Bölüm 8

4215 Kelimeler
YABANCI Karanlıkta durmuş düşmanımın gidişini izliyordum. Haddinden fazla güveniyordu kendine Kedicik. Her giriş çıkışında güya etrafını kontrol ediyordu ama beni hala fark edememişti. Oysa uzun süredir bir gölge gibi peşindeydim. Kitabının arasına notu bıraktığımdan bu yana daha bir dikkatsiz oldu sanki. Gerçi tek peşinde dolanan ben değildim. Okuldaki çocukta bir şeylerden şüpheleniyor olmalıydı. Bu gün Kediciğin evinin önünde pusu kurmuş bekliyordu. Ona Adım adım yaklaşıyor, fark ettirmeden sızıyordum içine, günü geldiğinde kim olduğumu anlayacaktı ama o zamana kadar yavaşça kanatmak lazımdı yaralarını. Bütün geçmişinin, geleceğinin bulunduğu deponun önüne geldiğimde etrafa bakıp kilidi kırmak için cebimdeki aleti çıkardım. O kadar da zor bir kilidi yoktu. Kamera sistemi yapmıştı ama her şey yok olduktan sonra kamera ne işe yarardı. KEDİ KIZ Ses ve ter kokusuyla bütünleşmiş kalabalığın içine adım attığımda çoğunun çete üyesi olduğunu fark ettim. Beni gördüklerinde selam vermek için yanıma gelmişlerdi. Bir ikisiyle kısaca muhabbet ettikten sonra her zamanki masada oturan bizimkilerin yanına gitmek için hareketlendim. Yanlarına ulaştığımda Can ve Aslı’ya sarıldıktan sonra Alp’i dudaklarından öperek yanına otururken “Ne var ne yok bakalım” dedim ortaya. Can bana gülümserken “Valla aynı be kedi senin suratsızla uğraşıyorum günlerdir” diyerek Alp’i gösterdiğinde Alp’e bakıp “hayırdır yine niye suratsızsın” dedim.  Neye moralinin bozuk olduğun tahmin etmek zor değildi. Okula gelip eli boş dönmek canını epey sıkmış olmalıydı. “Hiç işlerle ilgili canım sıkkın” diyerek sorumu geçiştirdiğinde biraz sesli bir şekilde “işlerle ilgilimi yoksa farklı araştırmaların mı vardı” dedim. Sözlerimle masa sessizliğe gömülürken barda son ses çalan müzik kulağa daha fazla gelir olmuştu. Ne demek istediğimi bilen Can  “Off sıçtık” derken hiçbir şeyden haberi olmayan Aslı “neler oluyor” dedi. Alp’ten hala ses gelmeyince bu sefer gözlerine bakıp “söylesene Alp bir şeyler bulabildin mi?” dedim. Yine kendimi tutamamıştım. Lanet olsun nerden biliyorsun dese verecek cevabımda yoktu ama bana zaman ver dediğim halde gidip araştırma yapması çok sinirimi bozmuştu. Biz Alp ile bakışırken Can “Evet, biz biraz dans etsek iyi olur, hadi Aslı kalk dans edelim” diyerek Aslı’yı kolundan sürükleyerek piste götürdü. Sonunda sessizliğini bozan Alp “nerden haberin oldu” dediğinde üstü kapalı bir şekilde cevap vermeyi başarmıştım. “Bir yerlerden kulağıma geldi. Nereden duyduğumun bir önemi yok tek bir şeyi merak ediyorum. Senden zaman istediğim halde neden bunu yaptın. Bana bu kadar mı güveniyorsun.” “Sana güvendiğimi biliyorsun. Güvenmeseydim bana yarış fikriyle geldiğin ilk gün seni reddederdim ama gözlerindeki samimiyete güvendim. İnandım ve bu yüzden kabul ettim.  Evet, yaptığım hatanın farkındayım ve pişmanımda. Seni tanımadıklarını anladığımda tek düşüncemde bu oldu. Sen öğrendiğinde ne tepki verirsin. Bu yüzden beni terk edersen ne yaparım.” Duraklayarak derin bir nefes aldıktan sonra “sana söz vermişken böyle bir araştırma yapığım için üzgünüm. Merakımdan çok sana olan hislerime yenik düştüm özür dilerim.” Dediğinde gözlerim doldu. Bunu beklemiyordum. Alp’in bağırıp çağırmasını, ne yapmamı bekliyordun bıktım artık sırlardan demesini bekliyordum ama bu kadar içten bir özür beklemiyordum. Dayanamayarak boynuna sarıldım “seni bu duruma ittiğim için ben özür dilerim. İnan az kaldı yakında sana her şeyi açıklayacağım biraz daha sabret” dedim. Burnunu saçlarıma gömüp kokumu içine çekerek “o günü sabırsızlıkla bekliyorum küçük hırsızım, sabırsızlıkla bekliyorum” dedi. Akmak