-IV-
"Gökyüzünden umut dilendi küçük kahraman. "
Dünya büyükken küçücük bir eve nasıl sığdırabilirsiniz hayallerinizi. Her şey mümkünken, nasıl imkansızlara inanabiliyor insan. Yoksa sizde benim gibi hayal kurmaktan korktunuz mu? O zaman derim bir nefes alıp diyelim ki;işte şimdi başlıyoruz.
Uyku arasında bir kaç defa gözlerimi açıp Melih'in hala yanımda olup olmadığını kontrol etmiştim. Her defasında uyuyor olduğunu görüp devam ettim uykuma. Şimdi uykumu tamamen alınca onu odada bulamadım. Çekinerek odanın kapısını açıp dışarıya baktım, ses gelmiyordu ve bir türlü cesaret edip aşağıya inemiyordum.
Orda kuş gibi bulunmayı beklerken zamanı unutmuştum. Merdivenlerden adım sesleri gelince kapıyı kapatıp odanın ortasına doğru gittim ve Beyza odaya girdi.
"Uyanmışsın...nasılsın?"
"Melih nerde?"
"İşi varmış çıktı, sana bunları getirdim. Giyin, aşağıya gel."
"Ne zaman gelir?!"
"Bilmiyorum" dedi ürkek halimi fark ederek. "Sen üzerini değiştir bekliyorum" dedi. Elinden kıyafetleri alıp banyoya girdim. Beni yalnız bırakıp nasıl girmişti. Bu insanların arasında ne yapacaktım ben. Pantolon ve tişört getirmişti bana, onları giyerken saçlarımın cansızlaştığı fark etmiştim.
Banyodan çıktığımda Beyza'yı telefonla konuşurken buldum.
"Alışveriş gideceğim ben, akşama kadar başında bekleyemem işlerim var."
Benden bahsediyordu, konuştuğu da Melih olmalıydı.
"Tamam, annem söylerim bir kaç saat ilgilenir."
Telefonu kapatıp döndü, göz göze gelince de zoraki bir tebessüm etti.
"Melih, akşama anca gelirmiş."
Hep böyle mi olacaktı. O zaman ben ailemi kendim bulacaktım. Birlikte odadan çıkıp aşağıya indik. Salona girdiğimizde dün gece ki kalabalık yoktu. Babaannesi ve annesi vardı bir tek.
"Gel bakalım Günce" dedi annesi. Beyza'nın yönlendirmesiyle koltuğa oturdum.
"Teşekkür ederim, oğlumun hayatını kurtarmışsın." Başımı salladım. Benimle ilgilenmek zorunda kalmışlardı ve bu beni eziyordu.
"Okula gidiyor musun?" diye sordu babaanne, ona bakınca beni dövecekmiş gibi hissetmiştim. Çok ciddi bir kadındı.
"Gidiyordum" dedim kısık bir sesle.
"Anladım. Melih istediği müddetçe evimizde kalabilirsin. Bir ihtiyacın olursa Beyza'ya söyle."
Tek ihtiyacım bunlara alışmaktı. Tek ihtiyacım ailemi bulmaktı. Tek ihtiyacım artık huzura kavuşmaktı. Mutfağa gidip kahvaltı yaptım, Beyza bana bekçilik ederken. Günün nasıl geçeceğini düşünürken yine odada bir başıma kalmıştım. Telefonumu elime aldığımda annemden sayısız çağrı, yine sayısız mesaj vardı. Babam da aramıştı. Bitti deyince bitmiyordu bir şeyler, onlar yıllarca ailem kalmıştı, şimdi beni elinde kaçırınca ne diye bu kadar ısrarcı davranıyordu annem.
Oysa ben onun sırtında bir kamburdum. Benden kurtulmak istediğini duymadığımı düşünerek telaffuz ederken kalbimin halini düşünmedi, peki ben kaçınca onda ne değişmişti.
"Günce, ben çıkıyorum. Annem seninle ilgilenecek" deyince ayağa kalkıp ona doğru hızlıca yürüdüm.
"Beni Melih'e götürür müsün?"
"Ne yapacaksın orda, dinlen işte."
"Lütfen."
"Of, çocuk bakacak halim mi var benim ya." Kendi kendine söylenirken, duyuyor olduğumu düşünmüyordu. "Tamam, hadi gel mont vereyim sana."
Telefonumu ve sırt çantamı alıp peşine takıldım. Bana kendi montlarından birini verdi. Evden ayrılırken annesine durumu kısaca izah etmişti. Onun arabasına bindik. Benimle çok muhatap olmuyordu, bu bile kendimi istenmeyen bir insan yapıyordu ve ben histen nefret ediyordum. Yıllarca yükünü taşıdım.
Bir an önce bu insanların gözüne batmaktan kırtulmalıydım, bir an önce buraya neden geldiğimi bulmalıydım. Dünkü numarayı buldum telefonumdan. Sibel Ak. Onu bulup ailem hakkında bilgi almalıydım.
Beyza bir yerde durdurdu arabayı. Etrafta öyle çok bir şey yoktu, seyrek binaların olduğu bir yerdi burası ve yaşam belirtisi neredeyse yoktu. Arabadan indik. Hemen önünde durduğumuz boyası eskimiş demir kapıya gidiyorduk. Beyza kapıyı açıp içeriye girince bende girdim. Gözüme ilk çarpan bir kum torbası olmuştu. Sonra boks eldivenleri, sonra ağırlıklar ve sonra o... Hınca hınç duyduğum yumruk sesleri ringten geliyordu. Burası bir spor salonuydu, boks yapanlar için...
"Melih" diye seslendi Beyza. Melih durup bize döndü, nefes nefese bakarken anlamaya çalışır gibi çattı kaşlarını.
"Abla? Ne işiniz var burda?"
"Bu kız senin yanına gelmek istedi." Adım Günce...diye bağırmak isterdim.
"Günce" dedi ringten inerken. Eldivenleri çıkarıp bir havlu aldı eline. "Bir şey mi oldu?"
"Beni niye yalnız bıraktın?" Beni sürekli yalnız bırakacaksa, bunu şimdi öğrensem fena olmazdı, böylece hazırlıklı olurdum.
"Durmadı evde, getirdim bende. Alışverişe gidiyorum, dönerken alırım."
"Yok abla tamam, yanımda kalsın. Birlikte geliriz."
"Peki. Bir şey istiyor musun alayım?"
"Günce'ye lazım olacak bir şeyler al, ne lazım olursa işte."
"Ne kadar kalacak bizimle?!"
Onları bırakıp ileride gördüğüm Cihan'ın yanına doğru yürüdüm. Bu kız çok soğuktu ve tavırları hoşuma gitmiyordu.
"Hoşgeldin Günce."
"Merhaba."
"Gel otur şöyle, bir şey içer misin? Çay var."
Cihan bile ondan daha ılımlıydı.
"Zahmet olmazsa."
"Olur mu hiç, hemen geliyorum."
Başımı sallarken çantamı çıkarıp montun önünü açtım. Bu sırada Beyza çıkmış, Melih yanıma geliyordu. Ona kızmıştım, Beyza bana bakmak zorunda değildi. Bu yüzden bende üzülmek zorunda değildim.
"Kızdın mı?" dedi yüzünü ekşiterek.
"Evet. Beni niye yalnız bıraktın. Hem söz vermiştin."
"Tamam, afedersin ama gerçekten işim vardı. Sonrasında da buraya geldim, akşam gelirim dedim, senin için sorun olmaz sanmıştım."
"Melih? Ben buraya ailemi bulmaya geldim. Ben onları bulana kadar beni yalnız bırakma olur mu?"
"Ah evet, seninle bunu konuşmadık. Şimdi dinliyorum."
"Bende" dedi Cihan. Çayı bana verip tekli koltuğa oturdu, yana kayıp Melih'e yer verdim.
"Evlat edinildiğim evden kaçtım ben, dün seni görmeden hemen önce de otogara gidiyordum. Uzun zamandır ailemi arıyordum ve dün beni bir kadın aradı, bana buraya gelmemi ve beni otogardan alacağını söyledi."
"Nasıl yani? Öylece yola çıktın, nasıl güvendin ki?!" diye sordu Cihan. Onların böyle söylemesi doğaldı, Melih'in dünkü halini düşününce onlar için güvenmek zordu.
"Aa, çünkü neden güvenmeyeyim. Ben ailemi arıyorum, niye bana yalan söylesin?!"
"Kim bu kadın? Adı ne? Nerden aradı seni? Ya da neden direk aileni sana getirmedi. Neden seni çağırdı, hem de aynı gün?"
"Bilmiyorum, bak burda telefon numarası var. Kadının adı Sibel Ak." Melih telefonu elimden alıp kendi telefonunu da aldı sehpanın üzerinden. Numarayı kendi telefonuna yazıp aramaya başladı ama hemen indirdi telefonu kulağından.
"Numara kullanılmamaktadır diyor!"
"Nasıl ya?!"
"Tuhaf değil mi? Doğru olsa neden bugün numara kullanılmıyor olsun?" Cihan'ın bu aşırı sorgulayan tavrı ve şüpheci yaklaşımı aklımı karıştırmıştı.
"Doğru... Tuhaf gerçekten."
"Annem de şey demişti" dedim aslında o anda o kadar önemli olmayan detayı hatırlayarak. "Onlar senin nerde ve kiminle yaşadığını biliyordu dedi, öncesinde de kendini mi öldürteceksin falan dedi. Ben bunu dikkate almadım ama..."
"Burnuma kötü kokular geliyor Melih."
"Ya oğlum bir dur. Bir araştıralım. Bir de biz sorup soruştularalım bakalım. Kızı korkutma, o benim kahramanım" dedi beni kolunun altına alarak. İlk gerçekten güldüğüm an, bu an olmuştu. Dünden beri bir bunu yapmamış olabilirdim.
Onlar yeniden ringe çıkınca ben oturduğum yerden onları izliyordum. Kan ter içinde kalana kadar birbirlerine direniyorlardı ve ikiside bu konuda çok iyiydi, Melih gördüğü işkenceye rağmen iyi savunma yapıyordu. Henüz yere düşen olmamıştı.
Aklım kullanılmayan numaraya gidince umutsuzca düşürdüm yüzümü. Yine mi olmamıştı, yine mi bulamamıştım onları. Annem doğru söylüyor olabilir miydi? Gerçek ailem benim nerde olduğumu biliyorsa o zaman ben yine mi istenmeyen çocuk oluyordum.
Gerçek annemi ve babamı tanımak istiyordum, en azından beni neden istemediklerini bilmem lazımdı umudu kesmem için. Beni gerçekten istemiyorlarsa o zaman ne yapacaktım? Nereye gidecektim?
"Günce?" Hemen kendime gelip Melih'e baktım. "Çıkalım mı?"
"Olur."
"Üzerimi değiştireyim, geliyorum."
Başımı salladım. Bende bu arada kalkıp montumu giydim. Telefonum çalınca hemen geri oturup elime aldım ama arayan babamdı. Şimdi ona ne diyecektim? Belli ki kaçtığımı öğrenmişti. Yine de konuşmam gerekiyor diye düşünüp telefonu açtım.
" Efendim. "
" Günce! Ne yaptın kızım sen? Bak ben eve geldim, hemen ama hemen eve gelmeni istiyorum. Derhal yanıma gel."
"Gelemem."
"Neden?!"
"Ailemi bulacağım."
"Yapma, üzülürsün. Kızım seni yanlarında isteselerdi hiç yetimhaneye bırakırlar mıydı? Gel evimize konuşalım."
"Hayır, onları bulup konuşacağım. İstemediklerini onlardan duyacağım ama bir daha o eve dönmeyeceğim."
Sesimde ki kırıkları o duyardı. Beni uzaktan da olsa anlardı. Her zaman anneme göre daha ılımlı olmuştu. İlgisi azaldı ama sevgisini hep gösterirdi. Onun için hep ilk çocuk oldum ama ben bunlarla yetinmeyi bıraktım yola çıkarken. Şimdi kendi ilk kararımı veriyorum ve kendime bir yol çiziyorum. Ruhumda ki boşluk dolacaksa eğer, gerçek ailemin beni üzmesine izin veriyorum.
"Yol bilmez, iz bilmezsin. Ne yer ne içersin orda, hem kimseyi de tanımazsın be kızım. Hadi bırak inat etmeyi, dön ya da söyle ben alayım seni."
Neden bilmiyorum acaba? Beni okul gezisine bile göndermeyen annem yüzünden olabilir mi?
"Herkes ait olduğu yeri bulmalı. Beni merak etme, iyiyim."
En azından şimdilik... Gökyüzünün altında olup, çoğu kez yeryüzünün üstünde olamasamda bu yolu ben seçtim..