RÜZGAR “Ölümden bahsetme,” dedi gözleri dolarken. “Zaten göreve gidiyorsun. Acı çekmemi mi istiyorsun? Hiç çekmiyormuşum gibi!” Onu yeniden kollarımın arasına aldım. “Özür dilerim güzelim. Doldurma kahvelerini! Aklımı sende bırakma!” Sanki aklım yeterince onda kalmayacakmış gibi… Cebimdeki telefon çalmaya başladığında iç çektim. Bu bana yıllar önceki olayı hatırlatmıştı. Ben yine Arven'i bırakıp göreve gitmek zorunda kalmış ve aramıza yıllar girmişti. Yine benzer durumun yaşanmasından ödüm kopuyordu. “Tamam, kaçmayalım ama sen de beni ardında bırakma,” dedim çaresizliğin verdiği yıkıcı bir hisle. “Döndüğümde yine böyle kollarıma koşar halde bulayım seni.” “Öyle olacak Rüzgar. Başka türlüsü mümkün mü?” Mümkündü. Yıllar önce olmuştu. Ya yine aynısı olursa? Ya ben burada yokken babası

