Aradan haftalar geçti. Evde takvim değişti ama hava değişmedi. Bağırış azaldı, bakış çoğaldı. Gül sustu, Feride izledi. Çelik ise her gün biraz daha sertleşti. Kimse “iyi misin” demedi. Herkes rolünü biliyordu. Rol dediğin de hayatta kalma şekliydi zaten. Feride’nin karnı belli belirsizti ama evde ağırlığı koca bir gölge gibiydi. Gül o gölgeyi her adımda hissediyordu. Mutfakta, salonda, banyoda… Kadının nefesi bile Gül’ün sinirine dokunuyordu. Ama bu sefer Gül susmuyordu. İçine atıyordu. Dişlerini sıkarak. O sabah Çelik erkenden hazırlandı. Hastane kontrolü vardı. Kravatını takarken aynaya baktı. Yüzünde umut değil, beklenti vardı. Feride kapıda durdu. “Hazırım,” dedi. Çelik başını salladı. “Hadi.” Arabada kimse konuşmadı. Radyo kapalıydı. Yol uzundu ama sessizlik daha uzundu. Feride