için uğraşan gözyaşlarımı geri yollayarak dudağından öptüm. Masum başlayan öpücüğüm Alp’in beni kucağına almasıyla ateşlenince, etrafında ilgi odağı olduğumuz ortaya çıktı. Kalabalıktan “sonunda barıştılar” sesleri yüklenince bizim çetenin hep birlikte bizi izlediği belli olmuştu. Alkışlar artınca utanarak Alp’ten uzaklaşmaya çalıştım ama beni bırakmaya hiç niyeti yoktu. Etrafa aldırmadan biraz daha öpüştükten sonra yanımızda gelen sesle irkildim. “Waaavv bomba gibi bir şov izlemek için gelmişiz resmen” diyen kız tüylerimi diken diken etmişti. Anında dudaklarımı Alp’ten kurtarıp kafamı kaldırdığımda Esra’nın sırıtarak, Tolga’nın ise elleri göğsünde bağlı bir şekilde bize baktığını gördüm. Alp’in kucağından kalkarak “merhaba, sizin ne işiniz var burada” dediğimde Alp de kalkıp belime sarılarak, Tolga’ya elini uzatırken “ben çağırdım, bir bakıma onlara da bir özür borçluyum. Gereksiz yere rahatsız ettim” dedi. Ne kadar gerilmemek için çabalasam da Tolga’nın delici bakışları altında gerilmemek elde değildi. Gülmeye çalışarak “ah evet iyi yapmışsın” dedikten sonra onları koltuklara buyur edip biz de yerlerimize otururken Aslı ile Can da geldi. Can gelir gelmez sırıtarak “ne kaçırdık, millet şov yaptığınızı söylüyor” dediğinde ister istemez şaşkınlıkla kaşlarım havalanmıştı. Bunlar dans etmiyorlar mıydı? Nasıl görmediler ki diye düşünürken düşüncelerimi dile getirdim. “Siz dans pistinde değil miydiniz? Görmediniz mi?” dediğimde Aslı utanarak kızarırken, Can sırıtarak “azıcık dışarı çıkmıştık” dedi. Açıklama pek beni tatmin etmese de üstünde fazla durmayarak gülümseyip “Alp ile barıştık” dedim. Ben kısaca bahsederken Esra “Hem de ne barışma resmen birbirlerini yiyorlardı” diyerek şovun ne olduğunu açıklama gereği duymuştu. Geldiğinden beri sessizliğini koruyan Tolga’ya baktığımda kaşları çatık bir şekilde bana baktığını gördüm. O bakışlar resmen senin kim olduğunu biliyorum diyordu. Alp’in belimden tutarak beni kendisine çektiğinde ona baktım. Tolga ile bakışmamızı görmüş olacak ki gözlerinde soru işaretleri vardı. Omuzlarımı yok bir şey dercesine silktikten sonra masaya dönerek sohbet eden dörtlüye katıldım. Herkes birbiriyle havadan sudan konuşurken Tolga bombayı patlatmıştı. “Çetenize nasıl üye oluyoruz” dediğinde nefesim soluk borumda tıkanıp kalırken, şimdi bittin kızım dedim kendi kendime. Aslı gülerek “sadece çetemize üye olmak istediğini söylüyorsun gerisini Burak hallediyor” dedi. Tolga “İstediğiniz herhangi bir şart yok mu” dediğinde diğerleriyle birlikte tek genel geçer kuralımızı “kendinin ve başkasının hayatını tehlikeye atma yeter” diye mırıldandım. Şaşkınca bize bakan Tolga “ne yani beni sınava filan tabi tutmayacak mısınız?” deyince cevaplamam için diğerleri bana baktığında söze girdim. “Burası bir okul değil seni sınava tabi tutalım. Burası çeteden çok açık bir grup, tabii ki her önümüze geleni kabul etmiyoruz. Sen Burak’a kimliğini götürdüğünde o bütün bilgilerine ulaşacak, yasadışı iş yapıyorsan giremezsin, öyle bir şey yaptığını da düşünmüyorum. E zaten kendini kanıtladın, malum yarışta milim farkla geçtim seni. Yani bizim için sorun oluşturmazsın ama çetenin içine girdiğinde herkese saygı göstermen gerek, onun haricinde senden tek beklentimiz yarışlara katılman ve kazanman.” Bana odaklı bakışlarında oluşmaya başlayan saygıyı görebiliyordum. Genelde çete üyeleriyle bu konuşmayı yaptığımda hepsinin gözlerinde aynı bakış oluyordu. İnsanlar bizim aramıza katılmaya geldiklerinde kafalarında bizim için kendini beğenmiş bir kişilik çiziyorlardı ama gerçeğin bununla alakası yoktu. Tam aksine bu çeteye giriyorsanız, bencilliğinizi ve ukalalığınızı kapının önünde bırakmanız gerekiyordu.  