YEDİNCİ BÖLÜM

4021 Kelimeler
Beklemek zordu. Beklemek yorucuydu. Bekleyişin sonunda yıllardır kaçıp saklandığın, yüzleşmekten korktuğun birini görecek olmak varsa daha da zordu. Görüşme talebinin reddedilmesi durumunda üzerinde yaratacağı etkiyi tahmin edememek de vardı tabii. Sinan her türlü gergindi işte. Zeynep’in merak, heves ve endişe yüklü sorularına cevap vermekte bile zorlanıyordu. O anda kendi içine öyle bir dalmıştı ki yüzeye çıkmak zor geliyordu. Sahi, neden Burcu’ya gelmişlerdi ki? Neden gidebileceği onca avukat varken, aklına bir anda Burcu gelmişti? Sorularının cevabını verebilecek kadar düşünmeye vakti olmadı. Genç sekreter yüzü allak bullak bir halde içeriye girip doğrudan Sinan’ın yüzüne baktı. Anlık bir öfke ifadesi yüzünden gelip geçti ve sonra profesyonel olmaya gayret ederek gülümsedi. “Burcu Hanım sizinle görüşecek. Koridorun karşısındaki ikinci odada sizi bekliyor,” dedi. Zeynep yüzünde rahatlamanın verdiği bir gülümsemeyle ayağa kalkarken, Sinan sanki az sonra idam edilecekmiş gibi ağır ve isteksiz hareketlerle oturduğu yerden doğruldu ve kendi kendine oyun oynayan Ateş’i kucağına alıp koridora çıktı. “Sinan… Çok heyecanlıyım,” diye fısıldadı Zeynep koridora çıktıklarında. Sinan genç kadını rahatlatabilecek cümleler kuramıyordu. “Endişelenecek bir şey yok,” diyebildi sadece. Ateş’i tek koluyla taşımaya devam ederken, diğer elini Zeynep’in omzuna koydu ve sekreterin söylediği odanın önünde durdular. Zeynep’in bakışları Sinan’a kaydı ama genç adamın bakışları kapı kolundaydı. Elini değse yakacaktı sanki. Bu yüzden Zeynep’e dönüp her şey yolundaymış gibi gülümsemeye çalışarak “Sen önden gir,” dedi. Zeynep başını salladı ve kapıyı çaldı. İçeriden ince ve güçlü bir ses ‘Girin,’ diye seslendiğinde titrek hareketlerle kapıyı araladı. Ferah ve aydınlık odaya girerek, arkasında bekleyen Sinan’ın da içeriye geçebilmesi için yolu açtı. Masasının arkasında oturan Burcu’yu gördüğünde ister istemez kadını incelemeye başladı. Zeynep’in esmer tenine inat, Burcu bembeyazdı. Zeynep genç kadının pürüzsüz ve taze görünümlü yüzünü çevreleyen saçlarının doğal mı yoksa boya mı olduğunu merak etti. Boyaysa bile iyi bir kuaförün elinden geçmiş olmalıydı. Yüzünde gram makyaj yok gibiydi. Bilmiyordu ki, onlar gelmeden önce sekreterinin makyaj malzemeleriyle kızaran yüzünü kamufle etmişti. Zeynep karşısında oturan kadının kendisini görgüsüz gibi algılamasından korkarak bakışlarını Burcu’nun kıyafetinin masanın üstünden görünen kısmında dolaştırdı. Giydiği gömleğin vücudunu sarışından ince ve uzun bir bedene sahip olduğunu anlayabiliyordu. Beyaz gömleğin açıkta bıraktığı gerdanında ince ve zarif bir kolye sallanıyordu. Zeynep böylesine bir kadının karşısında kendisini çok zayıf hissetti. Bu ise ileride atacağı adımların güçlü ayak seslerine ön ayak olan bir gelişmeydi. Burcu da o anda içeriye giren kadını incelemekteydi. Zarif, ince kaşlarının altında kalan gölgeli mavi gözleri Zeynep’in üzerinde gidip geliyordu. Karşısındaki kadın kesinlikle beklediği gibi biri değildi. Sinan’ın hayatına aldığı kadın profiline olan aşinalığından, süslü ve kendisinden emin bir kadınla karşılaşmayı beklerken, mahcup görüntüsünün altında saflığını okumanın zor olmadığı bir kadınla karşılaşmıştı. Kendisinde olmayıp da Zeynep’te olanın ne olduğunu merak etti. Her iki kadın da o anda birbirlerinden habersiz, kendi eksikliklerini algılamaya çalışıyordu. Sonunda içeriye adım atan Sinan’la birlikte, ortam bir anda ağırlaştı. Burcu’nun Zeynep üzerinde gezinen bakışları Sinan’a kaydı. Kucağında gördüğü çocukla ise Burcu derinden sarsıldı. Kaşları çatıldı; çenesi, akmakla tehdit eden gözyaşlarının etkisiyle titredi. Ancak Burcu dişlerini sıkıp tüm zaaflarını sert bir maskenin altına sakladı. Sinan ise kucağında Ateş’i taşıdığını unutmuştu. Burcu’nun kendisini gördüğü anda vereceği tepkiyi yakalamaya öyle odaklanmıştı ki, inmek için kucağında huysuzlanan Ateş’i fark edememişti. Kollarında balık gibi kıvrılan çocuk sonunda kurtulup aşağıya inebildiğinde çattığı kaşlarıyla Sinan’a bakıp annesinin yanına gitti ve Zeynep’in elini tuttu. Sinan hala Burcu’ya baktığı için Ateş’in verdiği tepkilerin tümünü kaçırdı. Tüm bunlar yaşanırken iki kişinin gözleri bir an olsun birbirinden ayrılmamıştı. Sinan boğazının neden düğümlendiğini, neden karşısında duran kadının ifadelerini yakalamaya bu kadar taktığını anlayamıyordu. Kaşlarını mı çatmıştı Burcu? Kendisini görmekten pek mutlu değil miydi yani? Sinan düşündüklerine gülmek istedi. Kim kendisini kıran, döken birini görmek isterdi ki? Tuhaf havayı dağıtabilmek için Sinan birkaç kere ağzını açtı ancak söyleyebilecek bir şey bulamadı. Sonunda yutkunup normal olmaya çalışarak “Merhaba Burcu,” dedi. Sanki aralarına yıllar girmemişti. Burcu karşısında dikilen adamın sesini duyduğunda kaçıncı olduğunu saymayı bıraktığı derin sarsıntılardan birini daha hissetti. Söylemek istediği çok şeyi varken susuyor olmak ne de zordu. “Sinan,” diye selamladı genç adamı sadece. Sonra Zeynep’e dönüp zorla gülümseyerek masasının önüne karşılıklı yerleştirilmiş ikili deri koltukları gösterdi. “Buyurun, oturun lütfen.” Zeynep Sinan ve avukat arasında geçen bu tuhaf bakışmanın farkındaydı ancak sebeplerini bilmiyordu. Buradaki işleri bittiğinde ve eve gittiklerinde Sinan’ı bu konuda köşeye sıkıştırmayı düşünüyordu. Ancak şimdi yapılması gerekenler vardı. Bu yüzden kadının gülümsemesine acemi bir karşılık verip kendisine gösterilen yere oturdu. Elinden tutan oğlunu da yanına oturttu. Sonra bakışları Sinan’ı buldu. Genç adamın hala olduğu yerde dikildiğini fark ettiğinde “Sinan,” diyerek oturması gerektiğini hatırlattı. Zeynep’in sesiyle bir süredir girmiş olduğu transtan kurtulmuştu Sinan. Zeynep’in karşısındaki ikili koltuğa geçtiğinde konuşmayı bilmeyen bir çocuktan farkı yoktu. Onlar yerine bu işi Burcu üstlendi. “Evet, size nasıl yardımcı olabilirim?” diye sordu. Zeynep Sinan’ın konuşmasını bekledi. Ancak geçen bir dakikanın ardından ondan bir yardım gelmeyeceğini anladığında kaşlarını çatıp konuya giriş yaptı. “Ben boşanma davası açacağım.” Burcu başı önüne eğik Sinan’ın bu boşanmayı istemeyen taraf olduğunu düşündü. Boşanmak istemeyecek kadar çok mu seviyordu kadını yani? Üstelik bir de çocukları vardı. Nasıl bir trajediydi ki bu? Kalbini kırıp kırıp üzerinden geçen bir adamın kalbinin kırılışını izliyor olmak nasıl bir oyunuydu kaderin? Burcu ellerini çenesinin altında birleştirip masaya yaslandı. Kendisine yaşattıklarına rağmen Sinan’ın acı çektiğini görmek istemediğini düşündü. Ancak düşüncelerini bir kenara bıraktı. Ve  “Anlaşmalı bir boşanma olmayacak gibi?” diye sordu. Zeynep kadının bunu nereden anladığını bilemedi. Daha Alaz’ı görmemişti bile ama tahmini oldukça yerindeydi. Sinan işinde iyi olduğunu söylerken abartmamıştı demek ki. “Öyle galiba, nasıl anladınız?” dedi sesindeki hayretle. Burcu buruk bir tebessümle Sinan’ı işaret etti. “Eşiniz başını kaldırmıyor, baksanıza.” Bu sözler üzerine Sinan ani bir hareketle bakışlarını Burcu’ya çevirdi. Ancak kadın ona bakmıyordu. Zeynep’in ise aklı karışmıştı. “Eşim derken Sinan’ı mı kast ettiniz?” Burcu başını sallayarak onayladı. Konuşacak, cümle kurup bunu onaylayacak kadar rahat değildi. Zeynep ise yanlış anlamanın farkına varıp genişçe gülümsedi. “Siz yanlış anladınız,” dedi. “Sinan benim arkadaşım. Ben Alaz’dan boşanmak istiyorum.” İçeriye girdiklerinden beri konuşma konusunda pek bir çaba harcamayan Sinan bunun üzerine durumu ele alması gerektiğini fark ederek derin bir nefes aldı. “Alaz’ı hatırlarsın, en yakın arkadaşlarımdan biriydi. Zeynep’le dört senedir sorunlu bir evlilik hayatı sürüyorlar. Ancak Zeynep boşanmaya karar verdi. Boşanma davaları konusunda tecrübeli, iyi bir avukat ararken senin yardımcı olabileceğini düşündüm.” Burcu yanlış anlamanın verdiği utanç ve Sinan’ın aslında evli olmadığı gerçeği arasında sıkışıp kaldı. Yüzü kızarırken, utandığı her seferinde yaptığı gibi parmaklarıyla alt dudağını çekiştirmeye başladı. Bakışlarını kimsede sabit tutmuyor, etrafta amaçsızca gezdiriyordu. “Özür dilerim,” diyebildi sonra. “Benim hatam. Sormam gerekirdi.” Zeynep kibarca gülümseyip başını iki yana salladı. “Sorun değil,” diyerek paniğe kapılan avukat hanımı rahatlatmaya çalıştı. Burcu da bu çabanın farkına varıp duygularını bir kenara bıraktı. “Boşanma talebinizi biraz daha açabilir misiniz Zeynep Hanım?” “Sinan’ın da söylediği gibi Alaz’la dört senedir evliyiz. Ancak biz anlaşamıyoruz.” Burcu başını salladı ve devam etmesi için teşvik etti. “Peki, anlaşamamanızın sebebi nedir? Belki de iyi bir aile terapistinin yardımıyla sorunlarınız çözülebilirdi?” Zeynep başını iki yana salladı. “Bizim sorunlarımız çözülecek gibi değil avukat hanım,” dedi. “Biz istemeden evlendik.” Burcu kaşlarını kaldırdı. Durumu anlamaya çalışıyor, ancak bunda zorlanıyordu. Sinan ve Alaz gibi adamları değil evlendirmek, zorla yemek bile yedirmenin imkânı yoktu. “Zorla mı evlendirildiniz?” “Onun gibi bir şey…” Zeynep’in ketumluğu yüzünden Burcu’nun zorlanacağını düşündüğü için Sinan bir kere daha araya girdi. “Alaz mezun olduğumuz yaz Zeynep ile çiftliklerinde tanışmış ve ne yazık ki bir takım hatalar yaparak Zeynep’i zor durumda bırakmış.” Sinan kendi durumlarının hassasiyetine benzer bir durum söz konusu olduğu için bu cümleden sonra durdu ve Burcu’nun yüzünü inceledi. Ancak genç kadının yüzü taş gibiydi. Hiçbir ifade barındırmayan yüzü ve gözleriyle Sinan’ın devam etmesini bekliyordu. Bunun üzerine Sinan tekrar önüne dönüp, anlatmaya devam etti. “Durumu öğrenen aileleri onları evlenmeye zorlamış. Alaz’ın babası eğer evlenmezlerse, Alaz’ı mirasından men etmekle tehdit etmiş. Evlendikten bir süre sonra Ateş doğdu. Ancak aralarında hiçbir şekilde karı koca münasebeti yoktu. Alaz bu süreçte başkalarıyla görüşmeye devam etti. Ateş’e hiçbir şekilde babalık yapmadı. Bunlar Zeynep’i yıprattı elbette ancak dün aralarında yaşanan tartışmaya kadar boşanmaya ikisi de yanaşmadı. Alaz psikolojik şiddette iyidir fakat dün Zeynep’i fiziksel anlamda da hırpalamış. Bu sebeple Zeynep daha fazla dayanamayacağına, boşanmak istediğine karar vermiş.” Zeynep Sinan’ın durumunu bütün netliğiyle anlatmasından sonra, yaşadıklarından utandı. Burcu bir avukattı ve bundan daha ağır durumdaki onlarca kadınla karşılaşmış olmalıydı. Yine de yaşadıklarını tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermek, yabancı birinin önünde alenen ortaya koymak tuhaftı. Sinan’ın anlattıklarından sonra Burcu içinde bir yerlerin acıdığını hissetti. Annesinin yanında öylece oturup, parmaklarını inceleyen Ateş’e kaydı gözleri ve küçük çocuğun güzelliği karşısında iç çekti. Masumiyet ve saflıkla ışıldayan bakışları olan bitenden habersiz, öylece etrafta dolaşıyordu. Burcu’nun içinde gidip çocuğu sarmalama hissi uyandırıyordu. Ateş’in bu konuda annesine çektiği kesindi. Daha birkaç dakikadır tanıdığı bu kadında da insanlarda koruma isteği doğuran bir duruş vardı. Sinan’ın genç kadını sahiplenmesinin, arkadaşının değil de Zeynep’in yanında olmasının sebebi bu olmalıydı. Alaz’ı geçmiş yıllarda Sinan’ın yanında gördüğü kadarıyla hatırlıyordu. Aralarında geçmiş hiçbir muhabbet yoktu ancak bu denli çirkin bir karaktere sahip olabileceğini de düşünmüyordu. Ne yanılgı ama… Zeynep bu adamdan aciliyetle kurtarılmalıydı. Burcu bu davayı alacaktı ve çözüme ulaşması çok da kolay olacaktı. Endişeli ve utangaç görünen kadına bu sefer samimi bir gülüş sundu. “Size yardım edebilmek için elimden gelen her şeyi yapacağım. İçiniz rahat olsun, çok zorlanmayacağımız bir boşanma olacaktır.” Zeynep Burcu’nun dedikleriyle rahatladı ve hevesle “Gerçekten mi?” diye sordu. Burcu başıyla onayladı. “Gerçekten,” dedi. “Eliniz kuvvetli. Kolay bir boşanma ve yüklü bir nafaka ile bu evlilikten kurtulabilirsiniz.” Zeynep nafaka sözcüğünü duyunca kaşlarını çattı. “Avukat Hanım,” dedi. “Ben nafaka istemiyorum.” Burcu kadının sözleriyle şaşırdı. Hem bunca acıya katlanmış, hem de bir çocuk annesi bir kadın olarak kazanabileceklerinin farkında mıydı acaba? Manevi tazminat ve iştirak nafakasıyla Alaz’ın bütçesinde önemli bir gedik açabilirlerdi ve Zeynep tüm bunları elinin tersiyle itecekti, öyle mi? “Nafaka istemiyor musunuz?” Zeynep başını salladı. “Evet, nafaka istemiyorum.” Zeynep’in kararlılığı karşısında Burcu’nun kaşları çatıldı. Zeynep’in böyle bir talebinin olmaması kötüydü. Burcu karşı tarafın avukatıyla kıyasıya bir mücadele sonucu tatmin edici bir tazminat alabileceklerini biliyordu. Buna rağmen Zeynep’in istekleri daha önemliydi. Ne yazık ki kadının bilmediği bir şey vardı ki, kendisi istemese dahi Ateş için iştirak nafakası talebinde bulunulacaktı. “Fakat siz nafaka istemiyor olsanız bile mahkeme oğlunuz için iştirak nafakası talep edecektir. Bunu da istemiyor musunuz?” diyerek durumu Zeynep’e de açtı. Zeynep bir kere daha başını salladı. “Evet, hiçbir şekilde o adamdan para istemiyorum.” Burcu dudağını dişledi. Durum cidden fazla karışıktı. “Zeynep Hanım, beni yanlış anlamazsanız size bir soru soracağım.” “Estağfurullah,” dedi Zeynep. “Sorun tabi.” “Oğlunuza bakabilecek maddi yeterliliğe sahip misiniz? Yani demek istediğim düzenli bir geliriniz var mı, çalışıyor musunuz? Ya da birikmiş bir hesabınız mı var?” “İkisi de yok Burcu Hanım. Ne birikmiş hesabım ne de bir işim var. Ancak kısa süre içinde çalışmaya başlayacağım. Ateş’e kendi başıma bakabilecek yeterliliğe geleceğim.” Burcu dudak büktü. “Bu durumda bu nafakayı talep etmemeniz bana hiç mantıklı gelmiyor,” diyerek kendi fikrini belirtti. “Yine çok özel olmazsa sebebini öğrenebilir miyim?” Zeynep buruk bir şekilde gülümsedi. “Tabi ki öğrenebilirsiniz,” dedi. “Ateş doğduğunda hastaneye kayın validem ve kayın pederimle gittim. Alaz o zamanlar bir numaralı metresiyle birlikteydi. Ben doğum sancılarıyla saatlerce cebelleştikten ve artık kendi canımdan vaz geçip, oğlumun canının derdine düştükten günler sonra ortaya çıktı. Oğlumun suratına bir kere olsun bakmadı.” Zeynep durup derin bir nefes aldı ve dolan gözlerindeki ıslaklığı dağıtmak için Burcu’nun kendisine dikkat kesilen yüzüne bakıp tebessüm etti. “Ateş’in tüm aşılarına tek başıma gittim. Geceleri çığlık çığlığa uyandığı her seferinde bir başıma olduğumu söylemeye gerek bile yok. Ateşli hastalıklarının her seferinde yalnızdım. Sadece Sinan… Bir tek o vardı ve Ateş babasına ihtiyaç duyarken, oğlumun babası yanında değildi.” Sinan Zeynep’in minnetle gözlerinin içine bakarak söylediklerine gülümsedi. Karşı koltuktan da olsa yanındayım dercesine başını salladı ve Zeynep anlatmaya kaldığı yerden devam etti. “İlk dişi çıktığında yalnızdık. Ateş ilk sözcüğünü söylediğinde onu sadece ben duydum. Alaz hak etmese de baba demişti oğlum. İlk yaş gününde Ateş’in doğum gününü tek başıma, ev yapımı bir pastayla kutladım. Ateş’e dokunur diye korkumdan bütün pastayı ağlaya ağlaya kendim yedim. Gece geç saatlerde dönen Alaz üç numaralı metresinin kokularını da beraberinde getirmişti. Ateş için bir hediye arayışıyla ellerine takılan gözlerim sadece boşlukla karşılaşmıştı. İkinci yaş gününde de aynı şey oldu. Sadece sevgilisinin numarası farklıydı. Ve üçüncü yaş gününde de aynı şekilde olduğunu anlamışsınızdır.” Durup kaşlarını çattı ve büyük bir dikkatle,  Burcu’nun kendisini anlamasını istercesine kadının gözlerinin içine baktı. “Bu kadar zamandır bir başımayken, Ateş’e hem anne hem baba olmayı öğrenmişken, Ateş’in karnıma düşmesine yardımcı oldu diye Alaz’a baba sıfatını yüklemek doğru olur mu? Ve sırf kâğıt üzerinde baba olduğu için görev icabı ondan para kabul etmek de yanlış değil mi?” Burcu’nun gözlerindeki anlayışı gördüğünde Zeynep geriye yaslanıp, başını eğdi ve gülümsedi.  “Beni anladığınızı görebiliyorum. Mümkünü varsa Alaz’ın hiçbir şeyini istemiyorum. Oğlumla beni rahat bıraktığı sürece evi, arabası, parası onun olsun. Benim huzurdan ve Ateş’ten başka hiçbir şeyde gözüm yok.” Kadının halini ancak kadın anlardı. Zeynep’in derdi Burcu’nun derdi olmuş, yüreğinin ortasına kurulmuştu. Sinan’ın odadaki varlığını bile unutmuştu Burcu. Az önce geçmişini düşünüp kederlere boğulduğu, gözyaşlarının izlerini makyajla sakladığı adam bile çıkmıştı aklından. Yerinden kalkıp Zeynep’in yanına yaklaştı ve elini genç kadının elinin üzerine koydu. Orta sehpaya, sırtı Sinan’a dönecek şekilde yerleşti ve konuşmaya başladı. “Sana söz veriyorum, Alaz’ın eli Ateş’e uzanamayacak,” dedi. “Onun parasını istemiyorsan anlaşma sağlayabiliriz. Nadir de olsa iştirak nafakası talep etmeyen müvekkiller olur. Her ne kadar doğru bir uygulama olmasa da, bazen mahkemeyle bu konuda ortak karara varabiliriz. Ancak senin bu güçlü tutumunu, ayakta kalma arzunu diri tutman lazım. Burada söylediklerini bir söz kabul edeceğim ve senin boşanmaya kadar sigortalı, düzenli maaş alabileceğin bir işe girdiğini göreceğim.” Zeynep beklemediği bu destek karşısında artık dizginleyemediği yaşlarını serbest bıraktı ancak ağlarken bile Burcu’ya gülümsüyordu. “Söz,” dedi. “Oğlum için başaracağım. Fakat önce eğitim lazım. Babam ve annem öldükten sonra amcamlar beni okutmadı. İlkokul diplomamı aldıktan sonra liseye gidemedim. Beni bu cahilliğimle kim, ne yapar bilmiyorum.” Burcu bunun üzerine dudaklarını bir kere daha büzdü. Zeynep’i sevmişti. Ona destek olmayı, yardımcı olmayı her şeyden çok istiyordu. Bir anda yüzünde kocaman bir gülümseme doğdu. Şu anda tatilde olan ortağı, bir süre önce sekreterine doğum izni vermek zorunda kalmıştı. Doğumdan sonra da bebeğin bakımı için bir süre daha olmayacaktı. Bu süre içinde Lale’nin her ikisine birden yardımcı olabileceğine karar vermişlerdi ancak genç kız için bu çok zorlayıcı bir iş haline gelmişti. Hem Lale’nin iş yükünü azaltmak, hem de Zeynep’e en kısa yoldan meslek edindirmek için bu tam bir fırsattı. “Bak ne diyeceğim? Ortağımın sekreteri olmak ister misin? Sana neler yapman gerektiğini Lale, yani sekreterim öğretebilir. Ne dersin, yapabilir misin?” Zeynep umutla bakışlarını Burcu’nun şimdi heyecanla ışıldayan mavi gözlerinden kaçırdı. Sinan’a bakıp, onun fikrini almak ister gibi kaşlarını kaldırdı. İki kadın arasında gerçekleşen ittifakı oturduğu yerde hayretle seyrediyordu Sinan. Burcu’nun kalbindeki saflığın, temizliğin ve merhametin emsaline bir kere daha şahit oluyordu. Onun Zeynep’e yardım edebileceğine inancı tamdı ancak bu kadarını beklemiyordu. Burcu son teklifiyle Sinan’a yıllar önce yaptığı hatanın ve o hatayı yapana kadar kendisiyle vermiş olduğu mücadelenin bir hatırlatıcısı olmuştu. Onu yanında istememesinin sebebi işte tam da buydu. Burcu’nun iyiliği Sinan’ın kirli geçmişinin içinde pas tutar, genç kızı yıpratırdı. Kararlılığına rağmen ona zarar vermekten uzak duramamıştı ne yazık ki. Ancak Burcu’yu aramayıp sormadan, bunca süre uzaktan uzağa takip ederek geç de olsa, kendince doğru olanı yapmıştı. Düşüncelerini bir kenara itip başıyla Zeynep’e onay verdi. Sinan’ın da onayıyla yüzü tebessümlerin en güzeliyle aydınlanan genç kadın Burcu’ya mutlulukla baktı. “Evet, yapabilirim,” dedi. “Ne isterseniz yapabilirim. Okumadığıma bakmayın. Kolay öğrenirim. Sizi hayal kırıklığına uğratmam.” Burcu Zeynep’in ellerini daha sıkı sarıp destek verir gibi sıktı. “Biliyorum,” diyerek gülümsedi. “Evladı için yaşayan bir annenin her şeyi yapabileceğini biliyorum. Senden sadece eğitimini biran önce tamamlamanı ve gerisini bana bırakmanı istiyorum. Tamam mı, anlaştık mı?” Zeynep başını salladı. “Anlaştık.” Burcu son kez Zeynep’in elini sıkıp bıraktı ve oturduğu sehpadan kalktı. Arkasını dönmesiyle Sinan’ın gözleriyle karşılaştı. Ne kadar kaçmak istese de, kendisini o gözlerin en derinine bakmaktan alıkoyamadı. Sinan da öyleydi. Kendisine neler olduğunu bilmeden Burcu’ya bakıyordu. Karşısında Zeynep’in ışıldayan yüzü dururken, Sinan gözlerini ona çeviremiyordu. “Teşekkür ederim,” diyerek bu garip sessizliğe son verdi. Bu sözlerin ardından Burcu’nun duruşu dikleşti. Az önce Zeynep’e bakarken yumuşayan mavi gözleri, Sinan’a buz kesti. “Senin için yapmadım,” dedi ve tekrar masasının arkasına geçti. Bu sevinç havasının daha uzun sürmesini istese de daha konuşulması gerekenler vardı. Ciddiyetini bir kez daha takınıp masanın üzerinden Zeynep’e doğru eğildi. Ellerini birleştirip tırnaklarıyla oynarken söze başladı. “Boşanma talebinden Alaz’ın haberi var mı?” Zeynep bir gün öncesini hatırlayarak başını salladı. “Kendisinin bu konuda sorun yaratacağını düşünmüyorum.” Burcu da böyle bir şeyin olacağını düşünmüyordu. Belki de anlaşma sağlanabilir, boşanma için mahkemeye ortak başvuruda bulunulabilirdi. “O halde ben yarın Alaz’ın avukatıyla irtibata geçeceğim. Durumla ilgili bilgilendireceğim. Görüşme talep edeceğim ve buna göre yolumuzu çizeceğiz,” dedi. Zeynep “Tamam,” dedi. “Alaz’ın bir avukatı var, değil mi?” Zeynep kararsızlıkla Sinan’a baktı. Bu konulardan Zeynep’in haberi olmadığı için cevabı Sinan verdi. “Şirket avukatı var. İletişim bilgilerini sana veririm.” Burcu Sinan’ın cevabına onay verip Zeynep’e döndü. “O zaman anlaştık,” dedi. “Bana seninle iletişime geçebileceğim bir numara bırakırsan seni gelişmelerden haberdar ederim. En kısa sürede bir sonuç alacağımıza inanıyorum.” “Benim numaramdan Zeynep’e ulaşabilirsin. Onun şimdilik bir telefonu yok. Yanımda kaldığı için iletişim konusunda sıkıntı çekmezsiniz.” Sinan’ın araya girmesi ve söyledikleriyle genç adama özel, buzdan bakışlarını ona dikti. “O zaman sen numaranı bırak,” deyiverdi. Sinan yıllardır telefon numarasını değiştirmemişti, ancak Burcu Sinan’a özel ne varsa hayatından çıkarmıştı. Bu bile aralarındaki uçurumun bir temsili olduğu için Sinan üzgündü. Burukça gülümseyip cüzdanından çıkardığı kartvizitini Burcu’nun masasına bıraktı. “O halde görüşmemizin şimdilik sona erdiğini düşünüyorum?” diye sordu. Burcu da dudaklarını dişlerken başını sallayarak onay verince Sinan Ateş’e uzandı. Küçük çocuğu kucağına aldı ve başının üzerine sevgi dolu bir öpücük bıraktı. Hasta ve huysuz Ateş, annesi için önemli bir durumun ortasında olduklarını anlamış gibi sesini çıkarmamıştı. Eve giderken bu davranışın ödüllendirilmesi gerektiğini düşünen Sinan, pastaneye uğrama planları yapıyordu. Zeynep de ayaklandığında Burcu oturduğu yerden kalktı. Misafirlerini uğurlayan bir ev sahibi sıfatıyla kapıya kadar geldi ve çıkabilmeleri için açtı. Sinan çıkarken birkaç saniye bakıştılar ve Burcu’nun boş bakışlarından ürken Sinan, daha fazla bakmaya cesaret edemeyerek gözlerini kaçırdı. “Burcu,” diyerek vedalaştı sadece. Burcu da içinde kopan fırtınaları gizleyen sesiyle “Sinan,” dedi. Genç adamı taklit etti ve daha fazla onunla oyalanmak istemediği için Zeynep’e döndü. Yüzündeki içten ve kocaman gülümsemesiyle elini uzattı. “Tanıştığıma memnun oldum Zeynep Hanım,” dedi. Zeynep ise kendisine uzatılan ele şöyle bir bakıp güldü ve bir anda Burcu’ya sarılıverdi. “Bana Zeynep derseniz, daha mutlu olurum. Hanım dediğinizde kendimi güçsüz hissediyorum.” Zeynep’in düşüncelerini anlayabiliyordu Burcu. Bu yüzden ona ayak uydurup kendisini saran kadına, zayıf kollarıyla sarıldı. “Nasıl istersen öyle olacak Zeynep,” dedi. “Ancak benim de bir şartım var.” Zeynep biraz uzaklaşıp avukatının yüzüne baktı. “Nedir peki?” “Sana Zeynep dememi istiyorsan, sen de aramızdaki sizi kaldır ve bana senli hitaplarda bulun. Anlaştık mı?” Zeynep bu kadının içtenliğine hayranlık duymaktan kendisini alamadı. Önce acısına ortak olup Zeynep’e yanında olduğunu hissettirmiş, sonra iş konusunda kendisine destek olup boşanma işlemlerinde yanında olmayı kabul etmişti ve şimdi de Zeynep’i bu konuda anlayarak, genç kadını bir kere daha şaşırtmıştı. Burcu’ya bir kere daha sarıldı ve sarılırken “Anlaştık,” diye mırıldandı. Ayrıldıklarında Burcu tekrar ciddileşti. “İş konusunda da seni yarın aradığımda bilgilendiririm. Kendisine bir sekreter aldığım için ortağımı bilgilendirmeliyim. Ancak bir iki gün içinde işe başlamaya hazır ol. Sevgi burada olmasa da Lale’den işleyişle ilgili bilgi alırsın ve düzene alışırsın. Bu konuda da hem fikir miyiz?” “Evet, sanırım hemfikiriz.” “Güzel, o zaman görüşmek üzere.” Veda ettikleri halde, Zeynep kapıdan çıktıktan bir süre sonra geri döndü ve Burcu’ya seslendi. Burcu da henüz kapıyı kapatmadığı için dönüp Zeynep’e baktı. Zeynep tereddütle “Peki,” dedi ancak devamını getiremedi. Bu konuyu dile getirecek olmaktan dolayı utanıyordu. Yine de sormak zorundaydı. “Dava ücreti ne olacak?” Burcu Zeynep’i muhtemelen telaşa düşüren bu konu karşısında çok da endişeli değildi. “Hele bir o aşamaya gelelim, bunu o zaman konuşuruz. Hem sen artık maaşlı bir çalışan olacaksın. Bir süre seni bedavaya çalıştırır, maaşından keserim. Olmaz mı?” Burcu’nun muzip bir ifadeyle sorduğu soruya Zeynep ciddiyetle onay verdi. “Evet, elbette. Nasıl gerekiyorsa öyle yaparsınız.” Burcu Zeynep’in bu yanıtı karşısında kahkaha attı. “Sadece şaka yapıyordum Zeynep,” dedi. “Bunu gerçekten daha sonra konuşalım, olur mu? İstersen karşı taraftan dava ve avukat ücreti talebinde bulunuruz. Hiç değilse o adamdan bu kadarını olsun kopar. Yoksa benim içimde kalacak.” Zeynep itiraz etmedi. Ancak onay da vermedi. Burcu’ya gülümsedi ve bir kere daha vedalaşıp gitmeye davrandı. Ayakları onu bir kere daha geriye döndürdüğünde sadece beş adım uzaklaşabilmişti. “Burcu?” Burcu başkası olsa kızabilir, sürekli alıkonulduğu için ters bir tepki verebilirdi. Fakat Zeynep’te bunu yapmasına engel olan sihirli bir güç gizliydi. Genç kadın Zeynep’e gülümsedi. “Yine ne soracaksın?” diyerek takıldı. Zeynep omuz silkti. “Hiç, sadece teşekkür edecektim,” cevabını aldı. Burcu derin bir nefes aldı ve aynı şekilde omuz silkti. “Etme. Ben sadece işimi yapıyorum. Teşekkür edeceksen kendine teşekkür et, bu kadar güçlü kalmayı başardığın için... Oğluna teşekkür et, sana bu gücü sağladığı için… Sinan’a teşekkür et, senin yanında olduğu için… Hatta ve hatta kocana teşekkür et, seni güçlü olmaya teşvik ettiği için. Ama bana teşekkür etme. Ben bunun için eğitim aldım. İşimi yapabildiğim sürece varım. Bunu da unutma, tamam mı?” Zeynep başını salladı ve bu sefer gerçekten arkasını dönüp çoktan çıkmış olan Sinan’a yetişti. Arabaya binip, koltuğuna yerleştiğinde ne kadar şanslı olduğunu düşünüyordu. Kader önce karşısına Alaz’ı çıkarmıştı. Anıları ağzında acı bir tat bıraksa da, varlığından asla pişman olmayacağı bir oğlu vardı. Sonra Alaz’la yaptığı hatayı, Sinan’ı göndererek düzeltmeye çalışmıştı kör talihi. Ve sonra da bu iyilik meleğini çıkarmıştı karşısına. Zeynep dört bir koldan güçlü olmaya teşvik ediliyordu. Artık eskiyi tamamen gömebilir, önüne bakabilirdi. Güzel günler onları bekliyordu. Her güzelliğin bir kusuru olduğu gibi, güzel günlerin de zorlukları olacaktı tabii. Yine de Zeynep hazırdı. Kılıcını kuşanmış, gardını almıştı. Savaşı en donanımlı haliyle karşılayacaktı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE