Alaz kendini toplantıya veremiyordu. Ne kadar odaklanmaya çalışırsa çalışsın, olmuyordu işte. Hafızası bağımsızlığını ilan etmiş, gözlerinin önüne Ateş’in son anını getiriyordu durmadan. Ateş’i hatırladıkça Zeynep’i de düşünüyordu istemsizce.
Nerede hata yapmıştı ki Alaz? Geçmişe dönüp neyi değiştirse bugün bu yaşadığı huzursuzluğu silebilirdi? Gençti işte. Zeynep de çok güzeldi, çok masumdu. Hala da öyleydi ancak Alaz için bütün cazibesini yitirmişti.
Son iki günü geçmişi sorgulamakla geçiyordu. Korunma tedbirsizliğinin bütün sorumluluğunu Zeynep’in omuzlarına yüklemenin büyük bir haksızlık olduğunu görebiliyordu artık. İş işten geçmişken ona sırt çeviremezdi elbette. Ancak babasının bir kuruş vermeden kapı dışarı edeceği yönündeki tehditlerine kulak vermenin de gereği yoktu. Mezun olmuştu o. Diploması vardı. İstese ailesinin parasına ihtiyaç duymadan ayakta kalabilirdi. Evlenerek üç hayatı birden zindana çevirmenin mantığı neredeydi? Zeynep ile ayrı dünyaların insanları oldukları öylesine belliydi ki… Birbirlerini çekici bulmuş olmaları evlilik için geçerli bir sebep değildi.
“… Siz de öyle düşünmüyor musunuz Alaz Bey?”
Alaz daldığı düşüncelerden kendisine seslenilmesi üzerine uyandı. Başını kaldırıp kendisine soru soran Pazarlama Müdürü’nün yüzüne baktı. Kendisine sorduğu sorunun ne olduğunu bilmediği için kaşları çatıldı.
Yanında oturan Hale onun durumunun farkına vardığında usulca eğildi ve kulağına yeni yatırımla ilgili fikirlerinin sorulduğunu mırıldandı. Ancak bunu yaparken pek de mutlu olduğu söylenemezdi. Alaz’ın derin düşüncelere dalmasının sebebi olan kişi ya da kişileri artık hayatlarında ne görmek ne de duymak istiyordu çünkü.
Alaz Pazarlama Müdürü’nün sorusuna geçiştirici bir cevap verdikten sonra boynunu rahatlatmaya çalıştı.
“Arkadaşlar, bugünlük bu kadar yeter,” dedi. “Daha sonra devam ederiz.”
Sorumlu Müdür ve Müdür Yardımcılarından oluşan toplantı ekibi önlerindeki dosyaları toparlayıp teker teker odadan ayrıldılar. Hale ise olduğu yerde oturmaya devam etti. İkisinin uzun süredir kaçak bir ilişki içinde olduğunu bilen çalışanlar ise bu durumu garipsemediler. Çıkarken verdikleri selamlar Hale tarafından limon yemiş gibi ekşi bir suratla karşılandı.
Son personel de toplantı salonundan çıkıp kapıyı kapattıktan sonra Hale sinirli bir ifadeyle Alaz’a döndü. Genç adam da ona bakıyordu.
“Sen neden çıkmadın?”
Alaz’ın sorusuyla yüzündeki sinirli ifade bir anlığına yerini şaşkınlığa bıraktı genç kadının.
“Ne demek neden çıkmadın?”
Alaz kaşlarını çattı. Anlaşılmayan bir dilde mi konuşmuştu da Hale kendisine böyle bir soru soruyordu acaba?
“Gayet basit bir soru sordum Hale. Neden çıkmadın sorusunun neresini anlamadın?”
Hale oturduğu yerde tamamen Alaz’a dönüp kollarını masaya dayadı. Genç adamın yüzündeki ifadeyi daha rahat görebilmesi için öne doğru eğildi.
“Bana bak Alaz,” diye başladı sözlerine. “Ben senin basit bir çalışanın değilim. Ben senin sevgilinim. Bana herkese bulunduğun gibi bir muamelede bulunamazsın!”
Hâkimiyetin her daim elinde olmasına alışık olan Alaz, Hale’nin böyle bir çıkış yapmasına sinirlendi. Koltuğundan kalkıp Hale’nin yanına geldi. Genç kadının sandalyesini kendisine çevirdi ve üzerine eğildi. Genç kadının çenesini sertçe tutup kaldırdı. Gözleri ateş saçıyordu.
“Bir daha söylesene?” derken sesi de gözlerindeki alevleri paylaşıyordu. “Bir kere de gözlerime bakarak tekrarla bu dediklerini?”
Hale birkaç gündür tuhaflaşan sevgilisinin tutuşundan uzaklaştırmaya çalıştı kendisini. Ancak Alaz Hale’nin her geri çekilme çabasına karşılık tutuşunu biraz daha sertleştirdi.
“Bırak beni Alaz!” diye inledi Hale. “Yüzümde iz bırakacaksın.”
Alaz bu isteğe sadece güldü. Kaşlarını kaldırdı, başını iki yana sallarken gülüşü acımasızdı.
“Cevap ver ki bırakayım.”
Hale artık paniklemeye başlamıştı. Tırnaklarını Alaz’ın parmaklarına geçirip olabildiğince derine saplamaya çalıştı. Belki can acısıyla Hale’yi rahat bırakırdı genç adam. Ancak hiç de düşündüğü gibi olmadı. Alaz gözlerini kaydırıp, Hale’nin kendi parmakları üzerine saplanan tırnaklarına şöyle bir bakmaktan başka tepki vermedi.
“Eğer tırnaklarını parmaklarımın üzerinden çekmezsen yüzündeki kızarıklığı makyajla dahi kapatamayacağını garanti ederim,” diyerek Hale’yi uyardı.
Hale bu tehdit üzerine yutkundu. Göz bebekleri kocaman olmuştu. Alaz’ın ise yüzü bir katilinki kadar sabitti. Sesi de olabildiğince duygusuzdu. Hale korkuyordu.
“Hastasın sen,” dedi genç adama. “Özür dilerim, tamam mı? Bir şey demedim say. Şimdi yalvarırım bırak beni. Biri görecek!”
Alaz Hale’nin yüzünü ittirerek bıraktı ve yerine geçip oturdu. Koltuğun sırtlığına yaslandığında kravatını gevşetti.
“Kucağıma oturup ofiste oynaşmaya çalıştığında birisinin görmesinden korkmuyorsun da bundan mı çekiniyorsun Hale?”
Alaz’ın acımasızlığı karşısında bir kere daha hayal kırıklığına uğrayan Hale dolan gözlerini kırpıştırarak sakinleşmeye çalıştı. ‘Ne olursa olsun,’ dedi kendisine. Ne olursa olsun, gelecekteki yerimi garanti altına alabilmek için bunlara katlanmak zorundayım...
“Onunla bunu kıyaslayamazsın Alaz. Seni kendi odan dışında hiçbir yerde baştan çıkarmaya çalışmadım. Hem bundan bu kadar rahatsızlık duyuyorduysan söyleseydin, ben de seni ne kadar çok sevdiğimi ulu orta göstermeye çalışmazdım. Değil mi, hayatım?”
Alaz Hale’nin sahte sevgi sözlerine alayla güldü ve kadına cevap vermedi.
Gözleri odanın duvarlarında dolanırken toplantı odasının kapısı birkaç kere tıklandı. Alaz oturduğu yerde dikleşip “Gel,” diye seslendi.
Aralanan kapının arkasındaki Sezin Hanım Alaz’a sıcak bir şekilde gülümseyince Alaz da kadına gülümsedi.
“Buyurun Sezin Hanım, bir şey mi vardı?”
“Evet, efendim,” dedi Sezin Hanım. “Avukatınız Hilmi Bey sizinle görüşmek istiyordu.”
Alaz göğüs kafesinde bir sıkışma hissetti. Elini kaldırıp sanki bu sızıyı dindirebilirmiş gibi göğsüne götürürken kaşları çatıldı.
“Konu neymiş peki?” Sezin Hanım’ın bakışları Hale’ye kaydı sonra Alaz’a bakıp başını iki yana salladı.
“Bilmiyorum efendim, ancak acil olduğunu söyledi. Ne yapmamı istersiniz?”
Alaz koltuktan kalkıp kapıya ilerledi. Sezin Hanım Alaz’ın geçebilmesi için aceleyle önünden çekildi. Alaz kendi odasına doğru giderken “Hilmi Bey’e söyle, odama gelsin,” diyerek talimatını verdi.
“Peki efendim,” dedi Sezin Hanım da. Arkada kalan Hale’yi ikisi de önemsememişti. Ancak geride bırakılmanın hırsıyla Sezin Hanım’ın kolunu tutan Hale kendisini hatırlatmakta bir çekince görmedi.
“Avukat ne istiyormuş?” diye sordu Sezin Hanım’a doğrudan genç kadın.
Sezin Hanım Hale’nin tuttuğu kolunu çekip kurtardı.
“Bilmiyorum.”
Hale bu yaşlı cadının her şeyden haberdar olduğunu biliyordu. Ancak ağzından bir kelime alabilmesinin ne kadar zor olduğunu da biliyordu. Üzerine gitmenin bir işe yaramayacağını bildiği için “Öyle olsun,” dedi. “Ancak kısa bir süre sonra bana ‘bilmiyorum’ diyebilme lüksüne sahip olmayacaksın Sezin Hanım. Bunu da o eski kafana yaz ki, unutmayasın.”
Hale’nin bu çirkin üslubuna rağmen sakinliğini koruyan Sezin Hanım başını yana yatırdı.
“Burada bana emir verme yetkisine sahip olduğunuz gün, bütün sorularınızın cevabını alabilirsiniz Hale Hanım,” dedi. “Ancak şirket yöneticisi olmadığınız sürece size cevap verme gibi bir zorunluluğa sahip değilim. Öyle bir şanssızlık olması durumunda da benim burada çalışmayacağımı dikkate alırsanız, her halükarda sorularınız benim tarafımdan cevapsız kalacak gibi görünüyor. Şimdi müsaadenizle yapmam gereken işler var. Eski kafam unutmadan patronumun dediklerini yapmalıyım, değil mi?”
Sezin Hanım sözlerini bitirdikten sonra arkasına bakmadan Hale’nin yanından hızla uzaklaştı. En umulmadık kişi tarafından olabildiğince aşağılanan Hale ise olduğu yerde kalakaldı. Sinirinden tepinmek istiyordu ancak şirkette çizdiği profile zarar vermemek için aşırıya kaçan hareketlerde bulunamıyordu. Derince soluklanıp Alaz’ın odasını görebileceği uygun bir yere konuşlandı. Böylece sevgilisinin görüşmesinin bitmesi durumunda, beklemeden içeriye girebilecekti.
Sezin Hanım da sinirliydi; ancak yıllar içinde öylesine profesyonelleşmişti ki bu sinirini kayıtsızlık maskesi altında gizleyebiliyordu. Emektar çalışan, Hale’nin yanından ayrıldıktan sonra odasına döndü. Şirket hattından avukatı arayarak Alaz’ın kendisini odasında görmek istediğini haber verdi. Avukat Hilmi Bey geldiğinde de kendisine odaya kadar eşlik etti. Ardından Hilmi Bey ve Alaz’ın bir ihtiyaçları olup olmadığını sorarak yerine çekildi.
Hilmi Bey geldiğinde Alaz endişesini yatıştırabileceği bir yol arayışı içerisindeydi. Ancak bunun ne bir yolu vardı ne de bu yolun Alaz’a bir faydası olacaktı. Kalbi kulaklarından önce duymuştu gelecek haberi. Yas tutuyordu şimdiden yitirdiği gelecek için. Değerini bilmediği yılların mezarı başında gözyaşı döküyordu. Islanan toprağın filiz vermeyeceğini bile bile suluyordu aynı yeri sabırla.
Genç avukat içeriye girdiğinde, endişeyle yerine oturamayan Alaz çalışanını ayakta karşıladı. Elini uzatıp tokalaştıktan sonra oturması için koltukları gösterdi ve kendisi de karşısına geçip oturdu.
“Sizi dinliyorum Hilmi Bey,” dedi. “Sezin Hanım önemli bir şey olduğundan bahsetti.”
Hilmi Bey saygıyla başını salladı. Karşısındaki adamla yaşıt olduğu halde onun altındaki bir çalışan olmaktan gocunmuyordu. Alaz iş yerinde özel hayatında olduğundan çok daha başarılıydı. Adildi ve iyi bir yöneticiydi. Çalışanları özel hayatında Alaz’la karşılaşacak olsa, bütün güvenilirliği sarsılırdı kuşkusuz.
“Bu sabah avukat Burcu Ölmez’den bir telefon aldım efendim.”
Alaz isme aşina olsa da kim olduğunu çıkaramadı. Hatırlamaya çalışırken kaşları çatıldı ancak hatırlayamayınca omuz silkti.
“Yani?”
Hilmi Bey boğazını temizledi. Elindeki mendille alnını sildikten sonra Alaz’a cevap verdi.
“Kendisi bir boşanma avukatıdır efendim. Eşiniz size boşanma davası açacakmış.”
Duyacağına emin olduğu sözlerdi bunlar; yine de hiçbir şey bu anın gerçekliği kadar önemli olmamıştı daha önce hayatında. Zeynep’e yaptıklarının bedelini ödemek zorundaysa ödeyecekti. Ateş’in babasız geçirdiği her bir gece için kendisi de cezalandırılmayı hak ediyordu.
“Ne yapılması gerekiyorsa o yapılsın Hilmi Bey.”
Hilmi Bey ellerini ovuşturdu ve elindeki kâğıt mendili didiklemeye başladı.
“Burcu Hanım birebir görüşme talep ediyor Alaz Bey, sizin için de uygun olacak mıdır?”
Demek ki Zeynep geçen senelerin intikamını alacaktı. Alaz buna da başını salladı.
“Uygundur Hilmi Bey. Ne zaman görüşmek isterlerse görüşebiliriz.”
Avukat rahatlamış gibi derin bir nefes verip gülümsedi. Yerinden kalkarken Alaz’a elini uzattı ve Alaz’ın uzattığı elini sıkıp çıkışa yöneldi.
“O zaman ben sizi Burcu Hanım’la görüştükten sonra tekrar bilgilendireyim,” dedi.
Alaz da oturduğu yerden kalktı. Ellerini ceplerine soktu. Topukları üzerinde birkaç kere ileri geri sallandıktan sonra sertçe durdu.
“Bugün olabilmesi için elinizden ne geliyorsa yapmanızı istiyorum sizden Hilmi Bey. Bu iş daha fazla uzamasın lütfen.”
Hilmi Bey bu tür durumlara alışıkmış gibi başını salladı ve Alaz’ı karanlık düşünceler içinde, odasında bir başına bıraktı.
Koskocaman oda dar geliyordu Alaz’a. Adımlarını ne yöne çevireceğini şaşırıyor, ne yapması gerektiğini bilemiyordu. Sonunda hava alma ihtiyacıyla pencereye yöneldi.
Açtığı camdan dışarıyı seyre daldı. Nedendir bilinmez, aklına Zeynep’i ilk gördüğü an geldi.
Yıllardır sahip oldukları çiftliğe gitmekten her daim kaçmıştı Alaz. Ancak üniversiteyi bitirdiği yaz arkadaşlarıyla yaptığı plan anne ve babasının mali desteği çekmesiyle sekteye uğramış, zorla sürüklenerek çiftliğe götürülmüştü. Küçük çiftlikte en fazla ne yapabilirdi ki? Civardaki yerleşim yerlerinden uzak, bir komşusu bile olmayan bu yabanıl yerde tek lüksü ata binmekti genç adamın. Ancak bu bile bir yere kadardı.
Ölesiye sıkıldığı bir gündü Zeynep’i gördüğü gün de. Odasının penceresini açmış, dışarıdaki monoton görüntüyü seyre dalmıştı. Bir saniye önceki görüntü ile bir sonraki arasında hiçbir fark olmadığı halde bir şeyler görmeyi beklermiş gibi seyre dalmıştı işte. Beklediği şey o bilmese de Zeynep’ti belki de.
Genç kadını altında şalvar, üstünde iki beden büyük tişörtle salınırken gördüğünde irkilmişti olduğu yerde. Zeynep öylesine güzel, öylesine tazeydi ki… Saflığı, temizliği büyülemişti Alaz’ı. Ürkek bir ceylan gibi sürekli etrafta dolaşan iri gözleriyle kesişebilmek için içi gitmişti.
Ancak ne çok kaçmaya çabalamıştı Zeynep kendisinden… Günahına girmişti tertemiz bir kızın Alaz. Şimdi düşününce bunu çok daha iyi anlıyor, çok daha kolay görebiliyordu. Evet, zamanı geri alabilse neyi değiştireceğini biliyordu.
Arkasından beline dolanan kollarla olduğu yerde sıçradı genç adam.
Hale’nin kısık sesi kulağına “Korkuttum mu?” diye fısıldadı. Alaz olduğu yerde dönüp kadının yüzünü incelemeye başladı. Uzunca bir süre gözlerine baktı. Hale’nin koyu kahve gözleri bir ton rimelin altında gizli kalmıştı. Alaz ne aradığını bilmiyordu ancak bulmak istediğinin hırs ve riyakârlık olmadığına emindi.
Hale’yi kollarından tutup kendisinden biraz uzaklaştırdı. Ancak genç kadını tamamen bırakmadı.
“Hayır, sadece dalmışım,” dedi. Sözlerini bitirdikten sonra en az Hale’nin yüzünde gördüğü tebessüm kadar sahte bir gülüş sundu.
Hale uzaklaştırılmış olmayı önemsemeden başını Alaz’ın göğsüne yasladı ve kollarını genç adamın beline doladı. Konuşacak başka şey yokmuş gibi “Sezin Hanım benden nefret ediyor,” diyerek dudak büktü.
Kendisine sokulmaya meraklı davranan kadınla savaşmak istemeyen Alaz genç kadının belini tuttu.
“Hım,” diye mırıldandı. “Sezin Hanım’ın seninle ne gibi bir derdi olabilir ki?”
Hale omuz silkti. Alaz’a yapışık olduğu için bunu yapmak zor olsa da Alaz kadının hareketini hissedebiliyor, ne demek istediğini anlayabiliyordu.
“Bilmiyorum, ama benden nefret ettiğine eminim.”
“Öyle mi? Bunu nereden çıkardın peki?”
Hale başını kaldırdı ve kocaman açtığı gözlerini Alaz’a dikti.
“Az önce kendisine bir soru sordum, ancak beni tersledi. Neredeyse dövecekti. Yaşına hürmetim olmasa ona yapacağımı bilirim ben ama neyse.”
Alaz bu cümlenin gelişindeki bir takım şeylerden rahatsızlık duyarak kaşlarını çattı.
“Sezin Hanım’a ne sormuş olabilirsin ki bu kadar çileden çıkardın kadını?”
Hale sevgilisinin kendisini korumaktansa Sezin Hanım’ın yanındaymışçasına söylediklerinin üzerine hayretle kaşlarını kaldırdı. Sağ elinin işaret parmağını göğsüne bastırıp “Beni mi suçluyorsun yani?” diye sordu.
Alaz omuz silkmekle yetindi.
“Kimseyi suçlamıyorum. Sezin Hanımı küçük yaşımdan beri tanırım. Kolay kolay sinirlenen birisi değildir. Eğer sinirlendiyse sağlam bir sebebe ihtiyacı vardır. Lafı çevirme de soruma cevap ver. Sezin Hanım’a ne sordun da bu kadar sinirlendi?”
Hale durumu nereden toparlayacağını bilemeyerek Alaz’dan uzaklaştı. Kollarını göğsünde birleştirip arkasını döndü. Bir yandan düşünüyor, diğer yandan dudaklarını dişliyordu. Alaz’ın gözlerini sırtında hissettiği halde dönüp genç adama bakamıyordu. Gerçeği söylemesi durumunda Alaz’ı sinirlendireceğini bildiği için uygun bir yalan düşünmeye çalışıyordu. Ancak aklına bir şey gelmiyordu.
Bu sırada çalan kapı Hale’ye harika bir kaçış olanağı sunmuştu. Alaz Hale’yi koltuklara yönlendirip oturttuktan sonra kendi de yerine geçti. Koltuğuna yerleşince “Gel,” diye seslendi.
Sezin Hanım saygıyla içeri girip Alaz’a baktı.
“Hilmi Bey beklediğiniz görüşmenin bugün saat 15:00’da gerçekleşeceğini bildirmemi istedi Efendim,” dedi.
Alaz Sezin Hanım’a gülümsedi.
“Teşekkür ederim Sezin Hanım,” dedikten sonra yaptığından zevk alırmış gibi şeytani bir ifadeyle gülümsedi.
“Sezin Hanım?” diyerek kadının çıkmasına engel oldu. Emektar sekreter çıkmadan geri döndü.
“Buyurun efendim?”
“Sezin Hanım, Hale Hanım ile aranızda ufak bir sorun olmuş anladığım kadarıyla. Kendisi sizin ondan nefret ettiğinizi düşünüyor. Haklı mıdır sizce?”
Sezin Hanım kaşlarını çatıp genç kadının oturduğu tarafa bir bakış attı. Karşısında 20’lerinin sonuna yaklaşmış, olgun olmasını beklediği bir kadın oturuyordu. Ancak yaptığı davranışla hala ne kadar çocuk olduğunu vurguluyor gibiydi. Sezin Hanım çalışma hayatı boyunca pek çok insan görmüş, pek çok kişilik tanımıştı. En korkulan cinstendi Hale onun için. Düzgün bir kişiliğin perdelediği acımasız ve aşağılık bir insandı o.
“Estağfurullah efendim, kendileri yanlış anlamış,” diyerek cevapladı genç adamı yaşlı kadın.
Alaz gülümsedi. Başını sallayarak onayladı.
“Ben de öyle düşünmüştüm,” diye mırıldandı. “Peki, aranızda nasıl bir sorun olduğunu bana siz anlatabilir misiniz? Kendisi sorumu geçiştirme konusunda çok istekli davranınca ilgimi çekti doğal olarak?”
Hale gözlerini dikmiş Sezin Hanım’a bakıyordu. Bakışlarındaki tehdit barizdi. Hele bir anlat, diyen sinsi gözlerden kaçırdı gözlerini Sezin Hanım.
“Sizin öğleden sonraki randevularınızla ilgili bilgilendirme talep etti kendisi. Ancak bunu ona söyleme yetkim olmadığı için söylemeyi reddedince ufak bir sorun yaşadık. Ancak uzatılacak bir konu değildi.”
Alaz Hale’ye baktı. Her bir kelimesinin yalan olduğunu bile bile “Öyle mi oldu Hale?” diye sordu.
Hale başını salladı. Bakışları hala Sezin Hanım’ın üzerindeydi.
“Evet, öyle oldu,” diye cevapladı. Kadının kendisinden nefret ettiğine emindi. Ancak neden kendisine yardım ettiğine dair hiçbir fikri yoktu. Bunu sonra sorgulayacaktı.
Alaz’a dönüp gülümsedi.
“Uzatmanın manası yok, Sezin Hanım benden nefret etmediğini söylüyorsa doğrudur. Burada kapatalım.”
“Bu konuyu açan sendin,” diyerek itiraz etti Alaz. “Şimdi de kapatmaya mı heveslisin? Şirketimde böyle olaylarla karşılaşmak istemiyorum. Ben burada bir avuç çocuğu yönetmiyorum. Büyük bir şirketi, piyasada ayakta tutmaya çalışıyorum.”
Hale Alaz’ın bunu neden yaptığını bilmiyordu. Adamın huyları bir anda değişmiş gibiydi ve Hale bunun kontrolünü nasıl sağlayacağına emin olamıyordu.
“Haklısınız Alaz Bey, özür dilerim,” diyerek konuyu kapatamaya çalıştı.
Alaz genç kadına boş gözlerle bakıp Sezin Hanım’a döndü.
“Siz çıkabilirsiniz Sezin Hanım,” dedi.
Kadın çıktıktan sonra Hale’ye aldırmadan saatine baktı. Öğle yemeği vaktinin geldiğini gördüğünde oturduğu yerden kalktı. Kapıya yöneldiği sırada Hale’nin kendisine yetişip kolundan tutmasıyla olduğu yerde kaldı.
“Bugün sana ne oldu bilmiyorum ama sevgilim, bana lütfen arkanı dönme. Sen arkanı dönersen ben yönümü bulamam,” diye mırıldanan kadının sesini daha fazla duymak istemediği için kapıyı açtı ve çıktı.
“Yemeğe gidiyorum. Gelmek istiyorsan gelebilirsin. Kalacağım dersen de sen bilirsin.”
Gergindi. Saat üçte hayatının geri kalanını belirleyecek bir toplantıya girecekti. Oğlunu ve Zeynep’i geçmişte bırakıp hayatına devam edecekti. O anda Hale’nin hiçbir kaprisine açık değildi. Bunu böylesine yalın hissettiği ilk an bu andı.
Zamanla bunun son olmayacağını görecekti genç adam. Ancak belki de her şey için çok geç kalmış olacaktı. Geri dönüşü olmayan yollara saptıktan sonra pişmanlığın hiçbir faydası olmayacaktı.