Tolga “Peki, o zaman beni de aranıza alırsanız çok sevinirim” dediğinde kafamı sallayarak onaylarken, aslında bu işten hiç memnun değildim. Tolga kesinlikle bir şeylerin farkındaydı ve aramıza bilerek geliyordu. “Kimlik istiyoruz dedin az önce, e seninde kimliğin varsa ellerinde nasıl seni tanımıyorlar” diyen Esra’ya dönüp baktığımda göründüğü kadar aptal olmadığını fark ettim. Kız resmen beni köşeye sıkıştırmak için yer arıyordu. Aslı benim yerime soruyu cevaplarken “çünkü onun kimlik bilgileri elimizde yok canım, çetenin kurcusu o olduğu için bunu sormaya cesaret eden de yok. Eğer çeteye girmek istiyorsan sorgusuz sualsi kabul ediyorsun Kedi’nin durumunu” dedi. Aslı’nın sözleri her şeyi açıklarken altında ufak bir tehditte vardı. daha fazla soru sorma der gibiydi. Benim sırlarımdan onlarda sıkılmış olsalar da başkalarının yanında beni korurlardı. Alp’in birden ayağa kalkmasıyla ona bakınca bana elini uzatarak “bu dansı bana lütfeder misin kalp hırsızım” dediğinde resmen ermiştim. Bana her kalp hırsızım dediğinde resmen kalbim eriyordu. Onun sevgisini hak edecek ne yaptım bilmiyorum ama bu sevgiden oldukça memnundum. Can, Alp’in söylediğini duyar duymaz dalga geçme fırsatını kaçırmayarak “oooo bizimki içindeki romantiği çıkardı yine dışarı kılıbık seni” dediğinde Alp’in elini tutup peşinden giderken ona dil çıkartarak “kıskanma” dedim. Piste gittiğimizde Alp Dj’ye işaret yaparak müziği değiştirtti. Çılgınca çalan müzikten sonra hoparlörlerden “Mazi Kalbim De Bir Yaradır” parçası yankılanmaya başladığında Alp’e dönerek “şaka yapıyorsun” dedim. Kafasını iki yana sallayarak “uzun zaman oldu, seni hissetmeyi özledim” dediğinde ne kadar şaşkın olsam da otomatik olarak müziğin ritmine uyarak Alp’e ayak uydurdum. Tango aşkın dansı, bizim dansımız. Onunla birlikte müziğe kendimi kaptırdığımda ne etrafımdaki insanlar ne de bir barda tango yaptığım kaldı aklımda. Sadece o ve ben vardık artık. Etrafımız sır perdeleriyle örtülü değildi. Sadece birbirimizi hissediyor ve aşkımızı tadıyorduk. Müzik bittiğinde alınlarımız birbirine yaslı bir şekilde nefes nefese kalmıştık. Etrafımızda alkışlar yankılanmaya başladığında gerçek dünya bize tekrar “merhaba” dedi. Alp ile el ele yerimize geçerken müzik tekrar değişerek yerini gürültüye teslim etmişti. Masaya gittiğimizde Can “abicim hiç iyi örnek olmuyorsun hiç” dedi ama sırıtıyordu. İkimiz için mutlu olduğu gözlerinden okunuyordu. Aslı “adam seviyor ki yapıyor, niye bu kadar takıyorsun ki” dediğinde sesindeki siniri fark edince bir şeyler kaçırdığımı düşündüm. Uzun zamandır Aslı ile doğru düzgün konuşmamıştık. Belki de kız kıza sohbet etme zamanımız gelmiştir. Aslı’nın lafından sonra Can sırıtmayı keserek ona baktı ama sessiz kaldı. Ah kesinlikle Aslı ile en yakın zamanda dedikodu kazanını kaynatmalıydık. Barda biraz daha içip eğlendikten sonra gitmek için kalktım. Saate bakarak “arkadaşlar benim artık gitmem gerekiyor siz kalıyor musunuz?” dediğimde, Alp de kalkarak “tamam beraber çıkalım” dedi. Hep beraber bardan çıktığımızda diğerlerine dönerek onlarla vedalaştım. Alp baktığımda “içkilisin istersen motoru burada bırak taksi ile git” dedi. Kafamı iki yana sallayarak “ben fazla içmedim ama sen taksiyle gitsen iyi olacak” dedim.  