktıktan sonra Alaz çocuk giyim mağazalarına da bakmak istedi.
Hale bu sıkıcı işe de gülümseyerek, Alaz'ın isteğini kabul etti. Birlikte girdikleri birkaç mağazadan Ateş'e uygun onlarca kıyafet aldılar. Tüm bu torbaların içindeki kıyafetleri kıskanan Hale kendisine de alışveriş yapmak isteğiyle kavrulsa da ses çıkarmadı. Evliliklerinin daha ikinci gününde Alaz'ın oklarını üzerine çekmenin anlamı yoktu.
Giyim mağazalarından sonraki durakları oyuncakçılar oldu. Yine Hale'ye göre gereksiz olan bir sürü ıvır zıvırları topladıktan sonra, Hale artık isyan etti.
"Yeter Alaz, yorgunluktan ölüyorum. Heyecanlısın, evet bunu anlayabiliyorum ama ben de insanım. Bir yerlerde düşüp bayılmadan önce yemek yiyelim. Az sonra alışveriş merkezi kapanacak ama biz hala aç aç dolaşıyoruz."
Alaz Hale'nin haklı olduğunu bildiği için bir şey demedi. Midesinden gelen sesleri yeni fark ediyormuş gibi bir anda açlığını hissetti. Birlikte bir kafeye girip karınlarını doyurdular. Sonra elleri kolları dolu dolu arabalarına binip, evlerine gittiler.
Alaz o gece Hale ile kendi arzusuyla sevişti. İkisi de rahatladıktan sonra Hale yarın için birkaç avukatla görüşme ayarladığını söyledi ve Alaz geçici bir huzurun verdiği mutlulukla günlerden beri ilk defa tam bir uyku çekti.