Derin bir nefes alıp merdivenleri çıktım. Etrafta görünmüyordu orospu çocuğu. Yavaş yavaş çalışma odasının önüne giderek kapıyı çaldım.
"Gel" diyince el yordamıyla yüzümü ve gözlerimi silip içeriye girdim. Yüzüne hiç bakmadan odanın ortasına doğru yürüyüp
"Ben işten ayrılacağım bay Hunter. Bu şekilde çalışmaya devam edemem"
Bir süre sessizlik olunca başımı kaldırıp yüzüne baktım. Yüzünde hiç bir ifade olmadan bacaklarıma bakıyordu. Bacaklarımı birleştirip birbirine sürttüm. İnsanlar yaptığı eseri izlemeyi severdi, tıpkı bay Hunter gibi...
"Bacaklarıma bakmayı kesin"
Sesim düşündüğüm den sert çıkmıştı. Hunter'in bakışları yüzüme çıkarak
"Bana emir verme"
Sinirle soluyup
"Bedenimin patronu benim ve siz şu dakikadan sonra saatlerimin patronu değilsiniz"
Hunter'in tek kaşı havaya kalktı. Kapı çalınınca Hunter gür sesiyle 'gel' diye bağırdı. Bakışlarım tekrar yeri buldu.
"İstediğin bilgileri topladım patron"
Petrov'un sesini duyunca derin bir nefes alıp verdim. Petrov elinde ki dosyayı Hunter'in önüne koyup geri çekildi.
"Bacaklarına ne oldu Armin?" Diye sorarak eğildi. Eli bacağıma doğru gelirken
"Sakın ona dokunayım deme!"
Petrov'un eli durdu ve ikimizin de şaşkın bakışları Hunter'i bulmuştu. Ben izin veriyorsam ona neydi?
Petrov ayağa kalkıp
"Sadece ne olduğuna bakmak istemiştim patron"
"Sen çıkabilirsin Petrov"
"Peki" diyerek Petrov ayrıldı odadan ama ben hâlâ şaşkınlıkla Hunter'e bakıyordum.
Sanki günlük normal yaşanılan bir olay gibi önünde ki kağıtları inceliyordu. Çay kahve de ister misin diye sormayı düşünmedim değildi. Bunda ki genişlik birde Harran ovasında vardı sanırım. Bir süre kağıtları inceleyip birini alıp bir yerine imza attı.
Bakışları beni bulunca bir süre çatık kaşlarıma bakıp eliyle önünde ki sandalyeyi gösterdi.
"Otur"
"Böyle iyi sadece çalıştığım günlerin parasını verin gideceğim"
Ulan sanki adama gel beni becer demişim gibi utanmıştım. Ama ne var sanki alnımın teriyle kazanmıştım o parayı. Niye ona bırakacakmışım? Birde bacaklarımın hiç görünmeyen kısımlarını onun yüzünden villanın etrafında ki herkese göstermiştim. Aslında içine birde bacak gösterme katkı payı eklemeliydi.
Çatık kaşlarımız birbiriyle yarışır gibi sonuna kadar çatıldı. Sanki yan villada ki sevgililerin den birini ver demişim gibi bana tuhaf tuhaf bakıyordu.
"Otur" tekrar aynı yeri gösterince bıkkın bir nefes verip sandalyeye oturdum. Şimdi ters bir tepki versem beni gebertecek. Zaten ölü olarak biliniyordum. Toptan tahtalı köyü boylamaya gerek yoktu. Allah'ım açtığım bacaklarımın ve giydiğim dar gömleğin günahını bu gavur herife yaz. Param olmadığı için giyindim mecbur. Sen beni biliyorsun çok amin.
"Oturdum"
Sanki görmüyorum der gibi yüzüme bakınca yanaklarım biraz ısındı. Boğazımı temizleyip konuyu dağıttım.
"Çalışmaya devam edeceksin"
Kaşlarım yine çatıldı
"Yok etmeyeceğim"
Önüme bir kağıt parçasını atarak
"Edeceksin imzala şunu"
Kaşlarım şaşkınlıkla havalandı. Acaba beni mi anlamıyordu? Tekrar kafamda ki Rusça kelimeleri toparlayıp
Elimle kendimi göstererek
"Ben artık sizin için çalışmak istemiyorum bay Hunter"
"Anneni düşün"
Bir süre konuya anamın neden dahil olduğunu düşünüp
"Annemin ne alakası var?"
"Senin ölmediğini bilen kocan ona huzur verir mi?"
Sinirle ayağa kalkıp
"Siz beni tehdit mi ediyorsunuz?"
Adam hiç istifini bozmadan
"Ne anladıysan o. Şimdi imzala şu koduğumun kağıdını. Sabrımı fazlasıyla zorladın zaten"
Sinirine sinirle karşılık verip
"Sizin benimle ilgili sorununuz nedir bay Hunter? Benim size ne gibi bir zararım dokunmuş olabilir? Tamam parayı vermek istemiyorsanız sizde kalsın."
Zaten boşuna demiyorlar fakir doymadığı için değil, zengin doymadığı için fakirler aç diye. İki kuruş pardon iki ruble vermemek için kıvırıyordu. Arkamı dönüp giderken.
"Hem ülkeden kovulmanı sağlarım, hemde annene ulaşmamanı. Otur şuraya"
Sinirden olduğum yerde tepinesim geliyordu. Bu nasıl bir konuşmaydı anlamıyordum. Bana neden takmıştı kafayı? Tekrar ona dönerek ona doğru yürümeye başladım. Bakışları milim oynamadan beni izliyordu.
"İstemiyorum sizin için çalışmak zorla mı?" Kardeşim
"Ben istiyorsam çalışacaksın"
Yavaş yavaş sinirlendiğini görebiliyordum.
"Neden?"
"Ben öyle istiyorum otur"
Tekrar kalktığım yere oturup kağıdı elime aldım. Okuduğum başlıkla kaşlarım çatıldı.
Kölelik sözleşmesi:
"Hizmetçi sözleşmesi yazılacaktı sanırım bir yanlışlık olmuş?"
"Hayır doğru yazılmış"
"Şaka mı yapıyorsunuz bay Hunter? Ne demek kölelik sözleşmesi?"
"Sen benim kölem olacaksın demek. Ayrıca maaşın artacak iki katına çıkacak"
Tekrar bakışlarımı kağıda çevirdim.
Sadece 'sahibin ne istiyorsa onu yapacaksın bir sene boyunca' diye bir kural vardı başka da bir şey yoktu.
"Sahip derken? Ayrıca siz benden ne isteyeceksiniz ki?"
"Şu an karar vermedim"
"Bana yatağıma gir derseniz onu da yapacak mıyım?"
"Karar vermedim"
Adama bak karar verememiş miş..
"O zaman şunu bilin ben yatağınıza girmem"
Sanki her şeyi kabul etmişim gibi birde sadece yatağa girmem diyordum. Ah dengelerim sizde şaştınız.
"İmzala"
Bir süre ne yapmam gerektiğini düşündüm.
"Şimdi bu imzayı atmazsam ne olur?"
Yüzünde ki ifadeyi hiç bozmadan eline farklı bir kağıt alıp, evimin ve annemin tüm bilgilerini önüme serdi. Annemin fotoğrafını görünce gözlerim doldu. Aşağılık pislik en ince ayrıntısına kadar her şeyi mi araştırmıştı.
"Biraz zaman istiyorum bay Hunter"
Hunter bıkkın bir nefes verip
"İki saatin var"
Oturduğum yerden kalkıp derin bir nefes alıp odadan çıktım. Dolu gözlerle hiç kimseye görünmeden bahçeye çıktım. Elimi göğsümün ortasına koyup derin bir kaç nefes aldım. Arka bahçeye yürüyerek biraz içimdekileri boşalttım. Sanırım bir saat geçmişti ve son saatimi iyi değerlendirmem gerekiyordu.
Petrov'un odasının önüne gelerek kapısını çaldım. Bir süre ses gelmeyince tekrar çaldım.
"Gel"
Ben kapıyı açınca Elena ile karşılaştım. Üstelik dudaklarında ki ruj karışmıştı. Biz neyin derdindeyiz bunlar da burda birbirini yiyor. Tövbe tövbe diyerek odaya girdim.
"Şey ben üzgünüm Petrov bey"
"Sorun değil Armin neden gelmiştin?"
"Bir haftalık telefon hakkımı kullanmak istiyorum"
Petrov masasının üzerinde ki telefonu bana verip tuş kilidini açtı. Annemle konuşmak için kullandığım uygulamayı açıp elime verdi. Telefon zaten takip edildiği için tek bir kişi ile konuşma hakkım olduğunu biliyordum. Telefonu alıp baş selamı vererek odadan ayrıldım.
Odama girer girmez iç çekerek annemi aradım. Annem benden haber beklediği için hemen telefonu açmıştı.
"Nasılsın anneciğim?"
"Sesin neden boğuk geliyor? Ağladın mı sen?"
İşte anne yüreği hissediyordu her şeyi. Bu soru ile kalbim yine sıkışmaya başlamıştı.
"Biraz üşüttüm sadece anne beni merak etme iyiyim. Asıl sen nasılsın onu söyle?"
"İyiyim kızım sadece seni özlüyorum"
"Bende seni özlüyorum anne inşallah en kısa zamanda kavuşacağız"
"İnşallah kızım. Neler yapıyorsun? Çalıştığın yerle ilgili bir sıkıntı mı var? Bir haftadan fazla oldu aramayalı"
"İş değişikliği yaptım annecim. Artık lüks bir villada çalışıyorum"
"Kendine dikkat et Armin. Yağmurdan kaçarken doluya tutulma"
Tutuldum sanırım. Henüz köleliğin sınırlarını bilmesem de doluya tutulduğumu biliyordum.
Ah anacım her şeyi hissediyor gibi neden sorular soruyorsun? Derin bir nefes alıp
"Merak etme anne iyi olacağım. Şimdi kapatmam gerekiyor"
"Kendine dikkat et Armin. Dualarım seninle"
"Sende dikkat et. Seni seviyorum. En kısa sürede seni arayacağım"
"Bende seni seviyorum güzel kızım"
Telefonu kapatıp yatağımın üzerine oturdum. Telefonu kenara koyup düşünmeye başladım. Böyle bir durumda ne yapılırdı? Sözleşmeyi imzalamazsam en fazla ne olurdu? Emirhan beni bulup gerçekten öldürürdü büyük ihtimalle. Hadi ben neyse ama ya annemin başına gelecekler? Hepsi abim olacak o şerefsizin yüzündendi.
Yapmam gereken belliydi. O yüzden telefonu alıp Petrov'un odasına götürdüm. Ayaklarım ters yöne gitmek istese de merdivenleri tek tek çıkıp ismi lazım değilin odasının önüne geldim. Kapıyı çalıp sesini beklemeden içeriye girdim. Yüzüne hiç bakmadan kağıdı elime alıp kenarda duran kalemi alıp imzadan hallice imzamı atıp iplerimi sahibimin eline verdim. Arkamı dönüp giderken
"Sahibine hoşgeldin" diye konuşan adamın ağzını burnunu kırmamak için hızla odadan çıktım.