Beni onaylayarak “öyle yapacağım, bu halde motor kullanamam ama aklım sende kalacak sende taksiye bin.” Dediğinde itiraz etmek istemedim. “Tamam, o zaman anahtarı sen al. Yarın motoru alırsın, ben sonra senden alırım”. Anahtarı Alp’e verirken parmakları anahtarı kavramak yerine bileğimi kavrayarak beni kendine çekti. Dudakları dudaklarımla buluştuğunada nefesim kesilirken ona karşılık vermekte gecikmemiştim. Gitgide dudaklarına bağımlı oluyordum. Öyle güzel hissettiriyordu ki her seferinde içimde havai fişekler patlıyordu. Geri çekildiğinde “gitme benimle gel bu gece” diyerek dudaklarıma biraz daha bastırdı dudaklarını. Derin bir iç çekerek kolunda kıvranırken “Yapamam eve gitmeliyim” dedim nefesimi düzenlemeye çalışarak. Cevabımdan sonra son bir veda öpücüğü daha alarak arkamı dönüp taksiye binmiştim. Taksiye deponun adresini verdikten sonra arka koltukta aptal bir sırıtışla yolu izlemeye başladım. Bütün gece rüya gibiydi ve çok güzeldi. Keşke aramız uzun süre böyle iyi kalabilseydi ama illa bir sorun daha çıkacaktı. Her zaman çıkardı. Taksi deponun sokağına geldiğinde taksicinin “abla daha fazla gidemiyorum olay var galiba” dediğini duyunca gözlerimi açarak karşıya baktım. Tam deponun önünde büyük bir kalabalık vardı. depodan çıkan dumanları gördüğümde nefesim tıkanırken, aceleyle taksicinin parasını ödedikten sonra depoya doğru koşmaya başladım. Kalabalığı yararak geçmeye çalışırken bir yandan da Allah’ım ne olur olmasın ne olur benim depom olmasın diye dua ediyordum. Kalabalıktan geçtiğim de önüme çıkan manzara karşısında nefessiz kaldım. Depomun kapısı sonuna kadar açılmış içeriden siyah dumanlar ile köpük çıkıyordu. Gördüğüm manzaraya daha fazla dışarıdan seyirci kalmayarak öne atıldığımda karşımdaki Polis memuru kolumdan tutarak “geçemezsini bayan, içeride çalışma sürüyor” dedi. Kolumu çekerek “bırak, oradaki her şey bana ait bırak” diye bağırdığımda Polis memuru şaşkınlıkla “Nasıl yani motorların sahibi siz misiniz?” dedi. “Evet, lütfen bırak neler olduğunu göreyim” diyerek çaresizce yalvardığımda, telsizden birileriyle konuştuktan sonra “tamam, gelin yangın tamamen söndürülmüş ama hiçbir şeye dokunmamanız lazım” dedi. Onu kafamla onaylarken ayaklarım dehşetle buluşmak için acele ediyordu. İçeri girdiğimde, karşımda kocaman bir enkaz vardı. Motorlarımın hepsi yanmış, yatak dolap kül olmuştu. Nefesimi tutarak yılların emeğinin kül olmuş halini izledim donmuş bir şekilde. Yanmış geçmişime, geleceğime ve tükenmiş umutlarıma baktım. Etrafımda birileri bir şeyler diyordu ama duymuyordum, duyamıyordum. Karşımdaki manzaraya daha fazla dayanamazken, tökezleyerek dışarı attım kendimi. Önümü görmeden yürümeye çalışırken, ayağım takılınca kolumdan birinin tutmasıyla düşmekten kurtuldum. Teşekkür etmek için kafamı kaldırdığımda bana üzgün bakan yeşil gözlerle karşılaştım. Kendimi toparlayarak “senin ne işin var burada” dedim Tolga’ya. Dürüstçe “seni takip ettim” dediğinde vücudum sinirle karıncalanırken “niye haddin olmayan şeylere burnunu sokuyorsun.” Dedim. Tolga bana anlayışla bakarak “şuan üzgün ve sinirlisin, sonra konuşalım” dediğinde onunla konuşacak hiçbir şeyimin olmadığını söylemek içi ağzımı açmıştım ki yanımıza gelen Polis memuru “hanımefendi depo size mi ait?” dedi. Ona dönerek “evet” dediğimde ifade için merkeze gitmemiz gerekiyor deyince ufak bir gerginlik yaşasam da gösterdiği ekip arabasına doğru ilerledim. Karakola gittiğimde sanki yangını ben çıkarmışım gibi sorgu odasına alınmış, saçma soruların hedefi olmuştum. Sordukları anlamsız sorulara daha fazla dayanamayarak “Ali abi nerede?” dedim.  