3.BÖLÜM

1198 Kelimeler
-III- "Bir yerdeyim, yapayalnız.." Tanımadığın bir insanla en fazla nereye kadar gidebilirsin. Onunla bir şehir değiştirir misiniz mesela? Ya da gidecek yeriniz yoktur ve o sizi evine getirmiştir. Bu doğru değildir ama kısa bir süre için der buna razı gelirsin. Aynı öyleydim. Önünde durduğumuz devasa boyuttaki şatoya, yani eve bakarken gözlerim yabancıladığını belli ediyordu. Sabah neredeydim, şimdi neredeyim. "Hadi" dedi önümden yürürken. Çekinerek adım atmakla atmamak arasında kalırken minicik bir adım attığımın farkında bile değildim. Burda ne işin var diye sorup duruyor içim ve ben her seferinde daha fazla korkuyordum. Gökyüzüne baktım ama orda da hiçbir şey yoktu. Ayı görmüyordum, oysa kapalı değildi hava. Ona bakınca umut dolmam, sonrada her şeyin iyi olacağına inanmalıydım. Ay benimle olmalıydı. Ben kendimi bu kadar yalnız hissetmemeliydim. Bir el hissedince kolumda indirdim başımı gökyüzünden. "Sen hasta olacak gibisin" dedi. Kendimden bunu beklemezdim. Güçlü bir iradem vardı, hemen hasta olmazdım. Biraz yorgundum, hepsi bu. "Eve girelim de, sıcak bir şeyler içer toparlarsın." Midemi deşen endişeden olsa gerek eline yapıştım çocuk gibi. Kimseye güvenmem ya da ben gerçekten güvenmeyi bilemem. En zor zamanlarda bile denildiği gibi hayatım bir film şeridi gibi geçmez gözümün önünden, sadece korkularım büyür bu da beni dünyanın en zayıf insanı yapar işte. "Merak etme, seni kötü insanların olduğu bir eve getirmedim. Ailem var burda, ben istersem de sana çok iyi bakarlar. Bana güven." Ne kadar kolay söylemesi. - Bana güven - deyince hemen öğrenemiyor insan. Umut ediyor önce, umarım diyor. Sonra tanıyor ve tanıdıkça karar veriyor buna. Korku yuvası olmuş gözlerime hayatımın mükemmel olabileceğini gösterebilir ama buna kalbimi inandıramayabilirsiniz. Elimi bırakmadan kapıya kadar götürdü beni, sonra zile bastı. Kale kapısı kadar büyük olan kapı hemen açıldı. "Hoşgeldiniz Melih bey" dedi orta yaşlı bir kadın. Evlerinde çalışan vardı. "Hoşbulduk" diyerek açık kapıdan geçtik birlikte. "Herkes nerde?" "Misafirler var, salondalar." Melih kolunda ki saate baktı. Zaten arkadaşı gelince benim uyuduğum sıralarda temizlenip giyinmişti. "Kim var?" diye sordu kısık sesle. "Simay hanım ve ailesi efendim. Herkes sizi merak etmiş." "Tüh! Yapma be. Neyse biz kimseye görünmeden yukarıya" demeye kalmadan bir kapıdan bir sürü insan çıkmıştı. Çekinerek Melih'in hala elini tutarken arkasına saklandım. "Melih, oğlum ne bu halin." "İyiyim anne." "Niye arayıp haber vermiyorsun oğlum sen." "Bir şey yok geldim işte abi." "Yengem?! -" "Yahu yeter, iyiyim dedim aaa." Beni çekerek herkesin göreceği yere getirdi. "Günce, bir süre bizimle kalacak." "Hiiiy, kız mı kaçırdın sen?" diye sordu bir kadın sesi. Melih cevap vermeye kalmadan kalabalığı ikiye yaran bir kadın belirdi karşımızda. Hükümet gibi desem yeriydi. "Melih, oğlum hoşgeldin." Ses tonu ve tavrı gayet ağır başlı ve ciddiydi. "Hoşbulduk babaanne." Babaannesiymiş, oysa tamda öyle bir havası vardı. "Kim bu kız?!" derken bir başkaları daha çıktı o kapıdan. Melih bana ve tutuşan ellerimize baktı. O an gözlerinde derin bir mahçubiyet oluştu. "Şey, babaanne. Bu kız benim" dedi duraksayarak. "Benim, şeyim" dedi söyleyeceği şeye karar veremeyerek. "Neyin?" dediler bir kaç kişi aynı anda. Onlar beni ürkütüyordu. "Kaçırdım" dedi Melih, aklını kaçırmış gibi. "Reşit de aynı zamanda, birbirimizi de se-seviyoruz. Evleneceğiz. Oh" dedi rahatlayarak ama bir gariplik vardı. Neden herkes aynı şeyi düşünürmüş gibi susup kalmıştı. "Oğlum, delirdin mi sen?" dedi annesi olduğunu anladığım ses. "Simay burda kör müsün? Ne kız kaçırması?!" "Ben sana istemiyorum demedim anne, ne diye geldi bunlar" dedi o da annesi gibi fısıldayarak. "Münevver, Günce'yi odama çıkar. Yiyecek bir şeyler de hazırla." Ona 'beni bırakma' der gibi bakarken bu kadar insanın gözü önünde beni yardımcı kadına teslim etti. Kadın beni merdivenlere doğru götürürken gözlerimizi birbirimizden çekmemiştik. Şimdi dokunacak olanın elinde kalacak gibiydim... * Sürekli yanına gelip gidiyorlar. Bir şey isteyip istemediğimi soruyorlar ama bir türlü bırakmıyorlardı sabah olsun. Gece epey geç bir saat olmuştu ama Melih hala yanıma gelip beni kontrol etmemişti. Bir yanım koşarak kaçmak isterken, bir yanım Melih'in yanıma gelmesini istiyordu. İlk defa bu kadar kalabalık bir aile ortamına giriyordum ve girişimiz de öyle sıradan olmamıştı. Bir de bir kadın bekliyordu başımda. Yardımcı kadın sürekli bir şeyler getiriyordu ama canım almıyordu ki. "Beyza hanım, bunları getirdim" dedi yine yardımcı kadın. Beyza hanım telefonu bırakıp ayağa kalktı. "Tamam, havlu getirdin mi?" "Melih beyin dolabında var, temiz." "Tamam, nerde o. Misafirler gitti mi?" "Misafirler az önce gitti, Melih bey de büyük hanımın yanında." "Bu kız hasta olacak gibi. Ona ilaç falan hazırla, sıcak bir şeyler de olur. Çıkabilirsin." Yardımcı kadın onaylayarak odadan çıktı. Daha ağzımı açıp bir şey söylememiştim. Öyle tuhaf bir yerdeyim ki. "Bunları giyebilirsin, duş almak ister misin?" Başımı iki yana salladım. Kadın yine koltuğa oturup telefonunu eline aldı. Yorgunluktan yine bayılacaktım. Oturduğum yatağın üstünde kayarak başımı yastığa koydum. Melih gelemeyecek gibiydi. Diye düşünürek gözlerimi kapattım ki, kapı açıldı. Hemen doğrulup kapıya baktım. Melih nihayet gelmişti. "Ah, sonunda. Nerdesin oğlum ya." Kadın söylenerek gidip Melih'e sarıldı. "Babaannem bırakmadı bir türlü, Günce'yi beklediğin için sağol abla." Beyza da ablasıymış. Epey kalabalık bir ailelerdi ve sanırım hepsi burda yaşıyordu. "Kim bu kız doğru söyle." "Hayatımı kurtaran bir kız, İstanbul'a kaçıyormuş bende yanıma aldım." "Oh, evlilik falan değil yani niyetin." "Of abla, öyle olsa aşağıdakini kovalamazdım. Neyse onlar gidince evdekilere de söyledim zaten, Günce biraz burda bizimle kalacak." "Tamam ya, kardeşimi kurtarmışsa başımızın üstünde yeri var. Ben odama geçiyorum. İyi geceler." "İyi geceler." Beyza da odadan çıkınca sonuna baş başa kalmıştık. Yanıma gelip tam önüme oturdu. Elinin tersini yüzüme koydu hemen. "Günce, ateşin var gibi." "Zor bir gün oldu." "Haklısın, o kadar haklısın ki. Az önce söylediğim şeyler için özür dilerim senden, evdekilere doğruyu söyledim ama merak etme." "Sorun değil, yanında kalmam buna bağlıysa benim için önemli değil. Çok yoruldum. Uyuyabilir miyim?" "Uyu ama üzerini değiştir istersen, kıyafetlerin kirlenmiş. Temizlesinler." O ne söylerse hemen kabul edecek gibiydim. Bundan zerrece rahatsız değildim, uyuyabilmem ve bu gece olanları atlatabilmem için onun bir süre gözümün önünde olması lazımdı. Aksi takdirde asla sakinleşemezdim. Kapı tıklatıldı. Yardımcı kadın yine geldi. "Girebilir miyim?" "Gel Münevver." Kadın elinde yine bir tepsiyle girdi odaya. Direk bana doğru gelince Melih tepsiyi eline aldı. "Başka bir isteğiniz var mı?" "Yok, sen yatabilirsin artık. Gerisini ben hallederim." "Peki efendim, iyi geceler." "İyi geceler." Melih dumanı tüten bitki çayını eline aldı. Biraz üfledi önce, sonra bana uzattı. Canım hiçbir şey istemiyordu. Başımı iki yana salladım. "Hadi ama, hasta olursan üzülürüm." Böyle söyleyince dudaklarım asıldı. Üzülürüm! Neden bu dünyanın en güzel kelimesi gibi gelmişti bana. Gözlerim dolunca çatıldı kaşlarım. Yanaklarımın yandığını hissediyordum. O kadar korkunun, o kadar heyecanın bir gece başıma aynı anda gelmesini bedenim yadsımıştı. Bu tepkileri gayet doğaldı. Bitki çayından bir iki yudum aldım sadece, bu sırada yanağıma şerit çizen yaşları tutamadım yine. Çayın yanında duran ilacı da içtim. Uyumadığım için nefesim ısınmış, kulaklıklarım uğurlamaya başlamıştı. Ses duyamamak için ya da kendi iç sesimden kaçarken kulaklığımı takıp müzik dinleyen ben, bu gece olanlar yüzünden telefonuma bile bakmamıştım annemle konuştuktan sonra bir daha. "Ben duş alacağım, sende üzerini değiştirip yat, şurda uyurum ben "dedi koltuğu göstererek. Başımı salladım. Melih tepsiyi komedinin üzerine bırakıp dolabına gitti. Alacaklarını aldıktan sonra banyoya girince, bende Beyza'nın bıraktığı kıyafetleri giyip yatağa girdim. Kocaman rahat yatağa uzanıp, başımı yumuşak yastığa koyunca kapandı gözlerim. İçimde susmasını istediğim şeyleri sessize almayı balaramadım belki ama bildiğim bir şey vardı. Melih'e güvenebilir, ailemi bulana kadar yanında kalabilirdim. Oluk oluk akan gözyaşlarıma biraz zaman tanıdım. Çünkü bilirdim ki ağlamaya izin vermezsen, o senin peşini bırakmaz. Ağla, çünkü yarın başına gelebilecek her türlü şey için dünü gözyaşlarınla temizlemen gereklidir...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE