Bölüm 9

2818 Kelimeler
Eve doğru ilerlerken kapının önünde Alp elleri göğsünde bağlanmış bir şekilde bizi bekliyordu. Arkamdan gelen Tolga’yı süzerek “neler oluyor” dediğinde, Kollarının arasından beline sarılıp kollarını çözerken kokusunu içime çekerek “içerde anlatım herkes geldi mi?” dedim. O da kollarını bana dolarken mavi gözleri merakla bana bakarak “geldi, seni bekliyorlar” dedi. Birlikte içeri ilerlediğimizde herkesin salonun farklı köşelerine dağılmış sohbet ettiğini gördüm. Alp’in kollarından sıyrılarak, salonun büyük penceresinin önünde bulanan masaya doğru ilerleyip, üstüne otururken dikkatlerini çekebilmek için “herkese merhaba arkadaşlar” diye bağırdım. Dikkatleri üstüme çektiğimden emin olduktan sonra “biliyorum hepinizi acil olan toplantımızın sebebini merak ediyor” dedikten sonra duraklayıp “hepinizi işlerinden alı koyduğum için öncelikle özür diliyorum” dedim. Hepsinden sorun değil mırıltıları yükseldiğinde gülümseyerek onlara teşekkür ettikten sonra derin bir nefes alıp “motorlarımın bulunduğu depoda dün gece yangın çıktı” dedim. Hepsinden hayret nidaları yükselirken iki elimi kaldırıp sakin olun dercesine salladıktan sonra “yangın bir kundaklamaydı” dediğimde sesler daha da arttı. Alp’in kaşlarının çatıldığını görürken çeteden biri “kim yapmış” diye sorarken Alp’in sesi de  “Neden bundan benim haberim şimdi oluyor” diye yükseldiğinde irkildim.  Alp’in verdiği tepkiden sonra herkesin sesi kesilirken ona bakıp “lütfen bitirmeme izin ver, toplantıdan sonra konuşuruz” dedim. Sinirle kendi kendine homurdanmaya başladığında bizi büyük bir kavganın beklediği aşikardı. Çete üyelerine bakıp “arkadaşlar bunu size anlatıyorum çünkü her ne kadar şuan için bana odaklanmış olsa da olaylar, sizinde başınıza bir şey gelmesini istemiyorum. Bu aralar herkesin daha çok dikkatli olmasını istiyorum. Etrafınıza daha dikkatli bakın, takip edilip edilmediğinize dikkat edin.” Dediğimde herkes birbiriyle fısıltıyla konuşmaya başladı. En sonunda bir tanesi “tehlike ne kadar büyük ve tüm çeteyi mi kapsıyor” dediğinde iç çekerek “bilmiyorum, şuan için bütün yapılanlar bana yönelik ama bu olayların size sıçraması karşısında hazırlıklı olmanızı istiyorum” dedim. Sözlerimden sonra ufak bir sessizlik olurken çoğundan eğer yardıma ihtiyacın olursa biz buradayız gibi şeyler duymak beni mutlu etmişti. Hiçbiri kim olduğumu bilmese de bana değer verdikleri belliydi. Onları gerçekten seviyordum.  “Evet, olaylar bunlar arkadaşlar, son zamanlarda ilginizi çeken başka bir şey olmadı değil mi?” Dediğimde hepsi olumsuz anlamda kafasını salladığında  “Güzel en azından hedefin ben olduğum kesin” diyerek derin bir nefes alıp “dikkatli olun lütfen ve eğer şüpheli bir şeylerle karşılaşırsanız hemen bana veya diğerlerine ulaşın” diyerek konuşmamı bitirdim. Ben masadan inip Alp’in yanına doğru giderken çete üyeleri de evden çıkmak için kapıya yöneldiler. Alp’in karşısına geçtiğimde gözlerinde adeta şimşekler çakarak bana bakıyordu. Ve o şimşeklerin tek hedefi bendim. Sinirle soluyarak “seni dinliyorum” dediğinde elinden tutup koltuğa çekerek “önce bir oturalım anlatacağım” dedim. Alp ile yan yana koltuğa otururken, Can ile Aslı karşımıza yan