Beni sorgulayan iki polisten ukala olan “burada Ali isminde çok kişi var kızım, sen hangi Ali’den bahsediyorsun” dediğinde aynı ukala cevapla “baş komiseriniz olan Ali’den bahsediyorum” dedim. Baş komiserin adını duymasıyla dikleşirken “her geleni ona yönlendiremiyoruz kusura bakma, komiserin şu an seninle ilgilenecek vakti yok. Sen önce bizim sorularımız yanıtla” dedi. Ona “Sizin saçma sorularınıza daha fazla katlanamadığım için kusura bakma” diyerek çıkıştıktan sonra, diğerine dönerek “lütfen Ali abiye Kedi burada, yardımına ihtiyacı var der misin?” dedim. Bana bir süre baktıktan sonra kafasını sallayarak beni onayladıktan sonra dışarı çıktı. Diğeri ise homurdanarak “içecek bir şey de ikram edelim ister misin?” dediğinde ya sabır çekip onu duymazdan gelerek Ali abiyi bekledim.  Ali abi benim ne işler karıştırdığımı bilen yegâne insanlardan biriydi. İki yıl önce kızı Lara’yı, araba altında kalmaktan kurtardığım zaman tanışmıştık. O günden beri ne zaman başım sıkışsa bana yardım ederdi. Karakolluk çok fazla sorunum olmazdı ama bazen ufak trafik cezalarında çok yardımı dokunmuştu. Ali abi geldiğinde bir oh çekerek ayağa kalktım. Üstümü başımı şöyle bir süzdükten sonra “yine ne haltlar yedin baş belası” dediğinde yangından beri tuttuğum gözyaşlarımı daha fazla tutamadım. Ağlayarak ona sarıldığımda sırtımı okşayarak “şişşş tamam kızım geçti tamam” diye beni teselli etmeye çalıştı. Kendimi toparlayıp Ali abiden ayrıldığımda odada yalnız olduğumuzu fark ettim. Sandalyelere geçerken “gel bakalım neler oldu anlat bana” diyerek beni de yanına çekti. “Gitti Ali abi yıllardır biriktirdiğim her şey yandı kül oldu.” Dediğimde “neler karıştırdın kime bulaştın bilmiyorum ama kundaklama diyorlar” dediğin de hayretle ona baktım. “Nasıl yani birimi yakmış elektrik hattından değimliymiş” derken kafasını iki yana sallayarak “Sana bilgi vermediler mi bu zamana kadar” dedi. Homurdanarak “saçma sapan sorular sormaktan başka bir şey yapmadılar. Demek o yüzden yangını benim çıkarıp çıkarmadığımı sordular.” Dedim.  “En büyük şüpheli sensin, sigortadan para almak için çıkarmış olabilirsin diye düşünebilirler” “Saçmalama Ali abi yıllardır biriktirdiğim emeğimi neden yok edeyim ben, motorlarıma taptığımı bilirsin” “Biliyorum, biliyorum” diyerek beni onayladıktan sonra “peki kim yapmış olabilir” dediğinde tek aklıma gelen o nottu ama elimde delil olamayacak kadar az kanıt vardı. Kafamı iki yana sallayarak “bilmiyorum inan bilmiyorum” dedim. Bir süre sessiz kaldıktan sonra “şuan için yapacak çok fazla şey yok, çocukları çağırayım da düzgünce ifadeni alsınlar. Araştırmalarda bir şeyler bulabilirsek sana haber veririz. Ama sende bu sure içinde dikkatli ol birinin kimliğini öğrendiği belli” dediğinde benim da aklımı kurcalayan bu düşünceydi. Kim öğrenmişti. Ne istiyordu. Neden bana böyle bir zarar vermişti. “Bu işleri de bırak artık kızım. Hayatını tehlikeye atmaktan başka bir şey yapmıyorsun, bu gün yangından buraya geldin, yarın cenazen gelir. Aileni arayıp da kızınız bir yarış uğruna hayatını kaybetti demek zorunda bırakma beni. Aileni düşün biraz, senin y.atıklarından haberleri bile yok. Kızlarının bilmedikleri bir hayatı olduğunu onu kaybettikleri zaman öğrenince ne yaparlar.” “Ne kadar haklı olduğunu biliyorum abi ama bu da benim hayatta kalma şeklim. Üstelik oldukça dikkatliyim, ben merak etme.” “Oldukça dikkatliymiş. Dikkatli olduğun için mi bugün buradasın. Ne desem o kafanın dikine gideceksin değil mi? Her neyse ifadeni ver, hasar tespitini onayla, odama gel. Yangından sadece çelik kasan çıkmış diğerleri pert beraber gidip bakalım” diyen Ali abi sinirle odayı terk etmişti. Söylediklerine hak versem de yarışları ve bu gizliliği seviyordum. Vazgeçmek o kadar kolay değildi. O çıktıktan sonra az önce bana soru soran polisler tekrar gelerek ifademi daha sakin bir şekilde almaya başladılar. İfademi verip imzaladıktan sonra hasar tespit tutanağını da imzalayarak çelik kasanın olduğu yere gitmek için odadan çıktım. Çıkar çıkmaz karşımda Tolga’yı görmeyi ise beklemiyordum. Benim çıktığımı görünce yanıma gelerek “iyi misin?” dediğinde “Neden buradasın?” dedim. Gözlerime bakarak “seni yalnız bırakmak istemedim bir şeye ihtiyacın olur diye düşündüm” dediğinde bende yalnız kalmak istemiyorum diye düşünsem de şuan yanımda olmasını istediğim kişi Tolga değildi. “Sağ ol ama buraya gelmene gerek yoktu Tolga. evine git” dediğimde kafasını olumsuz anlamda sallayarak “işin bitene kadar buradayım” dedi. Aslında içten içe reddetmesine memnun olmuştum çünkü korkmuyorum desem yalan söylerdim. Umursamazca omuz silkip “sen bilirsin” dedikten sonra polislerle birlikte kasanın oraya gittik. Ali abi de kasanın başında beni bekliyordu. Kasanın şifresini girerek açtığımda yanan bütün motorlarımın anahtarlarıyla karşılaştım. Bana geriye onlardan başka bir şey kalmamıştı. Motoru olmayan anahtarlar. Bunu yanında birkaç aydır biriktirdiğim para ve evraklarda yerli yerinde duruyordu. Kasanın içinden çıkan anahtarlara hayretle bakan polislerden bir tanesi “o kadar motorun kül olduğuna inanmak zor, gerçekten hepsi senin mi?” dedi. Üzüntüyle iç çekerken “doğruluğu kanıtlayan evraklarda burada, sanırım bunları size teslim etmem gerek, tam olarak içeride ne olduğunu bunlardan tespit edebilirsiniz. Sadece bu gece kullandığım sağlam kaldı.” dedim. Ali abi bana dönerek “kasanda her şey tam değil mi? Kaybolan bir şey yok” diye sorduğunda, kasadaki evrakları ve anahtarı kontrol ederek hepsinin tam olduğunu gördüm. “Yok abi her şey burada” dediğimde “Tamam, o zaman evrakları biz alalım paranı ve ihtiyacın olanları alda eve gidip dinlen artık” dedi. Parayı Ali abinin verdiği bir çantaya koyduktan sonra ona teşekkür edip yanından ayrıldım. Evet, Kedi kızım dört yıllık geçmişinden sana kalan sadece on bin TL para ve kırmızı Ducatin al tepe tepe kullan. Çıkışa doğru giderken hala kapının orada oturmuş beni bekleyen Tolga’yı gördüm. Yanına giderek “işim bitti artık gidebilirsin” dediğimde ayağa kalkıp “geç oldu, seni evine bırakayım” dedi. Gözlerine bakarak “nerede oturduğumu biliyor musun?” dedim. Gözlerini kaçırarak “sen olduğunu biliyorum Dört Göz farkında değilsen masken yok yüzünde” deyince huzursuzlaşsam da “bu evimi nereden bildiğini ve depomum orada ne yaptığını açıklamıyor” dedim.  “Doğru, haklısın. Evini biliyorum çünkü bu gün kafeden çıktığında seni takip ettim. Deponu biliyorum çünkü bardan çıktığında da seni takip ettim.” Açıklaması beni şaşırtırken bunları b kadar kolay itiraf ettiğine inanamıyordum. Sinirle gülerken “ve benden sana güvenmemi bekliyorsun” dedikten sonra “resmen takipçi bir sapık gibi davrandığının farkında mısın?” dedim. “Bak özür dilerim tamam mı? Daha seni ilk gördüğümde tanımıştım ama emin olamamıştım. Kimseye bir şey söylemeyeceğim bundan emin olabilirsin sadece yardım etmeye çalışıyorum.” Daha fazla uzatacak ne halim vardı ne de sabrım. Saate bakınca sabah beşe geldiğini gördüm. Bir an önce eve gitmezsem annemlere yakalanacağımı fark edince “peki beni eve bırak gerisini sonra konuşuruz” dedim. Dışarı çıktığımızda bizim sokakta gördüğüm Bmw’yi görünce Tolga’nın dediklerinin doğru olduğunu anladım. Sessizlik içinde geçen araba yolculuğumuz bizim evin önüne gelmemizle son buldu. Bir an önce kendimi eve atmam gerektiği için Tolga’ya kısaca teşekkür ettikten sonra koşarak bahçeyi geçip eve girdim. Hızla odama geçip üstümü değiştirirken annem beni bu halde görse kesin kalp krizi geçirir diye düşünüyordum. Üzerimde kıçımı zor kapatan bir elbise, yanağımda kollarımda siyah yangın izleri, gözlerim de ağır siyah makyaj. Batman filminden fırlamış gibiydim. Makyajımı temizleyip Üstümü değiştirerek, elbisemi okul çantama tıktıktan sonra yatağa girdim. Bütün günün stresi ve gecenin üzüntüsüyle uykuya dalmam o kadar zor olmadı. Yorgunluktan bayılmıştım. Sabah kardeşimin öpücükleri ile gözlerimi açtığımda gece yaşananlar bir an aklımdan uçmuş neşeyle uyanmıştım. Karşımda geçmiş bana gülerek bakıyordu. Belinden tutarak kaldırıp yatağa yanıma aldığımda itiraz eden sesler çıkardı. “Sen beni uyandırırsın demek ha” diyerek gıdıklamaya başladığımda kardeşim kahkaha atarken, onun bu mutlu gülen yüzünü gördükçe bende gülmeye başladım. Gürültümüze gelen annem “kızım yeter fazla yorma kardeşini, hadi kahvaltıya gelin” dediğinde “Hadi bakalım hayta bu sabahın hesabını sonra soracağım sana” diyerek kardeşimle beraber yataktan kalktım. Dün gece yaşananların ağırlığı yavaş yavaş üstüme çökerken yaptığım kahvaltıdan bir şey anlamadım. Aklıma geldikçe sanki bir kabustan uyanmış gibi hissediyordum. Nasıl oldu böyle bir şey. Kim? neden yaptı? Düşünmekten beynim kısa devre yapmıştı. Kahvaltı bittikten sonra anneme masayı toplamasına yardım edip odama geçtim. Yatağa oturmuş boş boş etrafa bakarken Kedi’nin telefonu çaldı. Çantamdaki telefonu çıkarıp baktığımda tanımadığım bir numaradan mesaj geldiğini gördüm. “Sürprizimi beğenmişsindir umarım. Senin için geliyorum.” Korkudan telefonu düşürürken keskin bir nefes alıp elimi ağzıma götürdüm. Numaramı da biliyordu. Korkum sinire dönüşürken bedenim titredi ve gözlerim doldu. Kimdi bu pislik. Benden ne istiyordu, öğrenmek istiyordum. Çeteyle bir an önce toplantı yapmalıydım. Bu durumdan haberleri olması lazımdı. Benimle uğraştığına göre her an çeteye de sarabilirdi. Telefonu yerden alıp hemen Alp’i aradım. Uykulu bir sesle “efendim” dediğinde telaşımı sesime yansıtmamaya çalışarak “Alp uyandırdım galiba ama acil toplantı yapmamız lazım” dedim. Bu saatte benim sesimi duymaya alışık olmadığı için şaşkınca “Kedi Sen misin? iyi misin? Ne oldu?” Diye soruları sıralarken “Bak toplantıda konuşuruz şimdi herkese mesaj atıyorum dağ evindesin değil mi?” dedim. “Evet, evet ordayım çeteye buraya gelmelerini söyle” dediğinde rahatlayarak “Tamam, bir saate görüşürüz” dedim. Telefonun kapattıktan sonra hemen çeteye acil toplantı mesajı attım. Bir saate herkesin Alp’in evinde olmasını, önemli olduğunu yazdıktan sonra evden çıkmak için hazırlanmaya başladım. Kedi Kızın bütün kostümlerinin akşam yangında yok olmasından dolayı toplantıya Dört Göz kıyafetiyle gitmekten başka çarem yok. Elimde sadece akşamki elbise ve maskem kalmıştı. Kot pantolonun ve tişörtü üstünde abes kaçsa da mecbur maskeyi takmam gerekiyordu. Kimliğimi bilen bir psikopat dışarıda gezerken diğerlerinin de kimliğimi örenmesine hazır değildim. Siyah kot pantolon ve siyah tişört giydikten sonra anneme Elif ile buluşacağımı söyleyerek evden ayrıldım. Bizim eve çıkan yokuşu önüme bakmadan inerken birine çarpınca kafamı kaldırdım. Tolga’yı gördüğümde onun sürekli karşıma çıkmasından iyice şüphelenmeye başlamıştım. “Yine ne işin var burada Tolga gerçekleri öğrendin yetmedi mi” dedim sıkkın bir şekilde. “Seninle ilgili bir mesaj aldım konuşmalıyız” dediğinde bunu beklemiyordum. Kaşlarımı çatarak “ne mesajı ne alaka seninle ben” dediğimde etrafa bakıp “Bak burada olmaz bir yere oturup konuşalım.” Dedi. Haklı olduğunu düşünerek “Tamam, acele etmemiz lazım toplantı hazırladık olanları çeteye anlatmam gerekiyor.“ derken ilerlemeye başlamıştım. “Peki, o zaman konuştuktan sonra toplantıya beraber gidelim. Zaten aranıza katılacaktım, ilk toplantımı gerçekleştiririm” dediğinde, kafamı sallayarak “geçen ki kafeye gidelim yakın zaten” dedim. “Arabam bu tarafta gel” diyerek kolumu tutup beni durdurduğunda ister istemez tedirgin oldum. Etrafıma bakıp bizi gören biri var mı diye kontrol ettikten sonra “ben yürüyerek giderim, orada buluşuruz” dedim. Dediğimi saçma bulsa da onaylayarak yanımdan ayrıldı. Kafeye gittiğimde tabii ki Tolga benden önce gelmiş beni bekliyordu. Karşısına oturak “anlatmaya başla ve acele et fazla vaktim yok” dedim. “Akşam bir mesaj aldım “dört gözün kimliğini ortaya çıkarmak ister misin?” yazıyordu.” Dediğinde midem kasılırken kalbim hızla atmaya başlamıştı. “Kimmiş? Sen ne dedin?” “Cevap attım ama geri dönmedi, aradığımda da hatta ulaşılamıyordu. Kim olduğuna dair hiçbir bilgim yok ama bence yangını çıkaran kişiyle aynı ve senin kimliğini de bildiğimi biliyor.” Lanet olsun bu nasıl mümkün olabilirdi. Tolga daha gece öğrenmişti. Aklıma gelenle korkarak “Aman Allah’ım takip ediliyorum” dedim sesli bir şekilde. Ben etrafımı incelerken, Tolga da kafasını sallayıp onaylayarak “büyük ihtimal öyle, benimde aklıma geldi çünkü inan ben kimseye ötmedim” dedi. Nedendir bilinmez ona inanıyordum. Gözlerindeki bakış benimle oyun oynamadığını söylüyordu. Geceki dürüst cevaplarını da göze alarak onunla açıkça konuştum. “Tolga bak neyin içinde olduğumu bilmiyorum, biri benden intikam almak istiyor ama kim olduğunu bilmeyi bırak intikam alacak ne yaptığımı bile bilmiyorum. Yani kısaca buna bulaşma, çeteye girmeyi bir süre ertele. Masanın üstündeki elime uzanarak “bak biliyorum iyi bir geçmişimiz yok. Okulda sana çok zorluk çıkardık ama seni tanıdıktan sonra arkadaşlarım ve benim yaptıklarımdan pişman oldum. Kabul edersen bu konuda sana yardım etmek istiyorum. Bu sayede kendimi affettirmiş olurum.” Dediğinde elimin üstündeki eline bir süre baktım kaldım. Tolga’dan böyle bir yakınlık hiç beklemiyordum. Elimi çekerek “teşekkür ederim ama ben hiçbirinize kırgın değilim sadece Mert’e belki biraz” dedim hafif gülerek. Gülümseyerek “evet yaptığı eşeklikler bini aştı” dediğinde“Neyse konumuza dönersek madem katılmak istiyorsun şimdi toplantıya gidelim. Yalnız bu adamın sana mesaj attığını söyleyemeyiz. Mesajın içeriğini merak ederler ve bu sorun olur. Biliyorsun ki çeteden kimse kim olduğumu bilmiyor” dedim. “Merak etme söylemem” dediğinde anlaşmıştık. Kafeden çıkarak Alp’in dağ evine doğru yola çıktık. Mahallede olmadığımız için beraber gidelim dediğinde kabul etmemek gibi bir salaklık yapmadım. Bu dalgınlıkla o kadar yolu taksiyle gitmek salaklık olurdu ki Tolganın BMW Z4 ü oldukça rahattı. Arabasını inceleyerek “güzel araba” dediğimde gülerek “arabalara ve motorlara karşı değişik bir ilgin var değil mi?” dedi. “Ahh kesinlikle ama daha çok motorlara.” Kahkaha atarak “hiç belli olmuyor” dediğinde onun bu rahat tavırlarıyla ben de rahatlayarak kahkaha attım. Dünkü yaşananlardan sonra kolay kolay gülebileceğim aklıma gelmezdi ama Tolga ile çok yakın olmasak da onun desteği beni birazda olsa güldürmeyi başardı. Dağ evine yaklaştığımızda maskemi yüzüme yerleştirirken “Kedi Kıza merhaba” dedi Tolga. Gülümseyerek “daha tam olarak Dört Göz olmaya hazır değilim” dedim. “Bence Dört Gözünde pek Kedi Kızdan farkı yok. Neden arkadaş edinmediğini anlıyorum, eğer arkadaş edinirsen içindeki Kedi Kız günlük yaşamını da istila edecek ve etrafa ördüğün duvarlar yıkılacak.” dediğinde beni bu kadar kısa bir sürede çözmesinin vermiş olduğu şaşkınlıkla ona baktım. Ona baktığımı görünce “Ne yanlış bir şey mi söyledim” dediğinde “Yok, hayır, yani doğru bir tahminde bulundun” dedim. “Ah” derken arabayı park ettiğinde, karşılaşacağım kalabalığın tepkisini merak ederken Hadi Hayırlısı diyerek arabadan indim.      
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE