ARVEN Gözlerimi açtığımda her yer karanlıktı. Yalnızca tavanda titrek bir floresan paslı demir borunun altında sallanıp duruyordu. Başım çatlayacak gibi zonkluyor, ağzımın içi tuzlu bir tatla doluyor ve midem bulanıyordu. Soğuk bir taş zemine uzanmıştım. Sırtım nemli ve yapış yapıştı. Nefes almaya çalıştım. Rutubet ciğerlerime dolarken, burnuma benzinle karışık küf kokusu çarptı. Bir an nerede olduğumu anlamadım. Sonra her şey çakan bir şimşek gibi ansızın geldi. Rüzgar’ın öpücüğü, vedalaşmamız, sokak, ve ağzıma yapışan o el… Tüm bedenim ürpertiyle titrerken “Rüzgar…” diye mırıldandım. Boğazım kurumuş, dilim damağıma yapışmıştı adeta. Ellerim bağlıydı, kalın bir kablo bağı bileklerimi kesiyordu. Ayaklarım da aynı şekilde. Karanlığa alışmaya çalışırken gözlerim yavaş yavaş şekilleri se