taraftaki tekli koltuklara da Tolga ile Burak oturdu. Alp’e dönüp gözlerine bakarken “sizden ayrıldıktan sonra garaja gittim, gittiğimde yangını söndürmüşler, polis gelmişti. Daha sonrada oradan karakola gittik ifade filan verdim olayın şoku ile hiçbirinizi arayamadım” dedim. Alp sinirle bağırarak “olayın şoku ile aramadın mı? Tam aksine böyle bir durumda beni araman gerekmiyor muydu? Bununla nasıl tek başına başa çıkmaya çalışırsın” dedi. Ben hiçbir şey demezken Tolga “tek başına değildi” dediğinde gözlerimi sıkıca kapattım. Bu söylediğinin bana hiçbir faydası olmaz Tolga diye içimden geçirirken gözlerimi açtığımda Alp ona dönüp “ne demek istiyorsun” dediğinde Tolga “yanında ben vardım” dedi. Sinirle ayağa kalkan Alp “sen kim oluyorsun da yanındaydın lan daha dün bir bugün iki. Daha çeteye girmemişken ne ara yanındaydın nasıl yanındaydın” diye bağırırken Tolga da ayağa kalkmıştı.  Alp, Tolga’ya öfkesini kustuktan sonra aynı sinirle bana dönüp  “beni aramazken iki gün önce tanıdığın birini mi aradın” dedi. Bende yerimden kalkarken kolundan tutup “Alp ben kimseyi aramadım. Tolga ile orada karşılaştık. Polisleri görünce bir şey olduğunu anlamış ve yardım etmek istemiş” dediğimde kolunu elimden kurtararak “ne yani bu kadar karşılaşmakta mı hep tesadüftü” dedi. Alp sinirden yerinde duramayıp ileri geri yürümeye başladığında Can araya girerek “abi bir sakin olda adam akıllı konuşalım. Daha büyük sorunlarımız var. Bu iş kim yaptı.” dedi. Can’a minnetle bakarak sessiz teşekkürlerimi yolarken oda bakma böyle dediğime sonra görüşeceğiz dercesine baktı bana. Alp bir anda sinirle karşısındaki Tolga’nın boğazına yapışarak “bütün bunlar sizinle yarıştıktan sonra başladı sen olmadığın ne malum” dediğinde öne atılarak kolunu tuttum ama Tolga benden önce davranarak Alp’in elini kendinden uzaklaştırmıştı. Alp buna daha çok öfkelenirken koluna yapışıp  “Alp dur lütfen, onlarla yarışmadan önce de tehditler vardı” dedim. Demez olaydım Tolga’yı bırakıp o kadar ani döndü ki az kalsın dengemi kaybedip düşüyordum. Kolumu tutup sıkarak “ne demek öncede vardı” dediğinde bu sefer Aslı, yanımıza gelip Alp’in elinden kolumu kurtardıktan sonra “ikinizde artık bir sakin olun da şu olayı tam bir anlayalım” dedi. Bana dönüp “kedi baştan anlatsan iyi olur hepimizin aklı karıştı” dediğinde haklısınız diyerek anlatmaya başladım.  “Birkaç gün önce okulda defterime bir not bırakılmıştı. Kim olduğunu biliyorum yazıyordu. İlk başlarda korksam da sonra tekrar ses çıkmayınca bir şaka filandır diye umursamamıştım. Nottan sonra akşamki yangın oldu işte sonrada sabah mesaj geldi senin için geliyorum diyordu mesajda.” Sustuğumda Alp ellerini saçlarından geçirerek “anlamıyorum ya anlamıyorum bunlar olurken neden bize anlatmıyorsun neden yardım istemiyorsun ya sana bir şey olsaydı o zaman ne yapacaktın” dedi. “Alp lütfen ilk başlarda önemsemedim. Şimdi de çok korkuyorum tamam mı? Lütfen bir de sen üstüme gelme.  Bütün emeğim yandı. Senelerdir uğraştığım çabaladığım her şey yandı diyorum sana olayın şokundan hiçbir şey düşünemedim.” Bana inanmayan gözlerle bakıp “Tabi kesin öyledir karakola geldiğimizde kimliğini öğreniriz diye korkmuşsundur sen.” Dediğinde yaşadığım hayal kırıklığı çok büyüktü. Hayretle ağzım açılırken bana bu kadar inançsız olmasıyla gözlerim dolarak “o durumda sence bunları mı düşünüyordum ben” dedim. Beni duymazdan gelerek Tolga’ya dönüp “karakolda yanında olduğuna göre meşhur kedi kızımızın kimliğini de öğrenmişsindir. Dur ya zaten tanıdığını düşünmüyor muydun tanışıyor muymuşsunuz?” diyerek üstelemeye devam ettiğinde hayal kırıklıklarım daha da büyüyordu. Tolga yerinde dikleşip bana baktıktan sonra Alp’e bakarak “hayır polislere ifade verirken dışarıdaydım ve hayır tanışmıyormuşuz” dedi. Alp bana döndüğünde hayal kırıklıklarıma aldırmadan “hah kimliğini bu durumda bile saklamayı başardın hadi iyisin” dedikten sonra salondan dışarı çıktı. Biraz geçtikten sonra dış kapının çarpma sesiyle bedenim irkilirken evden ayrıldığını anladım. Arkamdaki koltuğa çökerken “o durumda bunları düşünebildiğime inanıyor olamaz” diye mırıldandım. Aslı yanıma gelip kolumu okşayarak “daha yeni olduğu için biraz sinirli hazmetmesine izin ver. Sakinleşince yaptığı hatanın ve durumun ciddiyetini anlayacaktır” dedi. Biraz daha sessizlik içinde oturduktan sonra Tolga “benim kalkmam lazım seni de bırakmamı ister misin?” dediğinde kafamı iki yana sallayarak “yok ben biraz daha buradayım. Alp motorumu aldırmıştır, motorla geri dönerim” dedim. “Tamam” diyerek ayağa kalktığında onu yolcu etmek için bende arkasından kalktım. Kapıdan çıktığımızda bana dönüp “her şey düzelecek merak etme” dediğinde iç çekerek “umarım” dedim. Bir süre bana anlamsızca baktıktan sonra “Bir şeye ihtiyacın olursa ara” dedikten sonra yanımdan ayrıldı. Kapıda onun gidişini izlerken temiz havayı derin derin içime çekerek sakinleşmeye çalıştıktan sonra eve girmek için arkamı döndüm. Kapıdan girer girmez Can’ın girişteki duvara yaslanmış beni beklediğini gördüm. Yanına gittiğimde kolunu omzuma atarak “Alp bu çocuğu kıskandığı için bu kadar büyük tepki verdi. Aralarındaki dengeyi kurman lazım yoksa işler karışacak” dedi. Şaşkınca Can’a bakıp “saçmalama Can, Tolga’dan kıskanması için hiçbir neden yok ki” dediğimde Can tek kaşını kaldırıp “çocuğun bakışları hiç öyle demiyor ama neyse. Benden uyarması Kedi eğer Alp’i istiyorsan bu çocuktan uzak dur” dedi. Can’ın dediğiyle gülmeye başlarken aklıma gelen düşüncelere dayanamayarak iki büklüm olup kahkaha atmaya başladım. Tolga, okulun yakışıklı çapkını benden hoşlanacak. Olacak şey mi? Bir bilseler gündüzleri olan halimi Can bu düşüncesinin ne kadar saçma olduğunu anlar benimle birlikte kahkaha atardı. Ben gözlerimden yaş gelene kadar gülerken, sesime gelen Aslı ile Burak “neler oluyor” dedi. Can iki elini havaya kaldırıp “ben bir şey yapmadım sanırım sonunda kafayı yedi” diyerek dalga geçtiğinde doğrulup gözümdeki yaşları sildikten sonra “of dünden beri çok stresliydim, iyi geldi sağ ol Can” dedim. “Ne yaptığımı bilmiyorum ama önemli değil” Gülerek salona geçip koltuğa uzandım. Akşamdan kalma yorgunluk ve stresle koltukta uykuya dalmam gecikmemişti.  Uykudan uyanmaya başladığımda ise tüm yaşananlar tekrar gözümün önünde canlanmaya başlamıştı. Yangın polislerin söyledikleri ve Alp’in davranışı… Ondan sakladıklarımdan sonra belki de bu davranışı hak etmiştim ama sırası değildi. Ona en çok ihtiyacım olduğu zaman bana arkasını dönmesi yalnız hissettirmişti. Gözlerim kapalı bir süre düşünürken yanımdan gelen sesle gözlerimi açtım. Alp orta sehpaya oturmuş beni izliyordu. Bir süre sessizce bakıştıktan sonra yanıma gelmesi içi koltukta arkaya doğru kayarak kollarımı açtım. Hiçbir tepki vermediğinde “lütfen sana ihtiyacım var” diye mırıldandım. Sözlerim etkisini göstererek yerinden kalkıp yanıma geldiğinde yerleşebilmek için doğruldum. Önce o koltuğa sırt üstü yerleşirken bende onun göğsüne doğru yerleştim. Kalp atışlarını dinleyerek orada öylece uzanırken ona olan kırgınlığım dağılmıştı. Onun varlığının beni bu kadar rahatlatması, bana bu kadar güven vermesi başkaydı. Çoğu zaman kendimi ifade etmekte zorluk çeken ben onun yanında hiçbir yerde olmadığım kadar rahat oluyorum. Alp saçlarımı okşarken “sana bir şey olsaydı ne yapardım diye düşünmeden duramıyorum” dedi. Bu sözlerin yeni bir tartışmaya yol açmasından korkarak ona biraz daha sıkı sarılıp “lütfen tartışmayalım” dedim. “Tartışmak istemiyorum zaten bir tanem. Sana bir şey olacak diye korktum. Ve Tolga denen çocuk öyle söyleyince aklımı kaybettim. Yani yanında ben olamazken onun olması…” diyerek derin bir nefes aldığında göğsü kalkıp inerken “kıskandım tamam m?” diye itiraf ettiğinde gülümsememe engel olamadım. “Kıskanman için hiçbir sebep yok” dediğimde çenemden tutup kafamı kaldırarak gözlerimin içine bakarken “Seni ne kadar sevdiğim hakkında hiçbir fikrin yok değil mi?” dedi. Kalbim hızlanıp midem taklalar atarken, kucağında biraz doğrularak “var, seni sevdiğim kadar, sınırsız, sonsuz, soluksuz” diyerek onu öpmek için uzandım. Gözlerinin içine bakarak dudaklarına doğru yaklaştığımda yarı yolda beni karşılayarak cevap verdi. Üstünde hareketlenip bacaklarımı iki yanından sarkıtarak ona daha fazla yaklaşmaya çalıştım. Öpüşmemiz sertleştikçe içimde büyüyen ateşi durduramaz olmuştum. Daha fazlasını istiyordum, o kişinin Alp olmasını istiyordum. Yine de ama demeden de duramıyordum. Alp kucağında benimle birlikte kalktığında nefes nefese ondan uzaklaşarak gözlerine baktım. Her ne kadar onu deli gibi istesem de şuan böyle bir şeye hazır değildim. Kafamı göğsüne bastırarak “özür dilerim Alp hazır değilim” dediğimde nefesini vererek “tamam sorun değil ama biraz daha kucağımda oturursan duramayabilirim” dedi. Aceleyle üstünden kalkarken az kalsın sehpaya çarpıp düşecektim. Gülerek kolumdan tutarak dengemi sağlamakta yardımcı oldu. “Tamam, sakin ol her ne kadar dorukta olsam da sana saldıracak değilim” dediğinde gözlerim pantolonun önüne kaydığında şişkinliği görmemle utanarak kafamı çevirmem bir oldu. Tepkimi fark eden Alp kıkırdarken “duş alsam iyi olacak iki dakikaya geliyorum” diyerek üst kata doğru koşar adım ilerledi. Utancımdan kızaran yüzümü ellerimle örterek koltuğa kendimi bıraktım. Alp’in hali ve az önce yaşananlar aklıma gelince kendi kendime kıkırdadım. Ben salonda otururken Alp merdivenlerin başında görüldüğünde onu baştan aşağı süzerken yine nefessiz kaldım. Onun gibi birini nasıl elde ettiğime hala şaşırıyordum. Altına siyah bir eşofman altı giymiş, üstünü aşağı inerek giyerken bütün kaslarını bana sergiliyordu. En çok sevdiğim adonisleri gördüğümde kendimi nefes almaya zorladım. Sonunda üzerine tişörtünü giydiğinde göz göze geldik. Ciddi bir şekilde “eğer bana öyle bakmaya devam edersen az önce başladığımız işi bitiririz” dediğinde yanaklarım anında alev alırken oflayarak kafamı ellerimin arasına alıp yere baktım. Halime gülerken “karnım acıktı yiyecek bir şeyler hazırlayacağım yer misin?” dediğinde açlıktan zil çalan karnımı fark ederek kafamı kaldırıp “kesinlikle kurt gibi açım” dedim. Mutfağa yönelerek “hadi bakalım o zaman yardım et bana” dediğinde peşine düşerek “ne pişireceksin” dedim. Bana dönüp arka arkaya yürürken ellerini birbirine sürtüp “şef Alp’in spesiyallerinden Meksika usulü makarna” dedi ellerini iki yana açarak. Haline gülerek “önüne dön yoksa şef Alp yemek yapmadan düşecek” dedim. Kapıda durup tek kaşını kaldırarak “şef Alp’i mi düşünüyorsun, yoksa aç kalacağını mı?” dedi. Of şu tek kaş hareketini bir ben yapamıyordum galiba. Can da Alp de ne güzel yapıyor, ben yapmaya kalksam iki kaşım birden kalkıp, yüzümde garip bir ifade olurken şaşkın maymunlara benziyorum. Yanından geçerken karnına vurarak “tabii ki de kendimi düşünüyorum, kim doyuracak beni sonra” dediğimde gülüp karnını tutarak “ah eliniz çok ağır madam, böyle vurursanız şefiniz size nasıl yemek yapar” dedi. Yanına gidip yanağından öperek “hadi artık yap şu yemeği yoksa açlıktan seni yiyebilirim.” Diyerek sırıttığımda  “Hım onu az önce yapmıştın zaten” deyince utanarak koluna vurup “acıktıımmmm” diye bağırdım. O ise gülerek dolaba giderek gerekli malzemeleri çıkarmaya başlamıştı. Tezgaha giderek, tutunup “ben ne yapıyorum” dediğimde, önüme bir tana tencere, üç domates ve rende bırakarak “sen bunları rendeliyorsun” dedi. “Tamam” diyerek domatesleri rendelemeye başladım. Elimde rende ve domateslerle savaşırken makarnayı haşlanmaya koyan Alp arkamdan gelip belime sarılarak “hıım burada sıkı bir dövüş var galiba” dedi başımın üstünden domateslere bakarak. Gülüp “rende yapmaktan oldum olası nefret etmişimdir çok zor” dediğimde arkamdan uzanıp rendeyle domatesi elimden alarak “çünkü ters yapıyorsun, o yüzden zorlanıyorsun, böyle yaparsan zorlanmazsın” diyerek domatesi rendelemeye başladı. Benim bir saattir uğraştığım domatesi iki dakikada rendelemesiyle ellerimi çırparak “sen bir harikasın” dedim. Sırıtarak beni kendine çevirip, arkamdaki tencereyi kenara itti. Belimden tutup beni tezgâha oturttuktan sonra bacaklarımın arasına yerleşerek “burada olman o kadar hoşuma gidiyor ki” dediğinde, gülerek bulunduğum yeri işaret edip “tam burada mı?” dedim. Dudaklarıma doğru “tam burada” diyerek beni öpmeye başladığında, bacaklarımı beline dolayarak onu kendime doğru çekerken ocaktan gelen sesle birbirimizden ayrıldık. “Hay lanet” diyerek ocağa koşan Alp’in arkasından baktığımda suyu taşmış makarnayı gördüm. Elinde tencerenin kapağıyla dönüp “seninle yemek yapmak çok tehlikeli” dedi. Tek kaşımı kaldıramadığım için iki kaşımı da kaldırarak “beni ayartan sendin” dedim. Gülerek önüne dönüp makarnanın kalan suyunu süzmek için lavaboya gitti. Onu makarnasıyla baş başa bırakarak tezgâhın karşısındaki bar taburesine kuruldum. Alp mutfakta harikalar yaratırken hayran kalarak onu izlemeden duramadım. Her şeyi o kadar güzel yapıyordu ki sanki yemek yapmak için doğmuş gibiydi. Kendine has erkeksi havasıyla yemek yaparken bir kez daha ona sahip olduğum için şükrettim. İşi bittikten sonra bana döndüğünde onu izlediğimi görerek “neden öyle bakıyorsun” dedi. İç çekerek “mutfağa ne kadar yakıştığını düşünüyordum sana sahip olduğum için şanslıyım” dedim. Gülerek “başta söylediğin hakaret mi? İyi bir şey mi? Bilemedim bebeğim ama bende sana sahip olduğum için oldukça şanslıyım” dedi. Sessizce yemeğimizi yedikten sonra Alp ile salondaki koltuğa birbirimize sarılarak oturduk. Bir süre sonra “kim olduğunu düşünüyorsun” dedi. Yangını çıkaran kişiden bahsettiğinde ister istemez gerildim. “Hiçbir fikrim yok.” “Seni bilen birisi olduğu kesin, hangi okulda okuduğunu motorlarını nereye bıraktığını biliyor.” “Evet, ama ben kimseye söylemedim Alp, yemin ederim etrafımdan kimse bilmiyor” dediğimde aklıma Tolga’nın bildiği gelince içimi bir suçluluk duygusu kapladı. “Bu gün sana bağırdığım için özür dilerim. Senin zarar görebileceğini düşündüğüm için öyle bir tepki verdim.” “Sorun değil seni anlıyorum ve haklı olduğunu da biliyorum.” Karnındaki elimi tutarak “bu durum çok sinirimi bozuyor, ben yanında değilken sana bir şey olsa ruhum bile duymaz. Bir daha senden hiç haber alamasam seni nerde arayacağımı bile bilmiyorum” dedi. “Alp lütfen yine tartışmak istemiyorum.” “Tamam, sustum”. Bir süre sessizce oturduk. Sonunda saate bakmak aklıma geldiğinde neredeyse akşam olduğunu gördüm. Çantamdan gelen telefon sesi de eve geç kaldığımın habercisiydi. Yerdeki çantamı alarak telefonu cevaplarken “geliyorum yoldayım anne” dedim. “Sonunda bir evin olduğu aklına geldi mi kızım? Çıkmazsın çıkmazsın çıktın mı da eve uğramazsın” diye cümlelerini ardı ardına sıraladı annem. “Üzgünüm anne, Elif ile ders çalıştık o yüzden geciktim” değimde yanımdaki Alp kıkırdayınca susması için karnına vurdum. Annem “çabuk gel” diye son direktifini verdiğinde “tamam anne” diyerek telefonu kapatmıştım.  Çantamı alıp telefonu içine atarken ayağa kalkarak “gitmem lazım” dediğimde Alp de sırıtarak kalkıp “Evet, duydum, bu sayede hakkında bir şeyler de öğrendim bir annen ve Elif adında bir arkadaşın var” dedi. Gülerek “evet ama zaten bir annem olduğunu biliyordun” dedim. Benimle birlikte kapıya yönelirken “tahmin ediyordum diyelim” dedi. Kapıya gelince ona sarılıp yanağından öperek veda ettim. Anahtarlıktan motorumun anahtarını çıkararak “bunu almadan mı gidiyordun” dediğinde anahtarı alıp “tabii ki de hayır, o bana kalan tek motorum” dedim. Alnımdan öperek “dikkat et ne olur, elinden geldiğince beni ara, seni merak etmeden duramıyorum” dedi. “Tamam, arayacağım” diyerek söz verdikten sonra yanından ayrıldım. Motoruma gidip bindiğimde gövdesini okşayarak sadece sen kaldın bana yadigâr dedim. İçimden ne kask nede maskeyi takmak gelmedi. Motoru çalıştırıp yola çıktığımda bütün yaşanan kötü olayları unutmak için hızımı arttırdım. Sert rüzgâr yüzüme çarpıp, saçlarımı okşarken, yangından kalan hatıralar aklımdan silindi. İşte benim için motor sürmek buydu. Özgürlük. Zevk. Hayat.    
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE