Kölelik sözleşmesini imzaladıktan sonra gece benim için çok zor geçmişti. Geç saatlere kadar yatakta dönüp durmuştum. Bu hayatta her şey olmuştum kölelik hariç, şimdide onu olmuştum hemde elin Rus'una. Kim bilir Türk olduğum için kafasında ne planlar dönüyordu.
Belki de en son derimi yüzecekti kim bilir?
Kapımın sertçe açılması ile irkildim. Henüz alarm çalmadığı için rahattım.
"Elena" diye homurdandım.
Yine ses gelmeyince yüz üstü yattığım yataktan doğrulup oturur pozisyona geldim. Sırtımı yatak başlığına vererek bulanık gören gözlerimi ovuşturup. Saçımı kaşıdım.
"Sabahları düşündüğüm den çirkin oluyorsun".
Sert sesiyle irkildim. Kaşlarım çatılmış şekilde yüzüne baktım. Sabahın köründe odamda ne işi vardı? Birde bana çirkin diyor suratsız mendebur. Sen yakışıklısın da noluyordu sanki? Yüzünde bir gülümseme bile olmuyordu genellikle.
"Bir sorun mu var bay Hunter?"
"Evet sorun sensin"
Bana bilmediğim bir şey söyle. Çünkü sorun olmadığım bir yer yok.
"Kalk ayağa"
Bıkkınlıkla bacaklarımı yataktan sarkıttım. Pijamamın bir ayağı baldırıma kadar çekilmişti. Şimdi buraya kadar bir sorun yoktu uyurken çekilebilirdi. Ama ya sadece sütyen ile yatıyor olmam? Hemde normal bir sütyen değil sapık Hunter'in aldırdığı tül sütyen.
Ne düşünüyorsun diyerek kendimi azarlayıp ellerimi çapraz şekilde kendime bağladım. Hemen ardından saçma olduğunu düşünüp çapraz tutuşumu bozup örtüyü hızla üzerime çektim. Başka rezil olacağım bir konu kaldı mı diye düşünerek yataktan inreken örtüye takılıp yere düştüm.
Acıyla bir inleme bırakıp
"Gömün beni şuraya arkadaş nedir bu sabah sabah?" (Türkçe)
Yok elin memleketinde niye gömüleceğim beni ülkemin topraklarına gömün. Kulağıma dolan sinirli solukla ayağa kalktım. Sabah sabah karabasan gibi üzerime çöktüğü yetmemiş gibi birde sinirleniyordu pislik. Örtüyü alıp yine üzerime sardım. Onun kadınları kadar olmasa da bizim de bir albenimiz vardı ve ona bunu göstermeye niyetim yoktu. Yani en azından şimdiden sonra.
"Pencereden atlamayı da düşünüyor musun?"
Yok seni atmayı düşünüyorum.
"Bir şey mi isteyecektiniz bay Hunter?"
Hunter bana ters ters bakıp
"Bana bay Hunter deme. Efendim diyeceksin"
Başımı yukarı aşağı sallayıp onu onayladım. Sabah sabah başım dönmüştü zaten.
"Şimdi kahvaltımı yapacağım"
Tek kaşım havalandı
"Afiyet olsun efendim" bunu demek için mi gelmişti?
Onunda tek kaşı havalandı. Ciddi miyim diye yüzüme bakıyordu.
"Üzerine kıyafetini giy gel kahvemi getir"
Şimdi anlaşılmıştı neden geldiği. Son kez bana bakıp odamdan ayrıldı. Tekrar esneyip hizmetçi kıyafeti mi giydim. Ortak banyoya giderek elimi yüzümü yıkayıp saçımı tarayıp topuz yaptım. Yüzüme sadece nemlendirici sürerek mutfağa girdim.
"Günaydın Elena"
Elena hemen bir kupa kahve doldurup elime verdi.
"Günaydın Armin. Bay Hunter seni bekliyor acele et"
Evet bugün fazlasıyla beklemişti gerçekten. Beklesin işi neydi? Pislik. Kahve ile birlikte yemek odasına girdim. Kahvesini önüne koyup
"Afiyet olsun efendim"
Ses gelmeyince gitmek için arkamı döndüm.
"Bekle"
Anlamayarak önüme döndüm.
"Eksik bir şey mi var efendim?"
"Hayır ben kahvaltı mı yapana kadar bekleyeceksin"
Ya sabır çekerek kahvaltısını etmesini beklemeye başladım. Bir kaç dakika sonra kaşlarım çatıldı. İnsan bi otur derdi. Demeyeceğini anlayınca umursamayıp esnemeye başladım. Karşıda ki saate bakınca henüz 8 bile olmamıştı.
Ben patron olsam büyük ihtimalle akşam 8 de giderdim işe. Şaka tabi en geç öğlen üzeri giderdim. Kahvesini yudumlarken elinde ki gazeteyi okuyordu. Kahvaltılıklardan sadece bir kaç lokma almıştı. Sabahın köründe kimse acıkmazdı zaten. İş yerinde yese sanki ölürdü. İlla bana eziyet edecekti.
Ayağa kalkınca sevindim, sonunda gidiyordu. Bakışları bana hiç dönmeden odadan ayrıldı. Çokta umrumdaydı sanki. Bende mutfağa gidip Elena'yı buldum.
"Neden geç geldin?"
Kaşlarım çatıldı
"Bay Hunter kahvaltım bitene kadar bekle dedi"
Elena bana şaşkınlıkla bakıp
"Bizden öyle şeyler istemezdi"
Büyük ihtimalle Rus oldukları içindi.
"Sizi seviyor, benden nefret ediyor o yüzden"
Elena omuzlarını bilmiyorum anlamında salladı. Bende omuz silkip masayı toplamaya başladım. Aslında orda bizde kahvaltı yapabilirdik dolu tabakları taşımak yerine ama yasaktı. Bu zenginlerin işleri beni bitiriyor zaten
Masayı toparladıktan sonra diğer kızlarla kahvaltı yapmaya başladık. Sabah sabah kahve içmek bana göre değildi o yüzden sorun yaşıyordum.
"Ben Türk çayı istesem korumalardan getirirler mi kızlar?"
Tüm tuhaf bakışlar bana döndü.
"Bilmiyorum bay Hunter'e sormak lazım"
"Elena'cım bay Petrov'a söylesek? Belki o getirir. Bay Hunter'in izin vereceğini zannetmiyorum"
"Bilmiyorum istersen sorarız Armin"
"Çok memnun olurum. Sabah çay içmeye alışkınım, kahveye alışamıyorum bir türlü"
"Anlıyorum bay Petrov'a sorarız birlikte"
Başımı sallayıp kahvaltıma devam ettim. Kahvaltılıklar da tuhaftı ama benim için önemli olan çaydı. Kahvaltı bitince iş bölümü yaptık. Ben Hunter'in odasına çıktım. Elime eldivenlerimi geçirip yatağını düzelttikten sonra etrafı toparladım. Odada işim bitince Elena'nın yanına giderek ona yardımcı oldum.
Ben Elena'nın gönlünü hoş tutarsam çayım gelirdi. Bir gecede benim için verse sorun olmazdı. Yaşasın kötülük. İşimiz bitince çalan kapıya ilerledik. Korumanın biri karşımızdaydı.
"Bir şey mi oldu Ivan?"
"Hunter beyin emriyle odasında bazı değişiklikler yapılacak. Adamlara yolu göstermeye geldim"
Elena ile şaşkın bakışlarımız birbirini buldu. Kenara çekilip korumaya yol verdik. Diğer adamların elinde gördüğüm parçalarla kaşlarım çatıldı. Demire benziyorlardı ama ne için kullanılacaktı?
Belki de korumalık falan yaptıracaktı. Sonuçta Mafya'ydı düşmanı çok olurdu. Oda kendince haklıydı tabi. Çok düşünmeye gerek görmeyip işimin başına döndüm. Bay Hunter bana sadece odasını toplayıp onun yemek servisini yapmamı söylemişti ama yine de durmak istemiyordum.
Akşama kadar rutin işlerimi yapıp Hunter'in masasının son hazırlıklarını yaptım. Belli bir süre sonra masaya teşrif edince servisini yaptım. Yemeğini sessiz şekilde yemişti. O bitirince bizde kızlarla akşam yemeğini yemiştik.
Masayı toplarken kızlardan biri yanıma gelip
"Bay Hunter kahve istiyor"
Bıkkın bir nefes verip kahveyi Elena'ya yaptırdım. Sağolsun beni kırmamıştı. Yavaşça oturma odasına yürüyerek kahvesini verdim.
"Başka bir isteğiniz var mı efendim"
"Yok çekilebilirsin"
Dönüp mutfağa gittim. Yaklaşık 10 dakika sonra tekrar oturma odasına döndüm. Kahvesinden son yudumu alarak kupayı bana verdi. Ayağa kalkıp önden yürürken
"Kupayı mutfağa koyup benim odama gel"
Şaşkınlıkla gidişini izleyip kupayı mutfağa götürdüm. Kupayı sudan geçirip makineye yerleştirdikten sonra mutfaktan çıktım. Merakla merdivenleri tek tek çıkıp odasının önüne geldim. Kapıyı çalıp
"Gel"
Sesini duyunca odaya girdim. Bakışlarım yerde, ayakta duran adamın yanına ilerledim araya iki adımlık mesafe bırakarak önünde durdum.
"Bana bak"
Yavaşça bakışlarım yüzünü buldu. Bir süre yüzümü inceleyip
"Bundan sonra benim odamda kalacaksın"
Mal mal yüzüne bakmaya devam ettim. Odasında kalacağım derken?
"Benimle mi yatacaksınız?"
"Hayır"
Meraklı bakışlarımı yüzünde gezdirip
"Anlamadım"
Eliyle bana gösterdiği yere bakınca gerçekten kaşlarım çatıldı. Kendine kafes mi yaptırmıştı? Bence de en doğru kararı vermişti. Kesinlikle kafese kapatılması gereken bir psikopattı.
"Orda yatacaksın"
Şaşkın bakışlarım yine yüzünü buldu. Elimle kendimi göstererek
"Ben mi kalacağım o kafeste?"
"Neden şaşırdın? Her gece benimle uyuyacak sabah benimle kalkacaksın."
"Olmaz"
Git kendin yat orda manyak mıdır nedir? Yok yok kafayı yemiş sadist bir piçti
"Sana fikrini sormadım. Orda yatacaksın"
"Bu durumu diğerlerine nasıl izah ederim bay Hunter?"
"Bu evde ben ne söylersem o ve şunu da ekleyeyim kölelik sözleşmesi aramızda kalacak. Senin bu odada neden kaldığını kimse bilmeyecek"
"Ama"
"Kes. Gece geldiğim zaman bu odada ve kafesinde hazır ol. Odana yeni kıyafetler yolladım, her gece farklı giyineceksin"
Beni öyle odada bırakıp çekip gitmişti. Sinirle kafese doğru yürüyüp demirliklerine vurdum. Sinirden yine gözlerim dolmuştu. Ben ondan kaçarken onun bana yaptığına bakın. Ben bu kafeste yatamazdım. O kadar da gurursuz değildim.