10. BÖLÜM: GÜNAHLAR VE GÜNAHKARLAR
Senin için ölürüm diyen adamla değil senin için yaşamayı göze almayı bilen adamla olduğunda aslında kimin daha çok sevdiğini anlıyordunuz. Çünkü yaşamak güç isterdi, cesaret isterdi. Her zorluğa, acıya rağmen senin için yaşayan bir adam varsa; seni gerçekten seviyor demektir.
Annem söylemişti bana da. Haklıymış... seven adam yaşamayı göze alandı. Peki ya Çağrı beni sevdiğini söylerken yaşamayı göze almış mıydı? Yoksa o da mı herkes gibi ölüme razı olandı. Bunu hiçbir zaman öğrenemedim çünkü söylememişti. Peki ya ben? Aşkına sahip çıkarken neden sağır olmuştum. Gözlerinin içine bakmak neden yetmişti bana? Dudaklarının arasından çıkacak olan söze neden hasret olmuştum ki. Çok mu zordu hissettirmek.
Kendimi o kadar çok kaptırmışım ki onun hissettireceği aşkı da bir ben hissettirmişim. Kalbime iki aşk yerleştirmişim gibi Çağrı'nın da aşkını kendi kendime yaşatmışım...
Avukat ilk önce bakışlarını yana doğru çevirip Çağrı ile gözleriyle konuştuğunda gözlerini onaylar gibi yumup açtı. Ardından genzini temizleyip bakışları bana döndüğünde dudaklarını oynattı.
"Hera hanım öncelikle bu davayı yeniden açmamız gerektiğini biliyorsunuzdur?" teyit adına tekrar ettiğinde evet der gibi başımı salladım. "Bu süreç bizi çok zorlayacaktır çünkü üç yıl önce kapanan bir dava yeniden davalığa sürmek hiç de kolay değil. İlk önce elimizde somut kanıtlar olması gerekli." demesiyle bakışları yeniden Çağrı'yı buldu.
"Var." dedi boğuk bir sesle. Tabi vardı hatta ben de görmüştüm o kanıtı. Gördüğümde ise canımdan can gitmemiş miydi zaten?
"Olmaz mı hiç? Güya o kanıtı kesip biçip aklınca tesadüfen o kayıtları bulup yine kahramanlık peşine koşacak ya? Ne de olsa karşısında salak biri var ben bunu yine manipüle eder kendimi suçsuz gösteririm." ona bakmadan sert bir şekilde konuştuğumda sözlerimin ağırın altında eziliyordu.
Ezilsindi zaten! Bu yetmezdi ya neyse.
"Hera?" dediğini duydum çaresizce inlerken. Gözlerine bakmak istemesem de istemsizce döndüm ve geç kalınan pişmanlığını yeniden gördüm. Gülmek istedim. O geç kaldığı pişmanlığına karşı gür bir kahkaha patlatmak istedim. Fakat yapmadım. Kahkahamı bile ona ödül etmemeliydim. Varlığım yeterince ödül olurken daha fazlasını veremezdim.
Avukata döndüm. "Peki bu kanıt işe yarayacak mı?" diye sordum.
"Adam gerçekten vefat ettiğinden zor olacak ama yapacağız. Sizi aklasak bile ortada yine de kasten adam öldürme teşebbüsü var?"
"Biliyorum." dedim hemen gözlerimi ona çevirip nefretimi kusarken. "Sağ olsun birilerinin canını koruyayım diye kendimi kurban ettim ne de olsa. Hoş değseydi sadece azıcık içim yanardı ya ama onu bile hak etmiyor."
Yine o acı dolu ve çaresiz bakışlara şahit olduğumda nefes almakta güçlük çekmişti. O nefesler sana haram olsun Çağrı. Beni nasıl nefesinde boğarken sen de o nefeste boğul.
"Üstünüze atılan iftira ve suç için suç duyurusunda bulunduktan sonra tutuksuz yargılamanız için elimden geleni yapacağım. Çağrı bey de elinden geleni yapacaktır?" deyip Çağrı'ya döndüğünde onaylamasını ister gibi "Değil mi?" diye kuşkuyla sordu. Avukat bile Çağrı'ya güvenemiyordu.
"Evet." dedi bakışlarını benden çekmeden. "Buradan çıkman için canımı da ortaya koyarım gerekirse." bir şeyleri ispat etmek için çok geç kaldın Çağrı. Hem de çok geç.
Nefretle soludum. "Canını istemez. Beni akla kâfi. Senin canını ancak rabbim kabul eder ya."
"Ben yine de canımı da ortaya koyarım." diye devam ettirdiğinde daha fazla dayanamadım. Sertçe masaya vurup nefretle gözlerimi kıstığımda ona bakmaya bile tahammülüm yoktu. Dayan Hera. Ailen için dayan.
"Canına kastın vardıysa neden ilk benim canıma kıydın? Bu kadar hevesliyken neden o zaman da canını ortaya koymadın? Bana pişmanlıklarınla gelme, merhametim bile sana af göstermez bu saatten sonra. Eğer ki bir işe yaramak istiyorsan canımı, kalbimi, hayatımı rahat bırak. Bana yapacağın tek iyilik bu olur."
Çağrı'nın derin iç çekişleri acıyla bütünleşirken dudaklarını aralama gafletinde bulundu.
"Avukat diyeceklerin bittiyse bizi yalnız bırakır mısın?"
Avukat bitti der gibi mırıldanıp ayaklandığında ben de ayaklandım. Onunla yalnız kalmayı bırak konuşmaya bile gücüm yoktu. Avukat gidince konuşacağımı sanıyorsa çok büyük hata yapıyordu.
Avukatın ardından "Gardiyan!" diye seslendiğimde kapı açıldı. Gardiyan kapının ardından görünürken derince nefeslendim. "Beni koğuşuma götürür müsün?"
Başıyla onaylayacakken Çağrı araya girdi.
"Bize on dakika müsaade eder misiniz?" diye kibarca rica ettiğinde kararsız kaldı. Gardiyanın kabul edeceğini bildiğimden kimseyi beklemeden odadan hızla çıktım. Arkamdan deli gibi bağıran Çağrı'ya kulaklarımı kapattığımda gardiyan seri adımlarla yanıma ulaştı.
Ayaklarım oradan uzaklaşırken güçsüzleşti ayakta duracak dermanım kalmadığımda dengem sarsılır gibi oldu. Birkaç dakika bile olsa dayanmam mucizeydi. Kalbimin ağrısı yetmiyormuş gibi nefesim de düzensizleşirken birinin koluma girdiğimi hissettim. Gözlerim anlık kararır gibi olurken kendimi toparlamayı başardım. Avuçlarının arasında esir kalmadım. Kurtulmuşum bu sefer.
Gardiyanın iyi misin sözlerini zar zor algılarken başımla onayladım. Duvara doğru dinlenmem için müsaade ederken derin nefesler alıp verdim. Dizlerimin üzerine çökecek gibi olsam da dengede durmayı başardım.
'Abla yapma böyle ne olursun! Çağrı'yla hiç anlaşamıyorsun, bir tanısan aslında..." sözümü hızla kesti. Kızgın gözleri öfkeyle harlanırken parmağını öne doğru salladı.
"Bak ablam benim... ben adamı davranışlarından tanırım. O çocuk senin hayatını mahvedecek. Onun bakışları bakış değil. Sözleri söz değil. Sözlerin de davranış şekli olur ya hani? Onun sözlerin davranışları samimi değil. Dinle ne olur ablanı. O çocuğa daha fazla kaptırma kendini. Sonra yanan taraf sen olacaksın. Ben seni düşünüyorum. Senin için diyorum. O çocuk senin canını esir alır." sesindeki yalvarır gibi bir tonlamayla derin bir iç çekti.
Çağrı öyle biri değildi. Ablamın dediklerine aksine çok iyiydi. Severdi beni canı gibi... gözlerine baksa zaten anlardı. Ben anlamıştım. Gözlerine bakmak yetmişti.
"Benim için değerli olan birini sana, en değerlime anlatıyorum sen de bunları mı söylüyorsun abla? Bir kere de benim için bir şeyi de kabul etsen olmuyor mu? Benim mutluğumun senin için hiç mi kıymeti yok!"
Ablamı anlamıyordum. Çağrı'ya olan yersiz nefretini de bir türlü anlamıyordum. Benim mutluğumun kıymeti hiç mi yoktu gerçekten?
"O nasıl söz Hera? Tabii ki senin mutluluğun benim için çok değerli."
"Öyleyse neden ön yargılısın?" dedim hızlıca. Ablam arkasını dönüp mutfağa geçtiğinde salondaki işi de bitmişti. Arkasından ben de ilerlerken ocağın başına geçmiş derin bir iç çekiyordu. Göz ucuyla bana baktığında girdabını indirir gibi omuzlarını düşürdü.
"Ön yargılı değilim sadece... her neyse.." deyip söyleyeceklerini kestirip atarken başını olumsuzca iki yana doğru salladı. Tekrar bana döndüğünde melül melül bakan gözlerime daha fazla dayanamayarak "iyi!" dedi omuzlarını silkerek. "Tanışalım yeniden şu oğlanla." demesiyle sevinçle boynuna atlayıp coşkuyla haykırdım.
"Ablam benim be! Senin bana kıyamayacağını biliyordum. Canım ablam, seni çok seviyorum." yanaklarından sulu sulu öpüp sarılmaya devam ederken elleriyle uzaklaştırmaya çalışıyordu fakat ben bırakmamakla inat ediyordum.
"Kız bırak yanaklarımı! Enişten bir saate gelir yemek hazırlamam gerek." kalçasıyla bu sefer beni ittirirken ablamdan uzaklaştım. Yüzümdeki neşeyle sırıtmayı sürdürürken "Bak bu sefer hiç sıkılmayacaksın da ablam benim. Çağrı gerçekten eğlenceli biridir. Seni tanımayı da çok istiyordu." diye nefes almadan konuştuğumdan kaşlarını kaldırmasıyla anında sustum.
"Şansını zorlama istersen ha ablacım?" sesindeki imayı anlayıp dudaklarıma fermuar çeksem de dilim emre uymayarak yeniden neşeyle konuştum.
"Çağrı'yı çok seveceksin gerçekten. Bana kıymet de veriyor."
Aklıma gelen anıyla gözlerim kapandı. Ablama zamanında ne ısrar etmiştim ama tanışmak için. O zamanki heyecanım öyle büyüktü ki Çağrı yüzümü kara çıkarmaz sanıyordum...
Çağrı, ablasının bir tanecik kıymetlisine acımadan hançerini saplamıştı. İhanetin en büyüğü de kalbim olmuştu.
"Gidelim." dedim güçlükle. Gardiyan tereddütle gözlerime bakarken "Emin misin?" der gibi bakarken başımı salladım.
Koğuşuma döndüğümde avlu saatinden dolayı kimse koğuşta yoktu. Bu iyiydi. Biraz yalnız kalmam bana da iyi gelirdi. Düşünürdüm iyice. Bundan sonrası çok sancılı bir süreç olacaktı.
Ama çıkacaktım buradan nihayet çıkmam için bir umudum vardı. O umuda tutunmak zorundaydım. Ellerimi saçlarımın arasına geçirip bir süre öyle kaldım. Başımı masaya doğru yasladığımda ablamın sesi kulaklarıma doldu.
'Olur da bir gün seni kullanıp köşeğe fırlatırsa... ki, inşallah yanılırım. Gelip de ağlama bana! Yüzümü bile göremezsin!'
'Affetmem Hera. Artık bir ablan yok senin. Onun dolduruşlarıyla benimle kavga etmeyi göze aldın ya... benim senin gibi bir kardeşim olamaz bu saatten sonra.'
'Gördüm ben seni abla! Seni gördüm! Yanaşmışsınız abla, yakındınız... bunu enişteme...' yüzüme yediğim tokatla elim yanağıma giderken ablamın eli gibi bedeni de titredi. Zangır zangır titrerken yanağım bana tokat atmasıyla acıdan yanmaya başlamıştı adeta.
İlk başta pişman olup elini bana yeniden uzatırken korkuyla geri çekildim. Sanki bir kere daha tokat atacakmış gibi refleksle uzaklaşmıştım. Bana bağırmaya bile çekinen ablam ilk tokadını atmıştı...
Özür dilediğini kısık bir sesle olsa da duydum. Gözlerinin dolduğuna emin olsam da ona dönmemiştim. 'Hera...'
'Yaklaşma!' diye çıkıştım. 'Bana yaklaşma abla bir daha. Eniştem için üzülüyorum sadece. Seni çok seviyordu, güveniyordu. Sen gülerken bile tüm odağı sen olurken enişteme yaptığın ihanet...' devam edemedim. Dudaklarım izin vermedi yüreğim gibi...
'Asıl ben sana üzülüyorum Hera! Bu kadar kör nasıl olabiliyorsun ya! Nasıl görmezsin. Bu iğrenç ithamı bana nasıl yakıştırırsın sen? Hiç mi tanımadın beni, ablanım ya ben senin! Gözüm gibi baktığım kardeşim benim hakkımda...' sustu. Konuşamadı daha fazla.
'Benim için de yoksun bu saatten sonra abla. Bana ihanet eden ablamın yüzünü dair görmek istemiyorum.' sözlerimle zelzele gibi sarsılırken dondu kaldı yerinde. Onu orada bırakıp evi terk ettim.
Çağrı'ya güveniyordum bana asla yalan söylemezdi.
"Özür dilerim abla. En çok da sana inanmayı seçmediğim için özür dilerim. Sana yaşattıklarımın telafisi yok ama bedelini ödeteceğim abla. Sana söz veriyorum."