ON BEŞİNCİ BÖLÜM

3951 Kelimeler
Alaz Gürallarla girecekleri tatil köyü projesine aklını veremiyordu. Aklı dün akşam evde çalışma odasında tesadüf eseri bulduğu Ateş’in fotoğrafına gidip duruyordu. Sabahleyin iş yerine gelirken ceketinin iç cebine koymuştu. Bunu neden yaptığını da bilmiyordu ama şimdi, ceketi göğsünün üzerinde büyük bir ağırlık yapıyor gibi hissediyordu. Belki de yüreğine ağırlık yapan kendi duygularıydı. Altı ay olmuştu. Zeynep’ten de, oğlundan da haber alamadığı tam altı ay geçmişti. Hep düşündüğü o özgürlük hissi yoktu. Hale’yle alışkanlık gereği sürdürdükleri ilişkileri bütün özgürlüğünü sekteye uğratıyordu. Bu ilişkide düzgün giden tek unsur cinsel birliktelikleriydi. Fakat bu yetmiyordu. Hale Alaz’ın gözüne battığını hissettiği için kendisini toparlamaya çalışmıştı. Ayrıca Lale Hanım ve Yavuz Bey ile olan karşılaşmasından sonra yıllardır hayalini kurduğu hayatın tehlikede olduğunu fark ettiği için kendisini geriye çekmişti. Zeynep’le boşandıklarını ailesine anlattığı için Alaz’la aralarında ufak bir tartışma yaşanmış, Hale Lale Hanım’ın kendisini köşeye sıkıştırdığını, bu yüzden her şeyi anlatmak zorunda kaldığını söylemişti. Bu boşanma yüzünden Alaz’ı suçlamamaları için de bütün suçlu Zeynep’miş gibi konuyu çarpıttığını itiraf etmişti. Bunları Alaz’la konuşurken öyle doğaldı ki Alaz Hale’nin bir suçu olduğunu düşündüğüne pişman olmuştu. Asıl bomba da bunun üzerine gelmişti. Hale Lale Hanım’a layık bir gelin adayı olabilmek için Alaz’ın evinde olabildiğince az vakit geçirmeye karar verdiğini söylemişti. Alaz’a taşıdığı eşyalarının çoğunu kendi evine geri götürmüş, ilişkilerinin doğası gereği bazı geceler onda kaldığında kullanabileceği kadarını ise orada bırakmıştı. Eğer bu ilişki evliliğe gidecekse yaşanmamış hiçbir şeyimiz kalmasın diyerek, Alaz’la yeni bir başlangıç yapmayı teklif etmişti. Bu teklifi kabul etmek yine kolayına geldiği için Alaz hayır diyememişti. Zaten aklını çoğunlukla işlerine verdiğinden yeni bir başlangıcın ikisi için de bir zararının olmayacağını düşünmüştü. Gerçekten de şimdilik her şey yolunda ilerliyordu. Hale ile birlikte sinemaya gidiyorlar, dışarıda yemek yiyorlar, bazı akşamlar da Alaz’ın ya da Hale’nin evine gidip sevişiyorlardı. Ofiste, ikisi arasında çok önceden ihlal edilen sınırlar tekrar çizilmişti. Hale hala arada bir dengesini şaşırıp, kapıyı çalmadan Alaz’ın odasına dalsa da, çoğunlukla çalışan bir personel olduğunun bilinciyle davranıyordu. Genç kadın masraflarına da dikkat ediyor, Alaz’ın kuşkularını üzerine çekecek davranışlarda bulunmaktan ihtimamla kaçınıyordu. Tek bir sorun vardı. O da Alaz’ın kalbindeki kapanmaya niyeti olmayan amansız boşluktu. Öyle umulmadık anlarda bir anı yakalıyordu ki Alaz’ın zihnini, Alaz’a acı çekmekten başka bir şans tanımıyordu. Kendisinin bile farkında olmadığı farkındalıklarının olduğunun ayırdına varıyordu. Ateş’in sesini özlüyordu mesela. Onun yüzüne bir kerecik olsun dikkat etmemişken, sesinin kulaklarında yer edindiğini öğreniyordu. Hiç kimse Alaz’ın bildiğini bilmese bile, Alaz Ateş’in ilk sözcüğünün baba olduğunu biliyordu. Ateş bir yaşlarındayken, Alaz eve geldiğinde oğlunun sık sık ‘baba’ dediğini duyduğunu hatırlıyordu. O zamanlar bir şey anlam ifade etmeyen bu kelime, şimdi somut bir varlığa bürünerek karşısına dikiliyordu. Özlemesine rağmen Zeynep’in karşısına geçip oğlunu görmek istediğini söylemeye çekiniyordu. Boşanırlarken her istediğini kabul etmesinin sebebiyle aynı sebepten ötürü, onu rahatsız etmek istemiyordu. O kadına öyle zararlar vermişti ki, bir daha yüzleşmeye gücünün yeteceğini sanmıyordu. Her şeyin onun istediği gibi olmasını kabul ederek hatalarının bedelini ödeyebileceğini düşünüyordu. Art niyet düşünmeksizin yaptığı bu hareketin avukatı Hilmi Bey tarafından dahi ayıplandığını biliyordu. Fakat kararından da geri dönmeye yanaşmıyordu. Alaz cebindeki o fotoğrafı çıkarıp bir kerecik bakmazsa işlerine devam edemeyeceğini sonunda anladığında, çekine çekine elini ceketinin iç cebine attı. Alnı terliyor, gözleri sık sık ya kapı açılırsa korkusuyla kapıya kayıyordu. Yasal olmayan bir şey yapıyormuş gibi tedbirli davranması yersizdi ama kendisine engel de olamıyordu. Sonunda parmakları fotoğrafla buluştuğunda parmak uçlarında garip bir akım hissetti. Sanki o küçücük fotoğrafa dokunmak bile oğluyla bugüne kadar kuramadığı bağların ilk adımlarını atmış gibiydi. Fotoğrafı ağır ağır dışarıya çıkarıp masanın üzerine bıraktığında bir anlığına gözlerini kapattı. Açmadan önce derin derin soluklandı ve yine ağırdan alarak göz kapaklarını araladı. Ateş’in ön üst dişleriyle objektife gülümsediği hali karşısında, kendisine bakıyordu. Ayaklarını havaya dikmiş ve elleriyle onları tutmaya çalışıyordu. Alaz istemsizce gülümsedi. Öyle masum, öyle güzel bir fotoğraftı ki Alaz bugüne kadar kendi oğluna nasıl olup da kayıtsız kalabildiğini anlamlandıramadı. Fotoğrafı masadan alıp yüzüne yaklaştırdı. Ateş’in gülen yüzünü dikkatle incelemeye başladı. Oğlu kendisine benziyordu. Gözlerinin iri şeklini annesinden almış; geri kalanıyla babasının minik, kusursuz bir kopyası olmuştu. Ve Alaz bu minik kopyaya bugüne kadar bir kere bile olsun sevgiyle kucak açmamıştı. “Nasıl adi bir adamsın sen?” diye kendi kendine söylendi. Sonra yaptığı yanlışı fark etti. Annesinin de dediği gibi adam olabilmiş miydi de bu kelimeyi kullanma hakkını kendisinde buluyordu! Fotoğrafı masaya bırakıp başını elleri arasına aldı. Düşünmekten ya kafayı yiyecekti ya da hasta olacaktı. Burnundan alayla bir ses çıkardı. “Sen bunların hepsini hak ettin,” diyerek kendisine kızdı. Bundan sonra ne yapacağını bilmiyordu. Nasıl olacaktı? Yoluna nasıl devam edecekti? Bu şehrin bir tarafında kendi canından, kendi kanından bir insan nefes alırken, Alaz o hiç yokmuş ya da hiç olmamış gibi nasıl yaşayacaktı? Belki de mahkemenin kendisine verdiği yasal hakkı kullanıp oğluyla görüşmek isteyebilirdi? Peki ya buna Zeynep’in tepkisi ne olurdu ki? Alaz elleri arasındaki başını iki yana salladı. “Kendi düzenini kurmuş bir kadını bencil karakterimle bir kere daha rahatsız edemem,” dedi. Derin bir iç çekti ve gözlerini kapatıp zihnini boşaltmaya çalıştı. Bu böyle olmayacaktı. Belki de başka bir çocuğu daha olursa Alaz tüm sevgisini ona vererek günah çıkarabilirdi? Belki de damarlarında bir anda kabaran bu babalık heyecanını o çocukla bastırabilirdi? Bu böyle olmayacaktı. Alaz kendisini yiye bitire yoluna devam edemezdi. Hem nereden çıkmıştı Allah aşkına bu fotoğraf bir anda ortaya? Nasıl olup da kendi çekmecesine girmeyi başarmıştı? Hem Zeynep bu fotoğrafı nasıl olup da çekmişti ve ardından çıkarttırıp evin bir köşesine bırakmıştı? Tabi ki karısına yine Sinan yardım etmişti! Zeynep için o fotoğrafı muhtemelen Sinan çekmiş, sonrasında da çıkarttırıp karısına vermişti! Zeynep’in de fotoğrafı Alaz’ın çekmecesine bırakması muhtemelen bilinçsizce yapılan bir hareket değildi. Karısı kendisinden intikamını belli ki bu yolla almaya ant içmişti. Ve bunu çok güzel de başarıyordu. Alaz artık vicdanının dinmeyen sesini rüyalarında bile duyuyordu. Kapısı tam da o anda çalınmayı seçti. Alaz başını kaldırdı ve daha fotoğrafı kaldırmaya fırsat bulamadan içeriye gülen yüzüyle Hale girdi. “Hayatım, müsait misin?” diye sordu genç kadın. Alaz fotoğrafı hızla alıp cebine geri koyarken başını salladı. Fakat bu ani hareketi Hale’nin dikkatini çekmişti. “Neydi o?” Alaz umursamaz olmaya çalışarak omuz silkti. “Hiç… Önemli bir şey değil. Bir şey mi olmuştu?” Hale masanın önündeki tekli koltuğa otururken Alaz gibi omuz silkti. “Önemli bir şey yoktu. Tatil köyü projesinin lansmanını hazırlayacaktık. Ancak Gürallardan henüz proje görsellerinin gelmediğini fark ettik.” Alaz tek kaşını kaldırıp öne doğru eğildi. “Ve bunun için de bana mı danışmaya geldin?” Hale oyuncu bir gülüş attı. “Tabi ki de bu işin bahanesi. Asıl amacım seni görmekti. Dün görüşemeyince seni özledim.” Alaz da Hale’ye güldü. “İşlerin yoğun olduğunu biliyorsun. Başımı kaldırmaya vaktim olmuyor.” Hale Alaz’ın bunu bahane olarak kullandığını düşünse de bu düşüncesini dile getirmedi. Anlayışlı bir sevgilinin yapması gerekeni yapıp kabullendi. “Biliyorum hayatım,” dedi. “Fakat bu seni özlememe engel değil.” ‘Ben de seni özledim’ demeye dili varmadı. Bu yüzden “Akşama bir şeyler yaparız,” demekle yetindi. Hale de bunu ellerini çırparak kabul etti. Konuşabilecekleri başka bir konu kalmadığında genç kadın ayaklandı ve işlerinin başına geçmek üzere oradan ayrıldı. Çalışma saatleri sona erdiğinde Alaz Hale’yi odasından aldı. Birlikte dışarıda güzel bir yemek yedikten sonra Alaz’ın evine geçtiler. Daha kapıdan girer girmez başlayan soluksuz öpüşmeleri yerini yatakta hararetli bir sevişmeye bıraktı. Alaz yorgunlukla bedenini Hale’nin yanına bırakırken ikisi de soluk soluğaydı. Hale doygunluk ve mutlulukla yanındaki adamın koluna sarılırken, Alaz da gözlerini tavana dikmiş bugün aklını karıştıran fikri düşünüp duruyordu. “Hale?” diyerek yanındaki kadına baktı. Hale yüzündeki gülümsemeyle Alaz’ın gözlerinin içine bakarken “Hım?” dedi. “Hiçbir gün çocuk sahibi olmayı düşündün mü?” Üzerinde düşünmeden yasak sulara yüzüyordu ama Alaz mantıklı kararlar alabileceği bir noktada değildi. Bu durumdayken yanındaki kadının bir anda kasıldığını ve gerginlikle kendinden uzaklaştığını fark edemedi. Hale ise gerginlikten kırılacak gibi hissediyordu. Sinirle ufak bir kahkaha attı. “Nereden çıktı şimdi bu aşkım gece gece Allah aşkına?” dedi. Alaz doğrulup yastığını yatak başlığına yasladı ve sırtını yastığa yasladı. “Bu konunun zamanı mı olurmuş? Aklıma geldi söyleyiverdim işte. Neden cevaplamıyorsun ki?” Hale de yattığı yerden doğruldu ve Alaz’ı görebileceği şekilde karşısına oturdu. “Sen bunun nereden çıktığını söylersen ben de sana cevabını veririm. Önce sen,” diyerek Alaz’ı oyalamaya çalıştı. “Düşünüyordum da,” dedi Alaz yüzünde kendisinin bile farkında olmadığı hafif bir tebessümle. “Düşünüyordum da, belki de tekrar baba olursam ve bu sefer çocuğuma sahip çıkarsam kendimi affedebilirim. Tekrar baba olursam daha fazla yanlış yapmadan yoluma devam edebilirim.” Hale’nin gözleri şaşkınlıkla irileşti. “Sen baba olmak mı istiyorsun?” diye sordu. Alaz sanki çok garip bir şey söylemiş gibi yüzüne bakan Hale’ye aynı tuhaf bakışlardan attı. “Evet, isteyemez miyim?” “İstersin tabi fakat böyle bir anda ortaya çıkınca şaşırdım, mazur gör.” “Bir anda ortaya çıkan bir şey değil. Aylardır Ateş’e yaptıklarımın, daha doğrusu yapamadıklarımın acısını taşıyorum. Çok düşündüm ancak içinden bir türlü çıkamıyorum. Baba olmak nasıl bir his merak ediyorum. Çocuğuna sarılmak, onunla vakit geçirmek, senin kanından birini sevebilmek…” Alaz başını iki yana salladı. “Tüm bunları merak ediyorum. Üzerinde fazla düşünmemiş olabilirim fakat istiyorum. Başka bir çocuğumun daha olmasını istiyorum. Böylece geçmişte yaptığım hataları telafi edebilir, kendi doğrularımla zihnimdeki yanlışların üzerini kapatabilirim.” İyice paniğe kapıldığını hissediyordu Hale. Alaz’ın kararlılığı gözünü korkutuyordu. “Neden yeni bir çocuk yerine sahip olduğun çocukla ilgilenmiyorsun ki? Hem başka bir bebekle Ateş’e karşı içinde var olan ezikliği nasıl giderebilirsin ki? Ateş’le vakit geçir bence.” Alaz gözlerini kısıp Hale’ye baktı. “Zeynep’i ve Ateş’i bir daha rahatsız etmek istemiyorum. Benim varlığım onlar için sadece huzursuzluk kaynağı. Ve benden kurtulmuşlarken onları tekrar nasıl rahatsız edebilirim? Hem sen çocuk istemiyor musun? İstemiyorsan açıkça söyle yani, lafı bu kadar uzatmana gerek yok. Konuyu başka yerlere çekerek sorumdan kaçtığını da zannetme.” Alaz’ın yakaladığı noktada huysuz bir gülüş sundu Hale. “Neden istemeyeyim canım? İsterim tabi. Ama daha erken. Buna hazır hissetmiyorum kendimi.” Sesi titriyordu. Kendisi bile bu söylediklerine inanmazken, Alaz’ın ikna olduğunu düşünmüyordu. Nitekim genç adamın sırtını yasladığı yastıktan uzaklaşıp üzerine eğilmesiyle yanılmadığını anladı. Gözleri Alaz’ın gözlerinden ayrılmadan geriye gitti. “Alaz ne yapıyorsun?” diye sordu. “Sadece neden yalan söylediğini hissettiğimi anlamaya çalışıyorum. Söylesene Hale, biraz önce söylediklerinde ciddi miydin yoksa başka bir şeyler mi var?” Hale yutkundu ve kenetli olan gözlerinin bağını kopardı. “Neden yalan söyleyeyim Alaz, saçmalama!” demeye çalıştı ama Alaz yüzünü tutup kendisine baktığında gözleri dolu doluydu. “Huzursuzsun sevgilim. Bana Alaz diye hitap ettiğine göre henüz söylemediğin bir takım şeyler olmalı?” Hale gülmeye çalıştı. “Ha-hayır,” dedi. “Canım, beni yine korkutuyorsun.” Alaz Hale’nin bir şeyler sakladığına artık emindi. Bu yüzden biraz daha üzerine giderek Hale’yi geri çekilmeye zorladı. “Aptal olmadığımı biliyorsun, değil mi? Ne saklıyorsan güzellikle söyle. Yoksa ben zorla alırım.” Kaçışının olmadığını anladığında Hale ağlamaya başladı. Gözlerinden yaşlar tek tek dökülürken bir yandan da hıçkırıklarının arasında Alaz’a laf anlatmaya çalışıyordu. “Be-benim… Benim çocuğum o-olamaz Alaz!” diye feryat etti. Alaz’ın kaşları çatıldı. Hale’nin sakladığı şey bu muydu yani? “Nereden biliyorsun?” “Biliyorum, çünkü doktor öyle söyledi.” Alaz oturduğu yere geri dönüp sırtını yastığa verirken daha rahattı. “O zaman başka bir doktora gideriz, tedavi yöntemlerini araştırırız. Mutlaka bir yolu vardır. Henüz yaşın böylesine gençken neden umutsuzluğa kapılıyorsun ki?” Hale başını iki yana salladı. “Hayır Alaz, başka bir doktora gerek yok.” Hale’nin bu inadına bir anlam veremedi Alaz. Bir çözüm yolu bulmaya çalışıyordu ancak Hale sanki bunu istemiyormuş gibi önünü alıyordu. “Neden ama?” diye sordu. “Tek bir doktorun sözüyle hayatına çocuğun olmadan devam mı edeceksin yani? Bunu kabul edecek misin?” “Alaz, bir işe yaramayacak. Israr etme!” “Nasıl bu kadar kesin konuşabiliyorsun? Denedin mi? Hem sen çocuğun olup olmayacağını neyin üzerine öğrendin?” Alaz’ın üzerine gittiği konu Hale’yi iyice köşeye sıkıştırdı. Kaçış yolu arıyordu ancak işin içinden nasıl çıkacağını bulamıyordu. “Ben…” dedi ve sustu. “Sen?” “B-ben… Bir şekilde öğrendim işte.” “Tamam o zaman, bir kere de ben duymak istiyorum. Birlikte gidelim ve olup olmadığını beraber öğrenelim.” “Alaz ısrar etme işte, yeter! Olmayacak diyorum. Bir kere de beni dinlesene!” Alaz üstüne düşmemek istiyordu ancak Hale ona böyle bir seçenek bırakmıyordu. Öylesine ısrarcıydı ki Alaz’ı da ısrarcı davranmaya teşvik ediyordu. “Sen benim çocuğumu taşımak istemiyorsun sanırım?” diye sordu alıngan bir sesle. “Olur mu öyle şey?” diyerek Alaz’ın gözlerinin içine baktı Hale. “Bu hayatta en çok isteyeceğim şey bu olurdu.” “O zaman neden kabul etmiyorsun? Neden bütün söylediklerime ret cevabı veriyorsun?” Daha fazla saklayamayacağını anladığında derin bir nefes aldı Hale. Bunu söylemezse Alaz’ın ısrarlarından kurtulamayacaktı. Gerçek er ya da geç ortaya çıkacaktı ve durumları şimdikinden çok daha kötü olacaktı. “Çünkü,” dedi ve sustu. Söylemesi zordu. Alaz delirecekti. Çılgına dönecekti. “Çünkü geçmişte yaptırdığım kürtaj sırasında gerçekleşen bir komplikasyondan dolayı tekrar hamile kalmam imkânsız. Lütfen daha fazla ısrar etme, bunu konuşmaya dayanamıyorum.” Alaz Hale’nin konuşma boyunca sakladığı şeyin bu olduğunu duyduğunda ciddi bir hayal kırıklığına uğradı. Ancak bunu neden saklamaya çalıştığını da anlayamıyordu. Düşündükçe aklına bambaşka senaryolar geliyordu. Hale’nin bunu saklamasının sebebi, muhtemelen yanlış bir şeyler yapmış olmasıydı. Ya ilişkileri süresince Alaz’ı bir başkasıyla aldatmış, hamile kaldığında kimden olduğuna karar veremeyince aldırmaya karar vermişti ya da bebek Alaz’ındı ve Hale o bebeği Alaz’dan saklayıp kürtaj olarak gelecekteki şansını da sonlandırmıştı. Hale’nin kendisini aldatmayacağını biliyordu. Bu yüzden ikinci seçeneğin gerçek olduğuna neredeyse emindi. Sinirlerinin gittikçe yükseldiğini hissediyordu. Nefes alış verişi hızlanmış, göz bebekleri büyümüştü. Çıplaklığına aldırmadan ayağa kalktı ve odanın içinde ileri geri yürümeye başladı. “O bebek…” diyor ve ardını getiremeden Hale’ye arkasını dönüp bir tur daha atıyordu. Bu birkaç kere tekrarlandıktan sonra sonunda Alaz durabildi. Konuşabileceğine karar verdiğinden yatağın kenarına yumruklarını dayayıp Hale’nin üzerine eğildi. “O bebek benimdi değil mi?” diye sordu. Hale hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Yanakları gözyaşlarıyla sırılsıklamdı. Cevap veremedi. Bu Alaz’ı daha da sinirlendirdi. “Bana cevap ver!” diye kükredi. Sesi Hale’nin olduğu yerde sıçramasına sebep oldu. Kadın korkudan sesini bulup da evet diyemiyordu. Bu yüzden sadece başını sallayarak Alaz’ı şüphelendiği gerçek konusunda onayladı. Alaz yatağa dayadığı ellerini yüzüne kapayarak doğruldu. Hale’ye arkasını döndü. Ellerini yüzünden saçlarına götürdü ve sanki onları çekiştirirse tüm bu olanları yok sayabilirmiş gibi bir hırsla çekmeye başladı. Hale’ye zarar vermek istemediği için hırsını kendisinden çıkarıyordu. Sonunda dişlerinin arasından “Defol,” diye tısladı. “Defol git evimden!” Hale kocaman açtığı gözleriyle başını iki yana sallıyordu. Ayağa kalkıp Alaz’a sarılmaya çalıştı. “Alaz lütfen,” diye hıçkırıyordu. “Lütfen, lütfen bunu bana yapma. Bunu bize yapma…” Alaz Hale’yi ittirip buz gibi bir sesle “Sana defol dedim,” diye tekrarladı. Fakat Hale mesajı almıyordu. Alaz’ın patlamak üzere olduğunu fark etmediği gibi üzerine gelmeye devam ediyordu. “Sevgilim, lütfen…” Alaz artık bu sözcüğü duymaya dayanamıyordu. Hale’nin sesini de duymak istemiyordu. “Defol!” diye kükredi. Ve Hale en başında yapması gerekeni yaptı. Ağlaya ağlaya kıyafetlerini üzerine geçirdi. Gecenin bir yarısı olmasına rağmen sorun çıkarmadan evden ayrıldı. Hale’nin ayrılmasıyla yatağın yanına çöktü Alaz. Dirseklerini kendine doğru çektiği bacaklarının üzerine yaslayıp, başını ellerinin arasına aldı. Kaderin kendisiyle alay etme şekliydi bu. Çocuğunu istemediği kadını çocuğuyla birlikte bir başına bırakmıştı. Çocuğuna muhtaç duruma düştüğü kadın ise onu yüzüstü bırakmıştı. Hale’nin böyle bir şey yaptığına inanamıyordu. Varlığından bile haberdar olmadığı bir çocuğunu daha kaybetmişti. Art arda gelen bu darbelerle yıkıma uğramıştı. Ayağa kalkmak için tutunduğu bütün dallar da elinde kalıyordu. Zorla kalkıp kendisini az önce Hale ile iç içe olduğu yatağının üzerine attı. Hale’nin kokusu burnuna dolduğunda genç kadının kullandığı yastığı tutup yataktan dışarıya fırlattı ve yatağına biraz daha yayıldı. Uyku ve uyanıklık arasında kâbus gibi bir gece geçirdi. Ne uyuyabildi ne de gözlerini açabildi. İçindeki sesler birbiriyle yarışa girmişti. Biri diğerini bastırmaya çalışıyor, zihninde büyük bir kaos meydana getiriyorlardı. Tüm bu karmaşa içinde Alaz öylece uzandı. Sabahleyin işe gitmek için kalktığında ruh gibiydi. Gözlerinin altı kararmıştı ve yüzü solgundu. Ayaklarını sürüye sürüye duşa girdi. Buz gibi suda ayılabilmek için uzun süre geçirdi. Elleri duvara dayalı halde, duş başlığının altında öylece dikildi. Direnme gücünün sınırlarını zorladığında suyu kapatıp yakınlardaki havlusunu aldı ve beline doladı. Takım elbisesini değiştirmeye vakit ayıramayacağı için bir gün önce giydiği kıyafetlerini üzerine geçirdi. Eli ceketine gittiğinde duraksadı. Ceketi üzerine geçirmeden önce ceketin cebindeki fotoğrafı çıkardı. Ateş’in güzel yüzüne dolu gözlerle baktıktan sonra yatağın yanındaki komodini açıp, fotoğrafı oraya bıraktı. Bugün daha fazla kafa karışıklığını kaldıramayacaktı. İş yerine gittiğinde kendisine odasında sert bir kahve hazırladı. Elindeki projenin detaylarıyla ilgilenmek için bilgisayarını açtı. Kapısı çekinikçe çalınana kadar çalışmaya devam etti. “Gel” diye seslendiğinde içeriye Hale’nin girmesini beklemiyordu. Bu kadının hangi yüzle yanına gelebildiğini anlamıyordu. Sinirleri olabildiğince bozuk olduğu için genç kadının da kendisi gibi uykusuz bir gece geçirdiğini fark edemedi. Hale’nin her zaman makyajla kamufle ettiği gözaltları bugün kapatılmamıştı. Gözlerinin kızarıklığı saatlerce ağladığını ele veriyor, titreyen dudakları da tekrar ağlamaya bir adım uzakta olduğunu anlatıyordu. Fakat Alaz bunların hiçbirine dikkat etmiyordu. “Ne istiyorsun?” dedi Alaz soğuk bir sesle. Hale kapıyı kapatıp sırtını kapıya yasladı. “Alaz, lütfen konuşalım.” “Daha ne konuşacaksın Hale, arkamdan başka ne işler çevirdiğini mi anlatacaksın bana?” Hale başını iki yana salladı. “Sana yemin ederim başka bir şey yok. Senden habersiz başka hiçbir yanlış yapmadım. Bunu da konuşabiliriz, biz bu zamanlara kolay gelmedik. Bunu da atlatabiliriz.” Alaz alayla güldü. “Demek atlatabiliriz? Bunu nasıl yapmayı planlıyorsun Hale? Benim güvenimi öyle bir kırdın ki nasıl tamir etmeyi düşünüyorsun? Ben her arkamı döndüğümde acaba Hale bu sefer ne yapacak diyerek yaşayabilir miyim? Peki ya sen, sana güvenmeyen biriyle hayatına devam edebilir misin? Benim istediğimi senden alamayacağım ortada. Bir ömrü aramızdaki eksiklikle geçirmeyi göze alabilir misin?” Hale hazırda bekleyen gözyaşlarını serbest bıraktı. Kapıdan uzaklaşıp Alaz’a yaklaştı. Adamın ellerini tutmaya çalıştıysa da Alaz silkeleyerek onu uzaklaştırdı. Bunun üzerine Hale bütün gücü çekilmiş gibi yere dizlerinin üzerine çöktü. Hıçkıra hıçkıra ağlarken, “Beni bırakma,” diyordu. “Yalvarırım Alaz beni bırakma, ben sen olmadan yaşayamam. Terk edersen ölürüm, yalvarırım Alaz.” Alaz başka zaman olsa Hale’nin bu haline üzülebilirdi ancak o anda Hale’nin ne sesini duymaya ne de kendisini görmeye tahammülü olmadığı için etkilenmiyordu. “Kalk ayağa Hale, kendini küçük düşürüyorsun.” Hale histerik bir şekilde başını iki yana salladı. “Hayır, hayır, hayır…” diye sayıkladı. “Bir çıkar yol olmalı. Evet, bir çıkar yolu var Alaz. Beni dinle, yalvarırım. Sana istediğini verecek bir yol var Alaz. Sadece beni bir kerecik olsun dinle…” Alaz dişlerini sıktı. “Bana evlat edinelim önerisiyle geleceksen konuşma bile. Kendi kanımdan olmayan bir çocuğu sahiplenmeyeceğim.” Hale bu sefer daha kontrollü bir şekilde başını iki yana salladı. Yanaklarındaki ıslaklıkları elinin tersiyle silip derin derin soluklandı. “Hayır, ben sana kendi çocuğunu sahiplenmeni öneriyorum,” dedi. Alaz Hale’nin sözlerinin altında yatan anlamı idrak ettiğinde öfkeyle ayağa kalktı. “Sen delirdin mi?” diye bağırdı. İş yerinde olmaları umurunda bile değildi. “Ben Zeynep’e dört yıl boyunca yeterince acı çektirdim. Şimdi bir de elinden Ateş’i alırsam ne olur biliyor musun? Ben kendimde insan içine çıkacak yüz bulamam. Hem hangi mahkeme çocuğuna bir kerecik olsun babalık yapmamış birine verir o çocuğu Allah aşkına!” Hale çöktüğü yerden ayağa kalkıp Alaz’ın önüne geldi. Alaz’ın dalgın halinden yararlanıp ellerini tuttu. “Alaz, bana bak!” dedi. “Bana bak Alaz. Eğer evlenirsek, bir şansımız olabilir. Düzgün bir aile ortamında yetişecek çocuğun. Zeynep Sinan’la evli değilken onun evinde kalmaya devam ediyor. Bu hiç hoş karşılanmayacaktır. Hem ayrıca velayet davası açtığımız öğrendiğinde taşınmaya kalkarsa bunun altından kalkamayacaktır. Kazandığı parayla oğlunun ihtiyaçlarını karşılayamadığını düşünürsek şansı çok düşük olacaktır. Tamam, bu güne kadar hataların olmuş olabilir. Ancak pişmansın. Ve oğlunu çok istiyorsun. Mahkemeye bunu gösterirsen bir şansın olabilir. Hemen kestirip atma yalvarırım. Söz veriyorum senin çocuğuna kendi çocuğummuş gibi sahip çıkarım. Ona iyi bir anne, sana da iyi bir eş olurum. Sen yeter ki beni bırakma Alaz. Ben sensiz yapamam, yalvarırım Alaz.” İstemese de kanına işliyordu Hale’nin sözleri. Alaz düşünmek istemese de Ateş’in velayetini aldığını düşlüyordu. Oğlunda eksik bıraktığı her şeyi tamamladığını hayal ediyordu. Öyle büyük bir uyuşturucuydu ki bu, Alaz’a gündüz vakti çılgın düşler kurduruyordu. An be an biraz daha bağımlısı oluyordu. İnkâr etmek, kaçmak istedi. Hale’nin ellerini bırakıp arkasını döndü. Pencerenin kenarına gidip gözlerini dışarıya dikti. Elleri ceplerinde dalgın ve sessizce düşünürken Hale arkadan gelip, sarıldı. “Ateş’in odasını hazırladığımızı düşün Alaz. Ona yepyeni mobilyalar, yepyeni kıyafetler, oyuncaklar aldığımızı hayal et,” diye fısıldadı Hale Alaz’ın kulağına. “Oğlunla geçireceğin zamanları hayal et. Onunla sinemaya gittiğini, futbol oynamayı öğrettiğini, biraz büyüdüğünde beraber maç izlemeye gittiğinizi, ilk aşkının acısını seninle paylaştığını hayal et. Bunu yapabiliriz sevgilim, ona iyi birer anne ve baba olabiliriz. Sadece kabul et. Evlenelim. İyi bir avukat bulup Ateş’in velayetini alabilmek için dava açalım. Eski karın da görmek istediğinde oğlunu görür. Ondan tümüyle koparalım demiyorum. Sadece sana ileride daha az pişman olacağın bir teklif sunuyorum.” Alaz boğuluyordu. Nefes alamadığını hissediyor, oksijen yetersizliği çekiyordu. Bir krizin tam eşiğindeydi. Hale’nin kollarını belinden çözdü. Ve ondan uzaklaştı. Sandalyesinin arkasındaki ceketini alıp üzerine geçirdi. Geriye dönüp tek kelime etmeden kapıdan çıktı ve Hale’yi odasında bir başına bıraktı. Düşünmeye ihtiyacı vardı. Kendisini sahile attı. Arabayı sakin bir yere çekip camları sonuna kadar açtı. Serin havanın içeriye dolması umurunda bile değildi. Hale’nin zehirli sözcükleri damarlarında tüm hızıyla dolanıyordu. Hayalin biri gidiyor, diğeri geliyordu. Ve Alaz Hale’nin fısıldadığı her bir hayali gözleri kapalıyken tek tek yaşıyordu. Sonunda gözlerini araladığında kararını vermişti. Cebinden telefonunu çıkarıp Hale’nin numarasını tuşladı. Telefon daha ilk çalmada cevaplandı. Alaz Hale’ye söz hakkı vermeden konuşmaya başladı. “Tamam,” dedi. “Dediğin gibi olsun. Evlenelim. Ateş’in velayeti için dava açalım.” Hale telefonun diğer ucunda rahatlamayla derin bir nefes verdi. Geleceğini güvence altına almayı başarmış, hayallerine kavuşmuştu. Nikâh defterine imzalarını atana kadar gevşeme şansı yoktu. Bu yüzden oyununa devam ederek tekrar ağlamaya başladı. “Teşekkür ederim sevgilim,” diye inildedi. “Çok teşekkür ederim.” Alaz cevap bile vermeden telefonu yüzüne kapattı. Bile bile bir yanlışa daha adım atıyordu. Gelecekteki pişmanlıklarının arasına bir yenisini daha ekliyordu. Fakat başka ne yapabilirdi ki? Bencil bir karakteri vardı işte. Ve Zeynep’e bir kere daha zarar verecekti. Bu son olsun, dedi. Kendisini böyle rahatlatmaya çalıştı. Kötü bir amaçla çıkmıyordu bu yola. Oğlunu da düşünüyordu. Onda açtığı yaraları tek tek saracaktı. Kendi zehirli ruhuna ise Ateş panzehir olacaktı. Düşündükleri bunlardı. Ancak geleceğinin biraz daha karardığından habersizdi. İleride geçmişe dönüp baktığında aldığı bu kararın kendisine nasıl zararlar verdiğini görecekti. Bu Alaz’ın sonunun başlangıcıydı. Ve Alaz dibe vurduğunda yüzeye çıkmak için çok çabalayacaktı. Ve o derin sularda, üzerine üzerine gelen dalgalarla boğuşurken yardım eli hiç beklemediği biri tarafından uzatılacaktı. Alaz o eli yakaladığında başka bir denizin, bambaşka dalgaları arasında kaybolacaktı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE