Zor geçiyordu zaman. Hele de Alaz için katlanması imkânsızdı adeta. Bir yanda işleri, diğer yanda Hale, gizli bir yanı da vicdan muhasebeleriyle Alaz’ı gün be gün tüketiyordu.
Sorsalar bir gün karını ve oğlunu arar mı gözlerin diye, muhtemelen güler geçerdi. Ama şimdi varlıklarına bile ne kadar alıştığını fark ediyordu. Bir ay olmuştu ve evdeki değişikliğe Alaz hala alışamıyordu. Her sabah gözlerini araladığında ilk olarak mutfakta oğlunun karnını doyuran Zeynep’le karşılaşacağını düşünüyor, birkaç saniye sonra ise yanında hissettiği hareketlenmeyle gerçeklerin ayırdına varıyordu. Belki de kaderin kendisiyle dalga geçme şekliydi bu. Alışmış olması için yeterli bir süre geçtiği halde unutamamasının başka bir açıklaması olabilir miydi değilse?
En zoru da anne ve babasına bunu açıklamak olmuştu. Yılın çoğunu yurt dışında geçiren ebeveynleri sürpriz yaparak ülkeye döndüklerinde ilk işleri Alaz’ın evine gelmek olmuştu. Ancak açılan kapının arkasındaki kişinin Zeynep olmaması karşısında bir hayli şaşkınlığa uğramışlardı. Birbirlerine dönen gözlerinde yanlış mı geldik acaba sorusu okunuyordu.
Yavuz Bey kapıda sıkılmış bir şekilde dikilen Hale’ye kaşlarını kaldırmış, “Biz yanlış mı geldik acaba evladım?” diye sormuştu.
Hale üflemişti.
“Kime geldiğinizi bilmeden buna nasıl bir cevap verebilirim bey amca?” diyerek adamı terslemişti.
Yavuz Bey eşi Lale Hanım’a bakmıştı tekrar. Bunun üzerine Lale Hanım müdahale etmişti duruma.
“Alaz ve Zeynep Baysal çiftini arıyorduk biz ama?”
Hale Alaz’ın adının yanında Zeynep’inkini duyunca kızsa da gelenlerin kimliğini merak ettiği için daha sakin bir şekilde “Burası Alaz’ın evi,” demişti.
Lale Hanım gülümsemişti.
“O zaman Zeynep nerede evladım?” diye sormuştu.
Hale gelenlerin kim olduğunu hala anlamadığı için kollarını göğsünde bağlayıp, tek bacağına ağırlığını vererek duruşunu dikleştirmişti.
“Pardon ama siz kimsiniz?” derken bir Yavuz Bey’e bir Lale Hanıma bakmıştı.
“Biz Alaz’ın anne ve babasıyız kızım da, asıl sen kimsin?”
Hale duyduğu cevap karşısında bir anda elini ayağını nereye koyacağını şaşırmıştı. Kollarını çözmüş, kapıya tutunarak dengesini korumuştu.
“Be-be-ben…” diye kekelemişti. “B-ben Alaz’ın kız arkadaşıyım. Alaz size olanları haber vermedi mi?”
Yavuz Bey de Lale Hanım da duydukları karşısında büyük bir şok geçirmişlerdi. Lale Hanım baygınlık geçirecek gibi hissetmişti. Yavuz Bey daha sakindi.
Lale Hanım “Neyi haber vermedi mi evladım?” dedikten sonra Hale’yi ittirerek içeriye girmiş, geçerken de “Çekil şuradan bakayım,” diyerek genç kadına iğrenç bir böcek muamelesi yapmıştı. Hayatının son dönemlerinde hep saygıyla karşılanan birisi için Lale Hanım’ın bu tavrı oldukça aşağılayıcı olmuştu.
Kadının arkasından şaşkın gözlerle bakan Hale’ye aldırmadan Yavuz Bey de içeriye dalmıştı. Hale ise birkaç saniye kapıda bocalamış, ardından bunun belki de ayağına gelen bir fırsat olduğuna karar vererek kapıyı kapatıp içeriye geçmişti.
Lale Hanım, Hale’nin seçtiği yeni koltuk takımlarının berjerlerinden birine kurulmuş, kraliçe edasıyla etrafı inceliyordu. Yavuz Bey de diğer berjerdeki yerini almış, Hale’den gelecek açıklamaları bekliyordu.
Lale Hanım’ın incelemeleri sona erdiğinde gözleri Hale’yi bulmuştu.
“Şimdi bize burada neler olup bittiğini doğru düzgün anlat bakalım!”
Hale ellerini birbirine sürtüp ayakta dikilmeye devam etmişti.
“Öncelikle bir şeyler içmek ister misiniz?”
Lale Hanım elini sallamıştı.
“Aman, kalsın! Şu anda tek istediğimiz şey neler olup bittiğini öğrenmek.”
Hale çaresiz kalmış gibi bir bakışla üçlü koltuğa geçip oturmuştu bunun üzerine. Konuşmaya başlamadan önce derin bir nefes almıştı.
“Eski gelininiz ve Alaz kısa bir süre önce anlaşamadıkları için boşandılar,” diyerek Alaz’ın anne ve babasının tepkilerine bakmıştı. Her ikisinin de yüzlerinin gerildiğini görünce yutkunup devam etmişti. “Zaten her şeyin yolunda olduğu bir evlilik sürdürmüyorlardı. Alaz’la tanıştığımızda o çok mutsuzdu. Başarılı bir iş adamıydı ama hayatında her şeyin yolunda olmadığı çok açıktı. Şirkette çalışmaya başladığım gün fark etmiştim bunu. Ona her baktığımda biraz daha ilgimi çekiyordu üzerindeki durgunluk, yoksunluk… Ben de onun ilgisini çekmiş olmalıyım ki çok kısa bir süre sonra birbirimize açıldık ve çok geçmeden de gizli saklı görüşmeye başladık. Alaz’la ilgili bazı şeyleri şirket içinde duymuştum, ancak Alaz evliliğinin altında yatan gerçekleri bana kendisi anlattı. Alaz’ı evli olmasına rağmen çok seviyordum ve onu her türlü kabul etmiştim. Karısı ile aralarında bir münasebet olmadığı için içim de rahattı. Bu konuda hiç baskı yapmamama rağmen bir gün bana gelip boşanacaklarını söylediğinde şaşırdım. Sevindiğimi inkâr edemem ama şaşkınlığım daha ağır basıyordu. Nedenini sorduğumda verdiği cevapla daha da büyük bir şok yaşadım. Benden duymuş gibi olmayın fakat eski gelininizin bir takım yanlış hareketleri sonucunda Alaz’ın bu evliliği bitirme kararı aldığını sanıyorum.”
Hale yalanlarıyla süsleyerek anlattığı çarpıtılmış gerçeklerden sonra susup, kaygıyla beklemeye başlamıştı. Ne Yavuz Bey’den ne de Lale Hanım’dan çıt çıkmıyordu. En sonunda duyduklarının etkisinden sıyrılan Yavuz Bey cep telefonunu çıkarıp rehberinde dolaştıktan sonra aradığı numarayı bulmuş ve arayıp kulağına götürmüştü.
Arama cevap vermediğinde telefonu kapatıp Lale Hanım’a bakmıştı.
“Zeynep telefon numarasını kapattırmış,” demişti.
Hale tekrar söze karışmıştı.
“Onu Alaz kapattırdı. Zeynep giderken telefonunu da bırakıp gitmiş.”
Lale Hanım tüm bu olanlara daha fazla dayanamıyormuş gibi oturduğu yerden kalkmıştı. Koltuğun yanına bıraktığı çantasını alıp antreye doğru ilerlerken Yavuz Bey de eşini takip etmişti.
“Alaz nerede?”
Hale omuz silkmişti. Fakat önünde kalan adam ve kadın bunu görmediği için “Bilmiyorum,” diyerek cevabını tekrarlamıştı. Alaz’ın ailesini asansöre binmeden önce yakalamıştı.
Lale Hanım asansör kapısını tutarken Hale’ye varlığına katlanamadığı bir böcek gibi bakmaya devam etmişti.
“Sen de evine gitsen iyi olur kızım. Bekâr bir adamın evinde ne işin olduğunu da anlayabilmiş değilim ya…”
Hale sanki az önce Alaz’la sevgili olduklarını açıklayan kendisi değilmiş gibi sabırla “Teyzeciğim, Alaz’la sevgili olduğumuzu söyledim ya…” demişti.
Lale Hanım’ın kaşları biraz daha çatılmıştı.
“Nereden teyzen oluyorum ben senin?” diye parlamıştı. “Hem sevgilisiysen de sevgilisisin. Bu bu evdeki varlığını açıklamaya yetiyor mu bakayım? Akşam geldiğimde seni burada görmek istemiyorum!”
Hale’ye cevap hakkı tanımadan asansöre binmiş, arkasından kocasını da çekiştirip zemin kat tuşuna basmıştı. Hale ise arkalarından bakakalmıştı. Onca kendisini sevdirme çabasına rağmen Alaz’ın ailesi kendisine düşmanmış gibi yaklaşmıştı. Yoluna taş koyan bu durum karşısında Hale ne yapacağını şaşırarak eve girmiş, kadını biraz daha öfkelendirmemek adına eşyalarını toplayarak kendi evine geçmişti.
Lale Hanım ve Yavuz Bey ise buraya hiç gelmemiş olmayı dileyerek şirkete geçmişlerdi. Alaz bir süredir alışkanlık haline getirdiği gibi şirketteydi. Bir zamanlar babasına ait olan odasında oturmuş, bazı dosyaları inceliyordu. Kapısı gürültüyle açıldığında, buna cesaret eden densize haddini bildirmek için başını kaldırmış, içeriye giren anne ve babasını gördüğünde oturduğu koltuktan saygıyla ayağa kalkmıştı.
Alaz şaşkınlığını üzerinden atıp “Baba?” derken Yavuz Bey öfkeli adımlarla masanın arkasına geçmiş, büyük bir nefretle oğlunun üzerine atılıp ceketinin yakalarına yapışmış ve kendisine yaklaştırmıştı.
“Ne yaptın lan sen, ha? Ne yaptın?” diye kükremişti.
Alaz ailesinin olanları öğrendiğini anlamıştı ancak nereden öğrendiğini bilmiyordu. Belki de şirket avukatı Hilmi Bey duyurmuştu. Belki de aile dostlarından birisi haber vermişti. Belki de ailesi sırf bu yüzden habersizce gelivermişti.
Babasının ellerini tutup kendisinden uzaklaştırmaya çalışmıştı. Ancak Yavuz Bey çok sıkı tuttuğu için bunda zorlanmıştı.
“Ne yapmışım?” demişti babasının aksine gayet sakin bir şekilde.
Yavuz Bey çektiği tek elini yumruk yapıp oğlunun yüzüne indirecekken Lale Hanım “Yeter!” diye bağırmıştı. “Bırak onu Yavuz. Sakin sakin konuşalım.”
Yavuz Bey eşinin bağırmasının ardından oğlunun yakalarını bir kere daha sıkmış, sonra iterek geri bırakmıştı. Bulunduğu yerden masanın önündeki koltuklara geçerek oturmuştu. Lale Hanım da yanındaki yerini almıştı.
Anne ve babası oturduktan sonra Alaz da koltuğuna tekrar yerleşmişti.
“Senden bir açıklama bekliyoruz?” diyerek Alaz’a taviz vermez gözlerle bakmıştı Lale Hanım. Alaz konunun ne olduğunu bildiği halde bilmezden gelerek “Hangi konuda?” demişti.
“Hangi konuda olacak ulan eşek herif!” diye köpürmüştü Yavuz Bey tekrar. Lale Hanım Yavuz Bey’in elini sıkarak, bir kere daha uyarmak zorunda kalmıştı.
“Boşandığını bize ne zaman söylemeyi planlıyordun? Üzerinden bir sene geçtikten sonra mı?”
“Şu mesele…”
Yavuz Bey sinirle yerinden kalkacakken Lale Hanım kolundan tutarak durdurmuştu.
“Şu mesele diyor bir de serseri, duyuyor musun?” diyerek karısına bakmıştı.
“Sakin ol,” diyerek eşini son kez uyardıktan sonra Alaz’a dönmüştü Lale Hanım.
“Oğlum, senin amacın bizi bu yaşta kalpten götürmek mi? Ne demek boşanmak? Biz sana o kızı emanet edip de gitmedik mi? Bu şirketin yönetimini sana evlenmen karşılığında vermedik mi?”
Annesine bomboş gözlerle bakmıştı Alaz.
“Kendin de söylüyorsun anne, evlenmem karşılığında verdiniz. Sonrasında ne yapıp yapmayacağımı söylemediniz. Ben de evlendim, şirketi devraldım ve şimdi de bu göstermelik evliliği sonlandırdım.”
Öfkeden aldığı nefesler yetersiz gelince gömleğinin yakasını çekiştirerek üstteki düğmelerini açmaya çalışan Yavuz Bey “Seni öldürürüm Alaz Efendi, seni öldürür evlat katili olurum!” diyerek Alaz’a nefretle bakmıştı oturduğu yerde dikleşerek.
“Neden baba? Senin izinden gittiğim için mi? Yoksa sizin cesaret edip de yapamadığınızı yaptığım için mi?” Ara verip alayla gülmüştü. “Ben senden ne gördüysem onu yaşadım. En azından boşanmayı göze alacak kadar cesur davrandım!”
Bu sözler üzerine Lale Hanım Yavuz Bey’e daha fazla engel olamamıştı. Adam oturduğu yerden kalkıp oğlunun yakasına yapışır ve az önce indiremediği yumruğu Alaz’ın yüzüne indirirken attığı çığlıkla olduğu yerde kalakalmıştı.
Yavuz Bey’in tek eli Alaz’ın ceketini sıkı sıkıya tutarken adam “Hiç mi insanlığın yok lan senin?” demişti. “Bu kadar mı kötü yetiştirdik biz seni?”
Az önce o yumruğu yiyen Alaz değilmiş gibi soğukkanlılıkla cevap vermişti genç adam.
“Yetiştirdik yanlış kelime baba. Yetiştiren annemdi. Yetiştirdi annen seni, demeliydin. Biz annemle birbirimize sahip çıkmaya çalışırken sen kazandıklarını başka kadınlarla yemenin peşindeydin. Şimdi karşıma geçip de senden bir farkım olmadığı için bana hesap mı soracaksın? Hep derdin ya hani sen kime çektin diye… Dayılarımda arardın ya suçu hani… Bir suçlu arıyorsan aynaya dönüp de bir bak baba. Sana çekmişim ben işte. Bunun için de bana yumruk atacak mısın?”
Yavuz Bey oğlunun sözlerinden sonra ne yapacağını bilememişti bir süre. Sonra yorgun bir ifadeyle geri çekilmişti. Lale Hanım ise durmaksızın gözyaşı döküyordu Alaz’ın söylediklerinin ardından. Geçmişi unutmaya çalıştıkça ilk günkü kadar canlı bir şekilde karşısına dikiliyordu yaşadıkları.
“Bunları yüzüme vurmak mıydı yaptıklarının amacı? Bunca yıl susman, biriktirdiklerini böylece yüzüme kusmak için miydi?”
Omuz silkmişti Alaz.
“Planlamamıştım aslında hiçbir şeyi. Karşıma geçip benden hesap sormaya kalkmasan, ölene kadar sessiz kalacaktım belki de.”
Alaz sustuktan sonra kimse konuşmamıştı. Bir süre odada Lale Hanım’ın hıçkırıklarından başka ses duyulmamıştı. Yavuz Bey yüzüne vurulanların utancını yaşamış, Alaz da kendi içinde söyledikleriyle ileri gidip gitmediğinin tartışmasını yaşamıştı. Lale Hanım ise geçmişte yaşadıkları zor zamanların önüne serilmesiyle o günlere geri dönmüştü.
“Siz nasıl öğrendiniz?” diyerek merak ettiği başka bir konuya geçmişti daha sonra Alaz.
Lale Hanım gözyaşlarının arasından oğluna bakmıştı.
“Kız arkadaşın anlattı.”
“Kız arkadaşım? Hale mi?”
Lale Hanım omuz silkmişti. Çantasını karıştırıp bir mendil ararken “Adı her neyse işte!” demişti. “Eve gittiğimizde bize kapıyı o açtı. Zeynep’i görmeyi beklerken onunla karşılaştığımızda yaşadığımız şoku sen düşün. Yanlış eve mi geldik diye düşündük başlangıçta, ama sevgilin olanları anlatma konusunda pek bir hevesliydi. Bu sayede boşandığını öğrendik.”
Alaz bunun hesabını sonra soracaktı Hale’den. Kendisinden önce ailesiyle konuşma cesaretini gösterebildiğine göre Alaz’a hesap da vermeyi göze almış olmalıydı genç kadın.
“Nereden buldun onu?”
Alaz derin düşüncelere dalmışken annesinden gelen soruyla Lale Hanım’a dönmüştü.
“Nasıl?”
“Öylesine hesapçı bir ifade vardı ki yüzünde, onunla birlikte olup da bunu göremiyor olmana şaşırdım, oğlum. Nereden buldun bu kızı?”
Hale’nin ailesiyle olan konuşmasını merak etmişti Alaz annesinin sözleriyle. İşin gerçeği ya, o da biliyordu Hale’nin ne olduğunu. Ancak kolayına geliyordu şimdilik yeni bir ilişkidense eskisine devam etmek.
Başlangıçta Hale’nin kendisini gerçekten sevdiğini düşünmüştü. İlk defa birlikte olmalarından sonra Hale Alaz üzerinde hak iddia etmeye kalkmamıştı. Birlikte iyi vakit geçirmiş iki insan olduklarını ve bunun devamında kendisine karşı bir sorumluluk hissetmemesi gerektiğini, işini sevdiğini ve bu yaşanılanların iş hayatını etkilemesini istemediğini söylemişti. Çalışkan bir personelini kaybetmemek ve yeni bir eleman arayışına girmemek için Hale’nin söyledikleri işine gelmişti genç adamın da.
Zamanla Hale’nin konuşması ve anlaşması kolay bir kadın olduğunu görmüştü. Alaz onunlayken rahattı. Günün bütün stresini onunla yaptığı küçücük bir sohbetle bile atlatabiliyordu. Üstelik inkâr edemeyeceği bir cinsel çekim yayıyordu Hale etrafına. Kadın hem güçlü, hem çalışkan hem de güzeldi. Her güzel şeyin kendisinin olmasına alışkın olan bir adam için Hale’yi istemek kaçınılmaz sondu belki de.
Böylelikle tekrar birlikte olduklarında kalıcı bir ilişkinin de temellerini atmış oldular. Boşanacaklarını söyleyene kadar da Hale’nin nasıl bir hesap peşinde olduğunu göremedi Alaz. Aslında işaretleri okumayı bilseydi, bu kadar ileri gitmezdi. İlk hediye ettiği elmas küpeyle Hale’nin gözlerinde beliren hırs ve tutkuyu, kendisi adına çıkarttırılan kredi kartını görene kadar Alaz’a gösterdiği özel ilgiyi, her ayın sonu gelmeden dolan limiti yükselttirebilmek için girdiği büyük savaşı birazcık düşünmüş olsa bitirirdi ilişkisini genç adam.
Şimdi Hale kurtulması güç bir tümör gibiydi Alaz’ın hayatında. Öyle hızlı yayılıyordu ki gecesine, gündüzüne… Alaz kendi iç çatışmasını yaşarken ona dur demeye fırsat bulamıyordu.
“Alaz?”
“Hım?”
“Cevap vermedin oğlum?”
Alaz düşünceler içinde kaybolduğunu fark edince silkinerek kendisine gelmişti.
“Ne sormuştun anne?”
Lale Hanım gözyaşlarını elindeki mendille silerek oğluna endişeli gözlerle bakmıştı.
“Kim o kadın demiştim?”
“Kız arkadaşım olduğunu öğrenmişsiniz ya, anne. Daha bunun nesini öğrenmek istiyorsun?”
Lale Hanım tek gözünü kısıp Alaz’ın masasına doğru eğilmişti. “Gerçekten de boşanmadan önce bile görüşüyor muydun onunla?”
Alaz annesinin bunu bilmesine şaşırmıştı. Bunu da mı yumurtladın Hale, diye düşünürken başını sallamıştı.
“Evet, anne. Yaklaşık bir buçuk senedir görüşüyoruz.”
“Bir de burada çalışıyormuş galiba?”
Sabırla derin bir nefes çekmişti Alaz. Hale’nin listesi kabarıyordu gittikçe.
“Evet, anne. Burada çalışıyor.”
“Şirket içi bir ilişki skandalı daha mı yarattınız burada?”
Yavuz Bey’in geçmişinde yaşadıklarına yönelik bu dokundurmanın kendisini üzdüğünü bile bile söylemişti bunları Lale Hanım. Alaz da annesinin bunu neden yaptığını anlayamamıştı. Yavuz Bey ise bakışlarını oğluyla ya da eşiyle karşılaşmamak için kaçırmak zorunda kalmıştı.
“Hayır, anne. Ben bir skandal yaratmadım.”
“Siz bir buçuk sene görüştünüz ve kimse sizi bir arada görmedi, öyle mi?”
Alaz başını önüne eğmişti.
“Bilmiyorum, anne. Unut gitsin, tamam mı?”
Lale Hanım başını iki yana sallayarak derin bir iç geçirmişti.
“Onunla evlenecek misin? Evlenemezsin, Alaz. Buna izin veremem. O kadınla birlikte olmanı bile istemiyorum şu anda.”
Alaz hayatına yapılacak bir müdahaleye daha tahammül edemeyecekti. Bu yüzden annesine sert çıkarak “Bu seni ve ya sizi ilgilendirmez!” demişti. “Hale’yle canım ne istiyorsa onu yaparım!”
“Senin evli olduğunu bile bile araya giren bir kadın kim bilir ileride neler yapar, oğlum. Ben seni düşünüyorum sadece.”
Alaz annesinin haklı olduğunu ileride anlayacaktı belki de. Ama o an için kızgındı sadece.
“Fazla düşünme sen bunları. Ne yapacağıma ben kendim karar verebilirim.”
Oğlunun azarlar gibi çıkan sesinden sonra yerine sinmişti yaşlı kadın. Ne günah işledim Allah’ım, diye düşünmüştü. Kocasından çektikleriyle oğluna sarılmış, oğlu ise yaptıklarıyla onu hayal kırıklığına uğratmaktan ve bunu sürekli tekrarlamaktan yorulmamıştı.
“Zeynep telefonunu bırakmış sanırım?”
Alaz boş bulunup “Bunu da mı söyledi?” diye isyan etmişti.
Lale Hanım fırsat bulduğu için sevinerek “Bir de Zeynep’in yanlış bir şeyler yaptığı imasında bulundu,” demişti.
Alaz sinirle dişlerini sıkmıştı.
“Zeynep’ten bahsediyoruz. O kadının yanlış bir şey yaptığını düşünebiliyor musun sen?”
“O halde neden boşandın oğlum? Neden birazcık olsun sevmeye çalışmadın o kızcağızı? Yazık günah değil mi, bir de bir evladınız var sizin?”
Alaz’ın suçlu gibi gözlerini kaçırmasının üzerine endişeleri artmıştı Lale Hanım’ın.
“Ateş’le görüşüyorsun değil mi?”
Alaz sessiz kalınca Lale Hanım daha ne kadar hayal kırıklığına uğrayabilirim diye düşünmüştü.
“Sana hiçbir şey öğretememişim ben, Alaz. Kızgınlığım sana değil, kendime annem,” diyerek konuşmaya başlamıştı. “Belki de her istediğini yapmamalıydım. Azıcık kıyıp da dövseydim seni, her ağladığında yeni bir oyuncakla silmeseydim gözlerini belki de şimdi daha farklı olurdun. Yazık, oğlum… Hem kendine, hem Zeynep’e, hem de torunuma yazık…”
Alaz annesinin sözleri üzerine olabildiğince ezilip büzülmüştü. Hep kızdığı, nefretle baktığı babasından ne farkı olmuştu ki? Bencillik babasından kendisine geçen korkunç bir özellikti. Kıymet bilmeme, doyumsuzluk, maymun iştahlılık, inat ve vurdumduymazlık da diğer gerçekleriydi hayatının. Özür bile dilemeye yüzü yoktu.
O sessiz kaldıkça oturduğu yerde delireceğini düşünmüştü Lale Hanım. Sonunda dayanamamış, ayağa kalkmıştı.
“Nerede Zeynep?” diye sormuştu.
Alaz sinirlenmeye hakkının olmadığını bile bile annesinin sorusu üzerine sinirlenmişti. “Sinan’da!” diye mırıldanmıştı dişlerinin arasından.
“Sinan’da mı?”
Lale Hanım da şaşırmıştı buna.
“Evet, kendisi karıma kol kanat germeye karar verdi de.”
Lale Hanım “Adam olsaydın da sen kol kanat gerseydin eski karına,” demekten kendisini alamamıştı.
Alaz yine bir şey diyememenin ezikliğini yaşamıştı.
“Kalk Yavuz Bey, kalk da torunumuzu görmeye gidelim.”
Yavuz Bey oturduğu yerden kalkmıştı. Kızsa bile kendi yaptıklarının yüzüne vurulmasından dolayı söylenmeye yüzü yoktu. Birlikte oradan ayrılmadan önce Lale Hanım Alaz’a dönmüştü.
“Akşam sende kalmayı düşünüyorduk. Ama tüm bu olanlardan sonra bir süre seni affetmeye içim el vermiyor Alaz. Amerika’ya dönmeden önce haber veririz,” demişti. Son bir bakıştan sonra ise Sinan’a gitmek üzere şirketten ayrılmışlardı.
Zeynep içinse kayınvalidesi ve kayınpederini görmek sürpriz olmuştu. Alaz’la evlenirken de, evlendikten sonra da onların desteğini hissetmişti. Şimdi de kendisini yalnız bırakmamışlardı. Ateş’i de onlardan ayırmaya niyeti yoktu. Babası oğlunu istemiyor diye, onlara küsmeyecekti.
Hayat kolay değildi. Herkesin bir sınavı vardı. Onların sınavı da buydu. Alaz bu sınavdan kalmış, Zeynep ise oğlu için güçlü durmayı başarmıştı. Daha yaşanılacak çok şey, atlatılacak çok sınav vardı. Gelecek günlerin nelere gebe olduğunu bilmeden geçiyordu zaman. Alaz bu zamanda tükeniyor, Zeynep ise Anka kuşu gibi geçmişin küllerinden yeniden doğuyordu.