Tüm bu heyecanıma gölge düşüren tekbir durum vardı. Şuan ülkemizde barındırdığımız mülteciler… onlar yanlış veya doğru ülkelerini terk etmiş bize sığınmışlardı, aslında bu ülke onlarında ülkesiydi çünkü dedeleri, ataları ülkemizin cephelerinde canlarını feda etmişlerdi. Oysa biz Çanakkale cephesinde 6000 Halepli, 5000 Şamlı olmak üzere toplam 11.000 şehit vermiştik. Biz tüm bunları görmezden geliyor mültecilerden birinin yaptığı hatayı tümüne mal ederek dışlıyorduk. Bizler onlardan birinden bir zarar görürken kendi halkımızdan beş zarar görüyorduk ama bunun ne önemi vardı. Onlar bir kere mimlenmiş isimleri Mülteci diye karalanmıştı. Biz samimiyetsizdik, biz insanlık bilincimizi yitirip bencilleşmiştik. Biz ülkemizin değil insanlığın milliyetçisi olmalıydık. Hakikatte ülkemizin dahi milliyetçisi olamamıştık…
Dört saat süren molalı yolculuğumuzun ardından Çanakkale 18 Mart Şehitliğine vardığımız zaman selam vererek şehitliğin girişinden içeriye ilk adımlarımızı atmıştık. Daha ilk dakikalarda o çetin günlerde verilen mücadele ruhunu her zerreme kadar hissetmeye başlamıştım. Kısıtlı imkanlara rağmen, güçlü donamaya sahip düşmana karşı canla başla
verilen mücadeleyi aklımda canlandırdıkça tüylerim diken diken oluyordu. Aynı duyguları Mustafa, Ensar, Gökhan ve beraber geldiğimiz diğer gezi arkadaşlarımızda hissediyor gibiydi. Şehitlikler arasında dolaşıp okuyabildiğimiz kadar ruhlarına Fatihalar okuyordu. Çünkü bize bu cennet varanı bırakan şehitlerimize karşı minnet borçluyduk. (bu minnetimizi sadece ruhlarına Fatiha okuyarak değil, vatanımıza ihanet edenlere karşı mücadele ederek de veriyorduk) şimdi irili ufaklı gruplar halince gezimizi sürdürüyorduk. Üzerine basarak yürüdüğümüz topraklar, şehit kanlarıyla sulamıştı. O muharebe hali yer yer hafızamızda canlanıyor, bizleri duygulandırıyordu.
Gerilerden semaya yükselen gür bir ses yankılandı
‘’bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı!
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı
Sen şehit oğlusun, incitme yazıktır atanı.
Verme, dünyaları aslanda bu cennet vatanı
Hakiki bir vatan evladı olup ülkesinden ayrılmak zorunda kalan M. Akif’in sözleriydi bunlar. Bu sözleri köyünde müezzinlik yapmış olan Ensar’ın ağzından çıkıyordu. Yaptığı iş gereği vurguları o kadar iyi yapıyordu ki, tüylerimizi diken diken ediyordu. Bu vatan bizlere 14’ünde 15’inde sayısız çocuk askerlerimizden kalmıştı. Türkü, Kürt’ü, Arap’ı, Laz’ı gibi birçok ırkı içerisinde barındıran şehitlerimizin torunlarından bir kısmı iç savaş sebebiyle, kendi vatan topraklarını terk etmek zorunda kalmış ve ülkemize mülteci olarak giriş yapmış bir halkı istemiyordu. Oysa bu vatan bizim olduğu kadar kadarda onlarındı. Ama biz birliğimizi, diriliğimizi yitirip bencilleşmiştik… Çanakkale’ye ilk gelişimdi ama kendimi buraya ait hissediyordum. Keşke gezimizin kalan tüm günlerini burada geçirseydik, diye söylenirken Cengiz hocamız toplanmamız için gruba sesleniyordu.
18 Mart anıtının önünde dualarımızı edip şehitlerimizin ruhlarına Fatihalarımızı okuduktan sonra hatıra fotoğrafları çektirdik. Ve vakit gitme vaktiydi. Yeni bir şehir, yeni anılar ve yeniden kendimi eskilerde yaşayacağım yerler…