Çorbalar geldikten sonra ben hızlı hızlı içip bitirdim. Tam bir şeyler söylemeye niyetlenmiştim ki yemek yiyişinde ki efendilik beni susturdu. 4 gündür çöpten topladığı ekmeklerle karnını doyurmaya çalışan birisi nasıl olurdu da yavaş yavaş yerdi. Oysa ben kahvaltı yapalı üç dört saat bile olmamıştı ve bastıran açlık duygumla çorbamı hemen içip yemeğime başlamışken o çorbasını henüz yarılamamıştı bile. Duraksadım, bir garip hissettim kendimi elimdeki çatal bıçağı yavaşça masaya bırakıp peçete ile ağzımı sildim. Zaten bir İnsanı tanımak için 4 durumda ki davranışlarından birisi değilmiydi aç olduğu zaman nasıl hissettiği ve nasıl davrandığı? İnsan duygusal bakımdan olgun değilse aç olduğu zaman sabırsız ve bencil davranmaya başlardı. Daha bir saat öncesine kadar tanımadığım biri şuan farkında olmadan bana olgunluk dersimi veriyordu? İkimizde sessizce yemeklerimizi yedik. Oturalı neredeyse 2 saat olmuş artık derse gitmemin de bir anlamı yoktu zaten şu yaşadıklarımdan sonra ders aklımdan uçup gitmişti. Dışarıda hafif kar yağıyordu yerimiz sıcak karnımız tok. En önemlisi de Hüseyin’in karnı toktu. "Hüseyin kalk cam kenarına oturalım orası daha güzeldir " dememle Cam kenarında bir masada karşılıklı oturduk.
-Anlat Hüseyin.
-Neyi abe ?
- Neyi olursa yaşadıklarını, geldiğin yeri, aileni.
Başını kaldırıp uzunca gözlerime baktı sorarcasına "aile" dedi.
"Ailem kalmadı hepsi öldü. Afganistanlıyım. Babam annem ve iki tane küçük kardeşim pazara çıkmıştık bir şeyler alıp evde hazırlayıp güzel bir aile yemeği yiyecektik. Annem tam bana dönüp Hüseyin, oğlum şu poşeti al demesiyle mahşer meydanını görmem bir oldu. Kulaklarım çınlıyor gözlerim kararmıştı. Yerden kalkmaya çalıştım ama bacağımdan biri şarapnel parçasından dolayı derin bir yara almıştı. Kalkamadım. Gözlerim annemi, kardeşlerimi, babamı arıyordu ama tozdan dumandan dolayı onlara dair hiç bir şey göremiyordum. Ne olduğunu hala anlayamamıştım. Herkes bir yana kaçışıyor bağırmalar, çığlıklar, ağlamalar... Pazar ortasında bomba yüklü araç patlatılmıştı. Başımın yanından geldiğini tahmin ettiğim kan oluk oluk yüzüme akıyor oradan süzülüp yere düşüyordu. Elimi başıma götürüp yaramı bulmaya çalıştım. Meğer kulağımın yarısı gitmiş boynumda irili ufaklı yaralar açılmıştı. Yerimden doğruldum kulaklarım hala çınlıyordu. Yanı başımda annemin terliğinin tekini gördüm tam alacaktım ki orada bayılmışım." Hüseyin’in bu anlatışı beni yaşadığı olaya götürmüştü o anlattıkça kendimi o anı yaşıyormuş gibi hissediyordum. Gözlerimden yaşlar akıyordu. Şimdi Hüseyin de ağlıyordu "Abe" dedi. Abe demesi o kadar samimi o kadar içtendi ki "evet kardeşim" diye karşılık verdim. "Annem öldü, babam öldü" artık Hüseyin’in ağzından çıkan her kelime direk yüreğime işliyordu. "Kardeşlerim öldü minik, minicik 8 aylık kardeşim öldü" deyince olduğum yerden kalktım yanına gidip sarıldım. Kirli üzerine rağmen hiçbir tiksinti belirtisi göstermedim. Nasıl gösterebilirdim ki ? Önemli olan insanın yüreğinin temizliği değilmiydi ? Artık kalkmamız gerekiyordu. Restorandan çıktık Hüseyin de yeniden üşüme belirtileri başlamıştı. O derme çatma bakarasına bende sıcak evime gidecektim. Bu haline içim el vermedi, montumu ve botlarımı çıkardım kabul etmese de güç bela Hüseyin’e giydirdim. Artık kara basarken ayakları üşümeyecekti, onu sıcak tutan bir montu vardı. Ben Ankara’nın ayazında ayakkabısız, montsuz kalmıştım ama ne önemi vardı Hüseyin mutlu olmuştu bu bana yeterdi. Nede olsa benim bunlardan üç beş çift vardı. Hüseyin’le uzun ve samimice sarıldık bir birimize güzel dileklerde bulunup ve vedalaştık. Sırtımı döndüm ağlamaya başladım. Sanki öz kardeşimden ayrılıyordum. Buruk hüzün dolu bir kalple ama bugünden ders almış bir şekilde. Allaha emanet ol Hüseyin.
Bir hafta sonu yine ben, Mustafa ve Ensar havayı güzel bulup dışarı çıktık. Son bahar vaktiydi. Günler bazen yağmurlu, rüzgârlı nadirde olsa sıcak ve güneşli geçerdi. Bir parkta oturuyorduk. Mustafa Ensar’a dönüp
"Bak şu insanlara, mevsim geçişlerindeki havanın güzelliğine aldanmışlar."
"-Nasıl yani ?" dedi Ensar kaşlarını çatarak.
"Görmüyormusun, birçoğu yazlık kıyafetler giymiş kafelerin açık alanlarında oturup kahvelerini yudumlayarak derin muhabbetlere dalmışlar. Güneşli havanın tadını çıkartıp yürüyüş yapıyorlar.
Esnar biraz sinirli ses tonuyla
-Ee ne var bunda ? deyince
Mustafa hafifçe gülümsedi.
- Hele heyheylenme kardeşim, İnsanlar Her mevsim geçişlerinde yazlık giyinir çoğu zamanda bu aldatan havaların gazabına uğrarlar. Bu havalarda ansızın yaz kışa döner, her daim böyle olmuştur. Oysa her yetişkin bunu bilir, işin acı tarafı bildiği halde her zaman aldanır."