gezi

543 Kelimeler
Daha Ensar ağzını açıp cevap veremeden konuşmasına devam etti. "Bak kardeşim insanoğlu çiğ süt emmiştir. Hata edince bundan ders çıkardığını söyler, tekrar hataya düşer, tekrar ders çıkardım bir daha yapmayacağım" der. Bu sürekli böyle devam eder, hatalarından dolayı bedel ödediği halde yinede ders çıkarmaz. Hep aldanır. Demin kaşları çatık olup Mustafa’ya hiddetlenen Ensar, şimdi başını hafifçe bir aşağı bir yukarı sallıyordu. "Evet" dedi. "Evet" biz canımızda yansa bedelde ödesek yinede ders çıkarmayız. Ya aldanırız ya da aldatırız çünkü biz çiğ süt emmiş insanoğluyuz’’ deyince üçümüz bu kısa olaydan dersler çıkartarak evimizin dönüş yolunu tuttuk. DÖRT GÜZEL ADAM Mustafa kapıyı çalarak, soluk soluğa kalmış halde bir şekilde odaya daldı. Gidiyoruz sen, ben, Ensar. Ve Gökhan diye sevdiğimiz bir arkadaşımız. Çalışma masamdan kalkıp tebessümle ‘’soluklan kardeşim, nereye gidiyoruz ne bu heyecan tane tane anlat kardeşim’’ dedim. -Bizim fakülte bir gezi düzenleyecekti. Ben bizim isimlerimizi yazdırmıştım. Çok şükür kontejana alındık -Ne zaman ve nereye gidiyoruz ? - Ocağın onüçünde bizim üniversitenin otobüsüyle buradan çıkıyoruz. İlk durağımız Bursa olacak, ardından Çanakkale ve son olarak da İstanbul. Gezimiz bir hafta kadar sürecek sonrada geri döneceğiz. Mustafa hala mutluluğunu bastıramamış, heyecanlı heyecanlı söylediklerinin bazı kısımları anlayamamıştım.  Finallerimiz onbir ocakta bitiyordu ve bu gezi yoğun geçen bir dönemden sonra güzel bir hediye olacaktı. Onüç ocak günü gelip çatmıştı. Umduğum gibi finallerimi başarıyla tek dersim hariç başarıyla vermiştim. Gece onikide yola çıkacaktık. Havanın bize cilvesimiydi bilemem ama kışın başlangıcından bu yana en karlı ve soğuk günü yaşıyorduk. Umduğum tek şey gideceğimi yerlerin kışın soğuğundan ve karından uzak olmasıydı. Ensar yolculukta atıştırmalık almak için dışarı çıkmıştı. Döndüğündeyse dördüncümüz olup ismi geçen Gökhan adında ki arkadaşta beraberindeydi. Gökhan, kirli sakallı, orta uzunlukta sıkı siyah saçları, uyumlu kıyafetler giymiş olup görüntüsüyle güven veren yirmi iki yirmi üç yaşlarında esmer bir arkadaştı.  Tanışma faslından sonra Mustafa çay tepsisi ile salonun kapısında göründü. Demin dışarıda olup soğuğu iliklerine kadar yemiş olan Ensar çayları görünce ‘’ şifa çayları bunlar şifaaaa’’ diyerek hepimizin yüzünde tebessümlere vesile oldu. Pencere kenarında ki peteğin yanında yerimizi almıştık. Ankara’nın kirini temizler, gürültüsünü yutarcasına bembeyaz karlar lapa lapa yağıyordu Mustafa’ya dönüp başımla dışarıyı işaret ederek -inşallah gezimiz iptal olmaz Yüzünde ki neşesi biraz kaçmış gibi oldu.   ‘’yok yok olmaz.’’ Dedi. Söylediği şeye kendiside pek inanmıyor gibi bir ses tonu vardı. Ensar ardı ardına boşalan bardakları dolduruyor, Ulucanlarda olduğu gibi karşılıklı söz sözleme havası oluşturmaya çalışıyor gibiydi. Gökhan, Ensar’a bakarak ‘’müsaade ette arada ben doldurayım. Sende dinlenmiş olursun’’ deyince, Ensar ‘’Bu üç güzel adamın hizmetçisi olmak şereftir’ deyince Mustafa ‘’ sende dahil dört’’ diye düzeltti. Şimdi yeniden yüzlerde tebessümler saçılmıştı. Ensar ‘’ ya kardeşim o yedi güzel adam değilmiydi ? Mustafa ‘’ ne yapalım kardeşim elimizde dört tane var mecbur idare edicez’’ diye cevaplayınca ortalık hafifte kızışmaya başlıyordu. Ben bu durumlarda izleyici olmayı tercih ettiğimden sessizce onları seyrederdim. Gökhan yerinden hafifçe kımıldadı. Belli ki bir şeyler söyleyecekti. ‘’ıhımm ıhıımm. Alevin közünü karıştırana ateş düştü. Ölümün başına dünya üşüştü’’ diyerek az sonraki tartışmanın fitilini ateşledi.  Demin izleyici olmayı tercih etmiştim ama nende içimden bu ortama ayak uydurmak geldi. Birden kendimi, sırayı kimseye kaptırmadan söze başlamış buldum.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE